Dünyadaki  birçok devletten daha  zengin olan bir adam, ezilenlerin sesi olarak, ‘bürokrasi mağduru halk çocuğu’ imajıyla  bir ülkeye başkan olabiliyor. Yürütmekte olduğu kavganın, garibanlar adına yapıldığı  tezini  algı operasyonları ile kitlelere sunup  kabul ettirebiliyor. Görüldüğü gibi, kavramlar tam anlamıyla tepetaklak!

Kavram olarak ortaya çıkması yeni olmasa da, isim olarak gündeme gelmesi oldukça taze bir  konu:  post truth…  Oxford Üniversitesi’ne bağlı Oxford Dictionaries  tarafından  2016 yılının  kelimesi seçilen post  truth, asıl şöhretine  Trump’ın ipi göğüslediği  ABD başkanlık seçimi sürecinde ulaştı. Anlam yönünden Türkçe’ye  tam çevirisi mümkün olmamakla birlikte; ‘gerçek üstü’ , ‘ hakikat sonrası’ gibi karşılıklar  en uygunu olarak gözüküyor. Post-truth’ın  Oxford Sözlük’teki tanımı şu şekilde(*): ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’. ‘Post-truth’ terimi ilk kez 1992 yılında Sırp-Amerikan bir oyun yazarı olan Steve Tesich tarafından Nation dergisinde kullanılmış. İran-Kontra skandalı ve Körfez savaşını konu alan yazısında Tesich, “Bizler, özgür insanlar olarak, bir post-gerçek dünyasında yaşamak istediğimize özgürce karar verdik” diyerek bu kelimeye yer vermiş(**). 3 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan “The Post Truth Era” isimli kitabıyla Ralph Keyes bu kavramı derin anlamda işleyen ilk isim olmuştu ancak pek ilgi görmemişti. Sanırım lise yıllarımdı. O zamanlar  böyle bir kavramdan haberdar değildim elbet; ama  ‘post truth’  ile ilk  tanışmam bu döneme denk geliyor. Ünlü bir edebiyatçımız, o dönem yeni çıkan kitabında tam on yedi sayfalık kısmı, alıntı yaptığını belirtmeden, yabancı bir yazarın eski bir kitabından noktası virgülüne alarak  kullanmış, yani intihal yapmıştı. Normal bir toplumda, bu olay üzerine edebiyat eleştirmenleri çıkar ve bu intihali çatır çatır eleştirirler diye bekliyordum. Ancak böyle olmadı, aksine o yazarın şöhreti  arttıkça arttı. Hatta dönemin  en ünlü edebiyat eleştirmeni, gazetedeki  köşesinde bu  olaya  değinerek   aynen şöyle diyordu: ”Post modern edebiyatta  olur böyle şeyler efendim, çok üzerinde durmaya gerek yok”  Bu cümlenin anlamını şimdilerde daha iyi kavrıyorum. Post kelimesiyle aramın bozulmasına sebep de yine bu olaydır.  Ortada alenen  bir intihal, haydi daha açık söyleyelim  ‘hırsızlık’ vardı ama bu mesele zekamızla alay edercesine  ‘post’  çatısı altında normalmiş gibi bize sunuluyordu. 1995 senesinde Fransa, Güney Pasifik’te  nükleer denemeler yaparken Fransız büyükelçisi Yeni Zelanda’da şu açıklamayı yapıyordu: “ Bomba kelimesini kullanmayalım, bomba değil bunlar. Bunlar ‘patlayan mekanizmalar”! (***)

PATLAYAN MEKANİZMALAR

Sözcükte anlam değişmesi  hepimizin bildiği  bir dilbilgisi  olayıdır. Okul yıllarınızdan hatırlarsınız. Bazı kelimeler zaman içerisinde farklı anlamlar (hatta ilk anlamının zıttı bir anlam) kazanabilir. ‘Yavuz’ kelimesi bu konuda yaygın olarak verilen bir örnektir. Sözcüklerdeki  anlam değişimini  biliyorduk ancak kavramlardaki değişimle  yeni yeni tanışıyoruz. Şimdilerde tebessüm ederek hatırlıyorum, üniversite döneminde  bir arkadaşım geçimini sağlamak için işe girmişti. Ne işi buldun diye sorduğumuzda, “ön saha satış elamanıyım” diyordu. Ne yaptığını anlamamıştık, çok da üzerinde durmadık. Bir gün halı saha maçı için onu almamız gerekti. “Beni iş yerimden alın” diyerek adresi verdi. Oraya gittiğimizde benzin istasyonu ile karşılaştık. “Ön saha satış elemanı” olan  bizim arkadaş ise araçlara benzin dolumu yapan  bildiğiniz ‘pompacı’ (pompa görevlisi) idi. Hakikat sonrası toplumda  gerçek ile yalan arasındaki çizgi ilk başta silikleşir, zamanla da yok olur. İnsanlığın binlerce yıllık deneyimi  ile  ortaya koyduğu  dürüstlük, mertlik, doğruluk, saygınlık, sadakat  gibi  ‘gerçek’  kavramlar da   bu yıkımdan payını alıyor. Bunlar gibi ‘soyut’ gözüken ama gerçeğin ta kendisi olan kavramlar hakikat sonrası toplumda ‘köhnemiş’ , ‘zamanı dolmuş’ eski unsurlar olarak görülüyor. Bu değişime tepki gösterenler ise  ‘yeniliğe karşı çıkan dinozorlar’ olarak lanse ediliyor. Binanın kolonları olan bu kavramların içinin boşaltılması, işi depreme bırakmadan o binayı yıkıma götürecek bir intihardan başka bir şey değildir.

Çünkü bu kolonların yapımı için insanlık binlerce yıl bedel ödedi. Yıkım halinde bu bedellerin yeniden ödeneceğini herkesin bilmesi gerekiyor.Algı yönetimi, hakikat sonrası toplumlarda üst düzeydedir.  İnsanlar;  olmayan kitle imha  silahlarıyla, yaratılan canavarımsı doğulu diktatörlerle ve olmayan başka şeylerle meşgulken; büyük banka ve bankerler (ki onlar hala hakikat toplumundadırlar) ceplerimizi boşaltırlar. Evet bir nevi ‘hipnoz’ söz konusudur. Basında da böyledir bu. Sosyal medyada ya da sanal  dünyada gezinirken gazetelerin haberlerine bakıyorsunuz, “ölümsüzlüğün formülü bulundu” diye bir başlık  görüyorsunuz, merak edip tıklayınca  zeytinyağının faydaları  haberi karşınıza çıkıyor. Bunun gibi sayısız kandırma (hipnoz)  yöntemiyle  algı operasyonları  ‘habercilik’ adı altında yutturuluyor.Dünyadaki  birçok devletten daha zengin olan bir adam, ezilenlerin sesi olarak, ‘bürokrasi mağduru halk çocuğu’ imajıyla  bir ülkeye başkan olabiliyor. Yürütmekte olduğu kavganın, garibanlar adına yapıldığı  tezini  algı operasyonları ile kitlelere sunup kabul ettirebiliyor. Görüldüğü gibi, kavramlar tam anlamıyla tepetaklak!Dondurma deyince bizim kuşağın aklına donmuş (ki  sözcük  de  buradan türemiştir),  sert,  yalayarak tüketeceğimiz faydalı bir besin gelirken  şimdiki kuşakların aklına bambaşka bir şey geliyor.  Dev fast food markalarının, “her şeyi biz yaparız ve bunu da halka kabul ettiririz” anlayışıyla mağaza önlerine koydukları külahta dondurma(!) rezaleti bu durumun net bir örneğidir. Çocuğun canı dondurma istiyor, en kolay ulaşabileceği yer  ise bu fast food mağazalarının sattığı dondurmalar(!). Haliyle buradan dondurma aldıkça dondurma algısı değişiyor. Neden değişiyor? Çünkü buralarda satılan dondurma değil  soğuk kremadır! Algı operasyonuna bakar mısınız… Kremayı külah üzerine koyup bunu dondurma diye  satıyor ve kapsama alanı sayesinde dondurma kavramını neredeyse dünya çapında değiştiriyor. Gidin sorun, dondurma deyince çocukların aklına ilk gelen  şey,  bu fast food mağazalarından aldıkları külah üzeri soğuk kremalardır. Oysa ki bizler dondurma denildiği zaman  donmuş ve üzerinden duman çıkan  Maraş dondurmasını hayal ederiz.

Boğazımıza kadar tüketiciliğe, marketing’e, piyasacılığa, kitle manipülasyonuna esir olmuş haldeyiz. Yalanları, algı operasyonlarını, hipnozları bize hakikat sonrası toplum diye yutturmaya çalışıyorlar.

Hayal dünyamıza kadar  sokulan bir virüs  söz konusudur. Algılar… Algıların gücü  sayesinde kavramları bu denli hızlı ve kolay değiştirebilen kapitalist  mali ve fikirsel yapının neleri değiştirip, ne gibi felaketlere yol açabileceğini düşünmek  hiç de zor değil. İş yerinde patronun gözüne girip terfi alman için çalışma arkadaşlarının (ki  çalışma arkadaşı değil ‘rakip’ olarak belirtilir) kuyusunu kazman  ayıp değil aksine  profesyonel bir yöntemdir hakikat sonrası toplumda…Geçenlerde  lise talebesi bir grup  ile buluşup etkinliğe gidecektim.  Sabah saat sekizde  Haliç metro istasyonunda  buluşmak üzere sözleştik. Buluşma saatine beş dakika kala geldim ve  yarım saat boyunca onları bekledim. Telefonlarını açmıyorlardı.  Dokuza çeyrek kala beni aradılar ve “ Neredesin abi  neden gelmiyorsun biz gideceğimiz mekandayız” dediler. O kızgınlıkla yanlarına gittim.  Neden buluşma yerine gelmediklerini sorduğumda, ne bir mahçubiyet  ne bir özür emaresi… Otobüs denk gelince metro yerine otobüse binmişler ve de sohbete daldıklarından telefonlarına bakmamışlar. Açıklama buydu ve onlar için o kadar doğaldı ki… Hakikat sonrası toplumun gençleri… Boğazımıza kadar  tüketiciliğe, marketing’e, piyasacılığa, kitle manipülasyonuna esir olmuş  haldeyiz. Yalanları, algı operasyonlarını, hipnozları bize hakikat sonrası toplum   diye yutturmaya çalışıyorlar. Sosyal medya, bu algı operasyonlarının en yoğun görüldüğü ortam. Dev şirketlerden ufak çaplı kuruluşlara kadar pek çok  yapı bu operasyonlara ihtiyaç duyarak uyguluyor. Olmayan hesaplar ve olmayan kişilerle  (fake), gerçekte var olmayan haberler  oluşturarak  algıyı değiştirme süreci işletiliyor. Yani kısacası yalan haber yapmak ve yaymak meşru oluyor… Tavuk  fabrikalarında tavuklar, arkalarına  bile dönme alanı olmayan hücrelerinde, suni bir şekilde büyütülüp zamanı gelince ( ki çabuk gelir) kesilip giderler bu dünyadan. Hakikat sonrası toplumun gerçeklerinden biridir bu.  Kimse bunu sorgulamaz. Tavuğa biçilen görev odur çünkü. Tavuklar böyleyken benzer bir kıstırılmışlığın insanlar için de  uygulandığını düşünmek gayet doğal değil midir?

GERÇEĞİN YÜZLERİ

Nilgün Cerrahoğlu(****) konuyla ilgili şöyle yazıyor:“… Bu, ’80’lerde, Reagan’ın bağırsak operasyonunu tüm ayrıntılarıyla New York Times’dan okuduğumuz yıllardan çok farklı bir ortam. Bugün somut bilgilere ulaşamıyoruz. “Realty Show” kıvamında gerçeğimsi bilgiler ediniyoruz. Bilgi yerine algı operasyonlarına maruz kalıyoruz. Buna artık “post-gerçek siyaseti/ post-truth politics” deniyor. Miadı dolan ve değer olmaktan çıkan, başkalaşan her şeyin önüne “aşılmış, ötesine geçilmiş” anlamında bir “post” ilavesi geliyor ya… “Post modernlik”, “post laiklik”, “post dindarlık” gibi… Bu da öyle. “Gerçeklerin” mutlak değerlerini kaybedip algıya açık hale geldiği bu çağa “post-gerçeklik çağı” deniyor. “Postgerçek”, yalanlar üzerine inşa edilebileceği gibi, “tatlandırılmış”/“hormonlanmış gerçek” karşılığında da kullanılıyor… Bir lider rüşvetle suçlandı diyelim. Bu “post gerçeklik” çağında rüşvet suçlamasını yadsımak zahmetine dahi girmiyor. Elindeki medya gücü ve trolleri ile “algı operasyonu” yapıyor. Konuyu komploya bağlıyor. Ve zeytinyağı gibi üste çıkıyor, akıl yerine duygulara oynuyor. Bu, dünyada artık bir akım. Öyle ki bu sistemle yönetilen ülkelere “post gerçek/gerçek ertesi rejimler” deniyor… ”Yepyeni bir tanrı oluşuyor. Dürüstlüğü, doğruluğu, mertliği, arkadaşlığı, güven duygusunu kısacası manevi ve insani değerleri silikleştiren  hakikat sonrası toplum  ortamında; hakikat toplumunun tüm unsurlarını reddeden, ancak onun yerine hipnoz ve kandırmacadan başka bir argüman koyamayan hakikat sonrası toplum adında bir tanrı  oluşturuluyor.  ‘Hakikat’i yaşayıp tatmış olan bizler  ‘hakikat sonrası toplum’  adındaki bu yozlaşmış kapitalizm kılıfından korunurken, bu saldırının  asıl  hedef  kitlesi olan gençlerimizi  iki kat fazla korumalıyız . İnsanlığımız en önemli mevzimizdir çünkü.

https://en.oxforddictionaries.com/definition/post-truth

** https://onedio.com/haber/oxford-2016-nin-kelimesini-acikladi-post-truth-739479

*** Eduardo Galeano/ Tepetaklak/Çitlembik Yay. 2004 / sf.45

**** Cumhuriyet Gazetesi  16 Eylül 2016 / Nilgün Cerrahoğlu

KAPAK: Volker März

TEILEN
Önceki İçerikMÜPTEZELLER’DE MÜPTEZEL ARARKEN ROMANI KAYBETTİM
Sonraki İçerikBir Çığlığın Anatomisi
İsmail Sürücüoğlu
1986 doğumlu. Üniversite yıllarına kadar İzmir'de sürdürdüğü öğretim hayatını İstanbul Üniversitesi'nde tamamladı. Odatv, Yurt Gazetesi Kitap Eki, Red Dergisi, Düşeyazanlar Dergisi, Balkan Aydınları Dergisi gibi mecralarda dönem dönem yazıları yayımlandı. Taksim Dayanışması içerisinde aktif olarak çalışmalar yürütmektedir. "Allahını Seven Defansa Gelsin" isminde bir kitabı bulunuyor.