Alev Alatlı, Or’da Kimse Var mı? serisinin üçüncü kitabı Valla, Kurda Yedirdin Beni’yi de ikincisi ile aynı tarihte yayımladı. Yazar hızını alamamıştı ve sola iştahla sövmeye devam ediyordu. Bununla beraber, bu kitapta Kürtler de yazarın öfkesinden nasibini almaktan kaçamayacaktı. Yöntemi aynı ve basitti Alatlı’nın; harikulade karakteri Günay Rodoplu’yu, ilk kitaptaki gibi, eleştireceği kesimden bir adam ile sevgili yapmak ve bu ilişki üzerinden derin toplumsal analizler üreterek onun ait olduğu grubun politik çizgisini resmetmek… Tabii bunu yaparken, Kürtlerle yetilmiyor, solcuların hikâyesi de ters yüz edilmeye devam ediliyordu kitapta.

Valla, Kurda Yedirdin Beni; ilk iki kitabın anlatıcısı olan ve Günay Rodoplu’nun veciz ifadelerini okura aktarmaktan başka misyonu bulunmayan Mehmet Sedes’in kişisel serüvenini anlatması ile açılıyor. Alatlı yine, en basit sözcük ile basitlik ediyor ve Mehmet Sedes’i, Selanik göçmeni, İzmirli, İsmet Paşa’ya ve aynı zamanda Hitler’e meftun bir öğretmenin tek çocuğu olarak çiziyor. Yani Sedes, İdris Küçükömer tahrifçiliğine sığınılarak bir “Beyaz Türk” yapılıyor. Bu ülkenin öğretmenini, doktorunu, yazarını; bunların sınıfsal pozisyonlarına bakmadan ve bunlar sadece Cumhuriyet’in değerlerini savunuyorlar diye, Anadolu gericiliğine yaslanarak aşağılamanın pespayeliği ortadadır; ancak bu bir yana, roman bağlamında bunun maksadı, sosyalist hareketin ne kadar basit ve köksüz olduğunu vurgulamaktır elbette. Zira Mehmet karakteri, 27 Mayıs 1960’ta, artık babasının şiddetine dayanamayarak evden kaçıyor ve önceden tanıştığı Metin Abi’si vasıtasıyla bir komüne katılıp hayatına siyasi faaliyetle yön veriyor.

Alev Alatlı’nın bu zayıf roman kahramanı, önce TİP’e üye oluyor. Kişisel tanıklık adı altında, bize dönemi özetliyor. Özetlemekten anladığı ise, geçmişine, yani solun geçmişine küfretmekten ibaret oluyor. Alatlı TİP’le yetinmiyor; Mehmet Sedes’in THKP-C’li olacak eşi üzerinden, gençlik hareketlerine de el atıyor. Sedes’e; Mahirlere, sağa sola bomba atan soğukkanlı katiller, Mihri Belli’ye utanmaz, diğer gençlik örgütlerine cuntacı, TİP yöneticilerine kaypak, dedirtiyor.

Bugüne kadar neyi, niçin savunduğunu kimsenin bilmediği Alev Alatlı, sola küfür etmeye doymuyor. Okuduğu bir iki anı, hatırat kitabından yola çıkarak sola ait bütün değerlere hakaret etmeyi hakkı olarak görüyor. İşin ilginci, konunun muhataplarınca ciddi hiçbir tepki ile karşılaşmıyor. Tabii, bunu yapmak yerine CHP’ye laf yetiştirmek, pek çok solcunun da kolayına geliyor!

Mehmet Sedes’in yukarıdaki zırvalarının asıl gayesi basit bulunuyor; kendisi romanın bir yerinde, biz hiçbir zaman sosyalist olamadık, diyor. Hiçbir zaman sosyalist olamayan Türk sosyalistleri ile bu denli uğraşmak niye peki; bu da, Alatlı’nın cevaplaması elzem bir soru olarak ortada duruyor.

Devam edersek; Mehmet Sedes, eşinin yüzünden, 12 Mart sonrası hapse giriyor, 1974 Ecevit affıyla dışarı çıkıyor. İstanbul’a gidip çalışmaya başlıyor. Bu süreçte DDKO’lularla temas ediyor ve sonrasında Devrimci Yol ekibi ile yakınlaşıyor. Kürt arkadaşı ve sonrasında Rodoplu’nun sevgilisi olacak Şiran vasıtası ile bu süreçte Günay ile tanışıyor. Rodoplu o dönemde, ülkücülerin karanlık adamlarından biri ile nişanlı bulunuyor ve önceki kitapta bahsedilen, solcuların basitliğine tahammül edemeyip öğretim görevliliğinden ayrıldığı için, bir pazar araştırması firması kurup yönetiyor.

Rodoplu’nun, bir sosyal demokratla noktalanan aşk maceraları, ülkücü Selahattin ile başlayıp Kürt Şiran’la sürüyor. Bu vesile ile öğreniyoruz; Günay, Batı Trakya Türkü olup bembeyaz bir tene, sarı saçlara sahip bulunuyor. İlk iki kitapta, kahramanını fiziksel olarak betimlemeyi unutan Alatlı, Kürt’le sevgililik, okurun gözünde edebi kontrastı artırsın, diye sanırım; eline kalemi alıp bize bir afet resmediyor. Böylece karakterinin, o kara, kıllı, serkeş adamı sevebilecek kadar yüce gönüllü olduğunu anlatıyor. Tabii her şey bu kadar basit bulunmuyor; Şiran ve ailesinin cahiliyesi, her fırsatta dile getiriliyor.

Kürtlerle temas, yine aşk ilişkileri ile kurulduktan sonra, Alatlı’nın küfür sırası onlara geliyor, daha doğrusu Kürtler üzerinden sola küfre devam ediliyor. Büyük düşünür Günay Rodoplu, altmışların sonundan başlayarak yetmişli yıllar boyunca ortaya çıkan Kürt oluşumlarını tek tek ele alarak, bunların, sosyalistlerce kurulması teşvik edilen ve şımartılan, sonrasında da kullanılmak istenen milliyetçi yapılar olduğunu söylüyor. Bu sahte ve tutarsız devrimcilik söylemlerinin, Kürtleri yabancılaştırmaktan başka işe yaramayacağını da ekliyor.

12 Eylül’den sonra, kitleselliğini yitiren ve teorik düzlemde kendi kendine bir kompleks üreten pek çok sol yapının, bu tespiti doğrulayacak işler yaptığını; bunun da yetmişli yıllarda filizlendiğini yadsımak olanaksız; ancak, 1993’te kaleme alınan bir romanda, karakterine, ben ta o zamanlar bunu söylemiştim, dedirtmek, entelektüel açıdan acınası bir durum teşkil ediyor.

Her bir şeyi pek bilen Alev Alatlı, kendine güldürmekten hiç korkmuyor. Sola küfrederkenki cezbe hali, onu, sağcılığına yakışan eylemlere sürüklüyor. Yazar; henüz kurulmadığı yıllarda Dev-Sol’dan bahsediyor, Marks’ın devlet teorisini tersine çevirip önümüze koyuyor… Diğerleri bir yana, bu konu önem teşkil ediyor. Solculara, siz solu bilmiyorsunuz, diyebilmek için; onların aslında solcu değil de devletçi, bürokrasici olduğunu kanıtlayabilmek için, oportünizm seviyesinde işlere meylediyor. Lenin’in bu saçmalıklara cevap niteliğinde yazdığı kısa Devlet ve İhtilal broşürünü dahi okumak zahmetine girişmeyen Alatlı; Marks’ın sosyalist aşamada devletin küçülmesi gerektiğini söylediğini iddia ediyor. Bunu yaparak, romanın kaleme alındığı yıllardaki ANAP aşkını, neoliberalizm sevdasını meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu mantık dışı tezler mi; Mehmet Altan’ın Marksist-Liberal kitabını hatırlatıyor.

Alatlı’nın hile hurdalarına değinmişken, bir iki şey daha eklemek gerekiyor. Yazar, daha önce de söyledik, romanlarını, Rodoplu karakterinin düşüncelerini ve sözlerini aktarmak için araç olarak kullanıyor. Bu anlatılanlar, onun ölmeden kısa bir süre önce Mehmet Sedes’le dertleşmeleri sonucunda ortaya çıkıyor. Ancak, ne kadar saçma ki, Günay, yirmi yıl önceki olayları ve konuşmaları bile noktası virgülüne hatırlıyor; kitaplardan doğrudan alıntı yapıyor. Bunun sadece Alatlı’ya özgü olmadığını da belirtmekte fayda bulunuyor. Geriye dönük anlatım yapılacaksa, bunu, kişilerin değil de her şeyi bilen anlatıcının ağzından yapmak mantıklı görünüyor.

Ayrıca, romanların tümünde ve ağırlıklı olarak bazen Mehmet Sedes bazen Günay Rodoplu konuşuyor. Fakat ikisinin sözcük seçimleri, cümle kurma biçimleri, başvurdukları deyimler hep aynı oluyor. Alatlı, yine pek çok kalem erbabı gibi, her karakter için ayrı bir anlatım biçimi seçmesi gerektiğini unutuyor.

Olaylara dönersek; sarışın Günay ve esmer sevgilisi Şiran, birlikte ticaret yapıyor, ortak oluyorlar. Günay onun her kahrını çekiyor, çekiyor ama, Şiran yarım bıraktığı hukuk fakültesini bitirip de avukatlığa başlayınca işler değişiyor. Yetmişlerde, İstanbul’da hayata tutunmaya, devrimcilik yapmaya çalışan Şiran ve ailesi, 12 Eylül’den sonra kendisini dışlıyor. Günay, Şiran’ın kendisini tokatlayıp evden kovmasının ardından, Kürtler artık bizden ayrılmak istiyor, diye feveran ediyor. Karakterine aşk yaşattığı adamlar üzerinden Türkiye’nin sosyolojik yapısını analiz eden(!) Alev Alatlı, tezinin sonuçlarını hemen göstermek istiyor. Yani solcuların kışkırttığı, iteklediği Kürtler; hem kendi toplumsal formasyonlarına hem Türklere hem de Türkiye’ye yabancılaşıp insani özelliklerini dahi kaybediyorlar.

Azgın iştahların beslediği cehaleti şehvetle bağrına basan Türkiye toplumunun kıydığı bir aydının, Günay Rodoplu’nun öyküsü” olarak tarif edilen roman serisi; solcularla Kürtlerin hastalıklı ilişkilerinin anlatıldığı 1993 tarihli Valla, Kurda Yedirdin Beni ile devam ediyor. Rodoplu’nun ülkücü nişanlısının sahneye çıkması içinse dördüncü kitabı beklemek gerekiyor.

TEILEN
Önceki İçerikBir Dönüm Olarak İffet: Bir Kadın Dört Erkek
Sonraki İçerik37. DYO SANAT ÖDÜLLERİNDE NELER OLUYOR?
Alper Erdik
1985, Beyoğlu doğumlu. Isparta Milli Piyango Anadolu Lisesi’nden 2003’te, KTÜ, Türkçe Öğretmenliği bölümünden 2008’de mezun oldu. AÜ, AÖF, Felsefe ve SDÜ, İF, Radyo Tv ve Sinema bölümlerinde öğrenmeye devam ediyor. 2006’dan bu yana, çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde makaleler kaleme alıyor.