(…) Anladım, günden güne azalıyor insan; sözlüklerce, tarihçe, yaşamca… Sevgi azalıyor ve paylaşım ve zaman ve de yaşam: Güzel olan ne varsa azalıyor (…)

tan doğan

insanım yârim’e gönül borcumca

Baktım

Dilimin sözlüğüne baktım (Türkçe Sözlük A-K, Türk Dil Kurumu Yayınları Genişletilmiş 7. Baskı, 1983, Ankara), “insan”, nasıl tanımlanmış diye; şöyle: “Memelilerden, iki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, usu ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.” Bir de düşünümün sözlüğüne bakayım dedim (Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, Geliştirilmiş ve Genişletilmiş 5. Basım, 1979, İstanbul); orda da böyle: “Bilinçli ve toplumsal varlık. Sürdürdüm bakışımı, dilimin ve düşünümün sözlükleri arasında: İnsanca: İnsana yakışır.” “İnsancıl: İnsana değer veren.” “İnsancılık: 1. Eski Yunan ve Latin kültürünü en yüksek kültür örneği olarak alan ve Ortaçağın skolâstik düşünüşüne karşı XIV. Yüzyılda doğan felsefe. 2. fel. İnsanlık sevgisini, insan ululuğunu en yüce amaç ve olgunluk sayan öğreti, hümanizm, hümanizma.” “İnsancılık. İnsana saygı gösterilmesi ve gönenç sağlanması gerektiğini savunan bireyci Rönesans ülküsü…”

Yaşadım

Türümle, insanla iç içe yaşadım mahallemde, sokaklarda, yollarda; bahçelerde, parklarda, okullarda; evlerde, iş yerlerinde, dinlenme-eğlenme alanlarında/ zamanlarında… Bir ormanda, bir adada ya da uzayda, eşdeyişle, insansız bir ortamda yaşamadım hiç; yalnızlık zamanlarımda bile insan vardı usumda, yüreğimde… Bakışlarla, dokunuşlarla, gülüşlerle ya da ağlayışlarla konuştum onlarla hep; nice dille anlaştım. Ekmeğimi onlar verdi önce anne-baba olarak, kendim kazandım sonra, yıllar sonra, emek vererek. Oturdum/yürüdüm yan yana, oyunlar oynadım, konuştum; şarkı söyledim, şiir yazdım ve sustum ve yine konuştum, yine… hep insanla… Doğa da vardı yanı başımda; böcekler de, kuşlar da, kediler-köpekler de… Bulutlarla da konuştum, toprakla da ve kokusuyla da yağmurun… Ne var ki, hiçbiri bırakmadı insanın üzerimde bıraktığı izi… Sormadan-sorgulamadan, bir bakış üzre de sevdim insanı, bir sımsıcak yürek içre de… Öfkelendim, sıkıldım, kırıldım da; bağışladım/bağışlandım, neşelendim, barıştım da… Ne yaparsam yapayım ya da yapamayayım, hep insan vardı işin içinde/dışında; yaşadıklarımda…

Okudum

Yaşamak okumaktan öncedir hep ve de sonra… Bir aile, bir topluluk, bir toplum; bir ulus, bir din, bir siyasa; bir ekin (kültür), bir gelenek, bir töre (ahlak)… içinde doğdum ben de; özgür istencimin (irademin) dışında. Ne anne-babamı seçtim, ne doğacağım yeri, zamanı ve koşulları, ne de yaşam biçimimi: Fırlatılmışlığımla başlatıldım yaşama. Her şeyi biçimlendirmeye ve tutmaya yetmese de ellerim ilk zamanlar, zamanla belirlemeye başladım elimden geldiğince, usumun/yüreğimin rengini, sesini, tadını… ve insanınkini… Eşdeyişle, okudum, okudum, okudum binlerce dergi, gazete, ansiklopedi, kitap… Hep aradığım bir anlamdı yıllar yılı ve insan

Sevdim

Salt mor menekşeyi, çayı-dereyi, bülbülü, ceylanı, börtü böceyi sevmedim; güneşin doğuşunu-batışını, yakamozu, çarşaf gibi denizi, başı dumanlı dağları, şarabi kokan bağları, tozlu-topraklı yolları da sevdim ve de insanı: Seviyi, sevdayı, aşkı. Sevdim, insanca yaşamayı…

Sevmedim

İnsanın insanı sömürmesini; kendini en ussal dirim (canlı) diye adlandırıp, us dışı davranmasını/yaşamasını; ben, çıkar, dayatma… olgularını aşamamasını; aç-susuz bırakmasını, acı çektirmesini, savaşmasını/savaştırmasını ve öldürmesini; doğayı ve insan doğasını kirletmesini; değerler kargaşası yaratmasını; yazından, ekinden, sanattan uzaklaşmasını; bilimselliği azımsamasını; geri, yoz, inaksal bir düşüngünün (ideolojinin) ardına düşmesini; küreselleşmesini, yeni dünya düzenine bürünmesini, yayılmacı olmasını; siyasa, din, toprak adına yeryuvar vatandaşlığından uzaklaşmasını; bölüşememesini, paylaşamamasını; sevemedim doğayı, yeryuvarı, yaşamı, evreni… ve insanın insanı sevememesini…

Yazdım

İnsanı ve Yaşamı Savunmak’ adına şiir yazdım ve öykü ve düşün/deneme… Bir damla olmaya çabaladım insanlık denizinde, dilimin-düşünümün sözlüklerinin dediği ve demediği denli… Sabahlara-gecelere, acılara-sevinçlere, yaşamlara-ölümlere dek uzandım-uzanamadım, insan, insan, insan diye… Yazdıkça yandım.

Anladım

Anladım, günden güne azalıyor insan; sözlüklerce, tarihçe, yaşamca… Sevgi azalıyor ve paylaşım ve zaman ve de yaşam: Güzel olan ne varsa azalıyor: Dostluk, arkadaşlık ve aşk; aşk azalıyor… Çoğaldıkça birilerince çıkar, para, mülk-mal, azalıyor erinç (huzur) ve mut… Azaldıkça azalıyor çiçek, böcek ve insan

Azaldım

Azaldıkça azalıyor insan, yitirdikçe sevdiklerini…

Annesini-babasını, çocukluk-gençlik-yaşlılık… arkadaşlarını, komşularını, hiç tanımadığı yeryuvar akrabalarını-dostlarını; kökünden kazınan bahçesindeki yüz yıllık dut ağacını, koklamaya kıyamadığı manolyaları, ninesinin zeytinyağlılarını; ve bir sözcüğün-tümcenin-kavramın-dizenin… ardından yıllar yılı koşmalarını, bir yudumluk okyanus dalışlarını, bulutlarla-kuşlarla-düşlerle yarışmalarını; öpüşmelerini, koklaşmalarını, sevişmelerini; bölüşmelerini, paylaşmalarını, alışmalarını…

Azaldıkça azalıyor insan; ölmeden öldükçe; ölgünleştikçe…

Azaldıkça azalıyor insan…

Azalıyorum ben de

TEILEN
Önceki İçerikX KUŞAĞI
Sonraki İçerikWesteros’ta Kadın Olmak
Tan Doğan
17 Ocak 1961 yılında İstanbul'da doğdu. Göztepe Pansiyonlu İlkokulu'nda, Haydarpaşa Lisesi'nde, Kâzım İşmen Lisesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde (Sistematik Felsefe ve Mantık) ve Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde (İşletme Yönetimi Anabilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bilim Dalı) öğrenim aldı-öğrenim verdi.