İki ultra burjuva petrol zengini aile… Biri Gürcü Hristiyan, diğeri Azeri Şii Müslüman. Gürcü kızla Azeri oğlan evlenmek isterler. Mümkün olacak mıdır? Anlatı, yalnızca bu soruyla ilerleseydi oldukça bilindik ve sıkıcı olacaktı; klasik bir farklılar arası ilişki izleğinin ötesine geçemeyecekti. Ancak anlatıda halkbetimsel (etnografik) öğeler de söz konusu: Dağıstan köylerindeki görece özgür ve rahat ortamla İran’ın eve kapatıcı atmosferi arasındaki karşıtlığı görüyoruz.

Ali ve Nino’yu ilk kez 20 yıl önce Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi Yakındoğu Çalışmaları Koleksiyonu’nda bulmuş, okumuştum; fakat ayrıntısı aklımda kalmış değildi. Yazarı üstünden dönen tartışmayı da biliyordum. Hatta o dönem Essad Bey’in başka bir metnini çevirmiştim: ‘Yanardağlar Patladığında / Когда пробуждались вулканы’ adlı kitabımda yer alan ‘Yıkıntılar, Ölü Kentler ve Kiliseler’ adlı metin… O dönemlerde özel olarak Gürcü, genel olarak Kafkasya kültürü ve yazını üstüne çalışıyordum. Çalışmalarım arasında bir Gürcü yazını tarihi kitabı çevirisi de bulunmaktaydı. Bütün bunlar, o dönem ‘Ali ve Nino’ya olan ilgimi tariflemek üzere bağlam dipçeleri olarak değerlendirilebilir.

Klasik aşk sorusu ve halkbetimsel sahnelerin ötesinde, anlatı, aslında Azerilerle Gürcüleri (ama özellikle de Azerileri) yüceltip Ermenileri dışarıda bırakır ve ötekileştirir nitelikte. Bir kere, anlatıda kötü kişimiz bir Ermeni. Anlatıda ‘kötü’ olarak nitelenebilecek bir tek Azeri bile yok. Gürcü anne-baba ise, bu niteleme açısından ortada duruyor. Anlatı, aşk sorusu üzerinden Azerilere güzelleme olarak kurgulanmış. Oysa işin tarihsel boyutunu biraz kurcalayınca farklı bir tablo ortaya çıkıyor: Bağımsızlığı ilan eden Fettali Han’ın neden suikaste uğradığı belirtilmemiş. Bu noktada tek bir cümle bile fark yaratabilirdi. Han, Azeri bağımsızlığı sırasında Bakü’de Ermenilere yönelik olarak gerçekleştirilen etnik temizlik nedeniyle, Ermeni örgütleri tarafından intikam amaçlı olarak öldürülüyor. Han’ın bağımsızlık bildirgesi, çağından ve elbette Müslüman Dünya’dan kesinlikle ileride; ancak etnik temizliğe dayanan bir bağımsızlık kuşku uyandırıyor.

Öte yandan, anlatının savaşa yönelik eleştirileri yerinde: Birinci Paylaşım Savaşı’nda Rusya uyruğu olan Azeri askerler, savaşın anlamını sorguluyorlar; ondan kuşku duyuyorlar. Ali, bir sivil itaatsiz, ama savaşa tümüyle karşı değil. Bağımsızlık savaşına katılıyor.

Ali ve Nino’daki Azeri ağırlığı şuradan da anlaşılıyor: Gürcü tarafı için yalnızca 3 kişilik var. Nino, kültürel olarak çoğunlukla yalnız ve bu nedenle neredeyse ruh sağlığını yitirecek. Bu orantısız temsil, anlatının hedef kitlesinin Gürcü kültürüyle neredeyse hiç karşılaşmaması gibi olumsuz bir sonuç doğuruyor.

Yukarıda andığımız nedenlerle, ‘Ali ve Nino’nun halkların kardeşliği yanlısı bir yapıt olduğunu söylemek zor; yine de çeşitli özellikleri dolayısıyla kendini izletmeyi başarıyor.

TEILEN
Önceki İçerikOSMAN BALCIGİL’DEN YENİ BİR KİTAP: KARANLIK ODA
Sonraki İçerikThomas Bernhard Buydu! (1994) | Türkçe Altyazılı
Ulaş Başar Gezgin
1978’de İstanbul’da doğdu. Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 15 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 13 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi ve gazete yazısı vardır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü ve deneme türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri Türkçe’ye kazandırmaktadır.