Benim tanık olduğum süre içinde (2003-2017), Arif Dirlik hayatında iki şeyi reddetti: Ölüm makinalarına para ödemeyi ve kanser tedavisi olmayı.

Askerlik yapmadığından 1964 yılından beri Türkiye’ye giremiyordu. Kendisine birkaç kez bedelli askerlikten yararlanıp bu sorunu çözebileceğimizi söyledim. Önerimi ret ederek, bana her seferinde, “ben ölüm makinalarına bile bile para ödemem” dedi.

Nisan 2017 sonunda Arif Hoca’ya Amerika’ya geleceğimi yazdım email yoluyla “çok güzel bana da uğra ancak bana akciğer kanseri teşhisi kondu, son aşamasındaymış, o zamana kalmayabilirim, bir iki gün içinde kesin sonuç için doktoru göreceğim” diye yanıt verdi. Şaşkınlaştım. Hemen, “tedavi çeşitleri çok gelişti belki tümüyle iyileşirsiniz. Küba’da bu işi iyi yapıyorlarmış.” dedim. Bana “nerede olursa olsun ölene kadar hayat kalitemin bozulmasına izin vermeyeceğim, tedavi olmayı ret edeceğim” dedi. 8 Mayıs 2017’de aşağıdaki email’i gönderdi:

Arif Dirlik <[email protected]>

 

8 May

Alıcı: bana

Sevgili Veysel,

   Cok tesekkur ederim. Cuma gunu doktoru gordum, zannettigimiz gibi “adenocarcinoma,” veya ciger kanser, stage 3. Stage 4 tabii butun vucuda gecmesi, simdi cigerde ve ciger etrafinda, dagilmasi ne kadr surer pek kesin olarak bilinmez tabii. Tedavi’den gecenlerin 60-80%i 3-5 yil daha yasarmis. Ben tedavi istemedigime karar verdim. Hem Roxann hem doktor hemfikirdi. Simdi bana baksan hic bilmezsin icimde neler oldugunu. Bu chemodan, radiationden filan gecmek hemen vucuda saldirisi baslatmak demek, onu da istemiyorum. Bir yil olsun, hic olmazsa adam gibi geciririm isler kotulesene kadar.

   Iste boyle kardesim. Gelmek isterseniz buyurun. Bizim Haziran’da NY biletleri vardi. Nicholas’in New York’u gormesini istiyordum. Gidecegiz. Bu ay sonunda bir-iki gunlugune gelmeniz munasipse gelin, daga, okyanusa gideriz. Benim ev guc olur belki fakat eminim Roxann’in evinde de kalbilirsiniz. Benim de yeni kucuk bir kitabim var, benim kopyeleri Cuma gunu aldım (kanseri ogrendigimle ayni gunde, ve Cinco de Mayo!). Size bir kopyesini vermek isterim. Bir yolunu buluruz. 

Sevgiler,

Arif

Roxanne’den daha sonra tedavi olmazsa yedi-sekiz aylık ömrü kaldığını öğrendim.

Arif Dirlik’i benim için bir usta, ağabey, hoca ve arkadaş yapan entelektüel, teorik, ideolojik ve politik birçok şey olmasına karşın; O’nu insanlığın çok değerli bir evladı haline getiren; O’nu “insan” yapan ve beni kişiliğine hayran bıraktıran bu iki reddiye idi.

2017 Mayıs ayının sonunda Eugene’de kızım Koza ile birlikte onu ve eşi Roxanne Prezniak’i ziyarete gittiğimizde çok neşeliydi. Bizi Oregon’un Portland-Eugene bölgesinde birçok yere götürdü. Gittiğimiz her yerin yaşamsal bir özelliğini sanki oranın yerlisi gibi anlatıyordu. Maksadı üniversiteden yeni mezun olmuş kızıma ve 17 yaşındaki oğluna, nasıl görülür, nasıl yaşanır ve nasıl sevilir, göstermekti. Eugene’de, ikinci eşi Roxanne, bir Rus yetimhanesinden bebek iken evlatlık aldıkları oğulları Nicolas, ben ve kızım harika ve dolu dolu bir üç gün yaşadık. Onu son görüşümdü ve bunu biliyordum.

2003 yılında Arif Hoca ile gıyaben tanıştım. Ali Şimşek’i, editörlük yaptığı bir yayınevinde ziyarete gitmiştim. Masasında Postmodernity’s Histories başlıklı bir kitap gördüm. Yazarına baktığımda bir Türk adı vardı: Arif Dirlik. İlgilendim ve kitaba şöylesine göz attım. Ali, “Arif Hoca ile yazışıyorum, al oku, çok sağlam teorik yaklaşımı var” dedi. Bir iki günde yarılamıştım kitabı, her sayfasında hayranlığımda düşüncelerimizdeki benzeşmenin verdiği bir artış ile. Sonra ben de yazışmaya başladım Arif Hoca ile, geçmişini öğrendim. Onu üç kez ziyaret ettim. Uzun uzun konuştuk her seferinde. Kırık Türkçesini benimle pratik ettiğine hep seviniyordu. Zaman zaman ağdalı Osmanlıca kelimeler de kullanıyordu. Ancak Türkiye’yi güncel olarak sürekli ve yakından izliyordu.

2004’de, Ali Şimşek, Postkolonyal Aura’yı (2005) Galip Doğduaslan’ın çevirmeye başladığını ve Boğaziçi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkacağını söyledi. Ben de sağda solda Türkçe’ye çevrilmiş makalelerini buldum. Arif Hoca’nın, bunu da çevir dediği makaleleri çevirdim ve Postkolonyal Aura’nın yayınından bir yıl sonra Global Modernite ve Sosyalizm (2006, Çev: Veysel Batmaz ve diğerleri) adı ile yayınladım. Daha sonra İletişim Yayınları, belki de Arif Dirlik’in yayınevi ideolojisine ters düşen yaklaşımları nedeniyle çok uzun zamandır savsakladığı makale derlemesini Kriz, Kimlik ve Siyaset (2009, Çev: Sami Oğuz) başlığı ile yayınladı. En son, 2010 yılında, bana, “bu makaleleri orijinal olarak Türkiye için yazdım, yayınla” dediği ve Küreselleşme’nin Sonu mu? (2012, Çev: Veysel Batmaz, İsmail Kovacı) adlı kitabını derleyip, adını koyup ve bir kısmını da çevirerek yayınladım. Böylece Arif Hoca’nın dört kitabı Türkçe’de var oldu. Üçünün editörlüğünü Ali Şimşek yaptı. Şu anda bu kitaplarında bulunmayan, on beş kadar makalesi de Türkçe okurlar için bulunabilir halde.

Ölümler sonrasında pek bir şey yapmak istemem. Arif Hoca dünyanın dört bir yanından entelektüel ve akademisyen dostu onbeş yirmi kişiden oluşmuş kendi kurduğu bir mail grubundan bana, nerdeyse beş yıldır görüş ve yorumlarını içeren mail’ler gönderdi. Bu mailler Ağustos 2017 sonuna kadar devam etti ve kesildi. Anladım ki artık son ayları.

Arif Dirlik, 1990’ların başlarından ilk kez tanımladığı, “sosyal ve sınıfsal’ın yerini kimlik, etnisite ve din aldı, bu kategoriler global kapitalizmin temel dinamiğini gizleyen bir sürecin kavramları, içinde yaşadığımız bu döneme ne kadar ‘sosyal ve sınıfsal’ yaklaşırsak o kadar iyi anlarız olup biteni” cümlesi ile özetlenebilecek bir yaklaşıma sahipti. Özel olarak Çin tarihi çalışmalarında Çin anarşistleri üzerine yoğunlaştı. “Global Modernite” terimini ilk kullananlardan biri oldu. Sosyal ve sınıfsalın yeniden keşfi için yazdı modernite ve post-modernite üzerine. Çin’deki “kültür devrimini”, Çin’in şu andaki kapitalist oluşumunun nedeni olarak gören analizler yaptı. Kapitalistleşen Çin Komünist Partisi’ni kıyasıya eleştirdiği halde, ÇKP’nin 60. kuruluş yıldönümü için Şanghay’a çağırdığı 100 dünya entelektüelinden biriydi. Çağrıyı ret edip etmediğini söylemedi bana. Ret etmişse, onu insan yapan üçüncü reddiyedir bu. Yaşamaya devam ediyor. Onun reddiyelerini bizim tekrar etmemizi ister miydi, bilemem. Sanırım herkesin kendi özgür iradesini kullanmasını isterdi. Yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

3 Aralık 2017