Edith Södergran 1892 yılında St. Petersburg’da doğdu. Ailesi o zamanlar çarlık Rusyası’na bağlı bir prenslik olan Finlandiya’da yaşayan İsveçli azınlığa mensuptu. Södergran’ın şiiri yaşadığı dönemin şiiri olmakla birlikte, aynı zamanda değişik kültürlerin bir arada yaşadığı bir ortamın da ürünüdür.

Södergran’ın İsveç şiirinde yeni bir çığır açması tesadüf değildi. St. Petersburg’da okula giden, bu metropolde büyüyen ve İsveççe, Rusça ve Almancayı çok iyi bilen ve biraz da Fince konuşan bu genç kadın, on altı yaşına girdiği zaman kendine yazı dili olarak İsveççeyi seçti. Alman ekspresyonizminden, Rus sembolizminden ve fütürizmden etkilendi. Bu akımların biçimleri ve yaşamı algılamaları, yeni bir yaşam düzeni, yeni bir insanlık düzeni üzerine kurdukları ütopyalar, doğu gizemciliği gibi öğeler, kuşkusuz Södergran’ı etkilemişti, ama o bu değişik öğeleri özümseyerek, kendi şiirini kurdu ve yepyeni bir şiir yarattı.

Edith Södergran; insanları, zambakları, kedileri ve bir de şiiri sevdi. Sıcak bir haziran günü yaşama veda ettiğinde 31 yaşındaydı.

Çeviri: Elif Firuzi

AY

Nasıl da muhteşem ölü olan her şey

ve söze dökülemez:

ölü bir yaprak, ölü bir insan,

ve çemberi Ay’ın.

Ve bütün çiçekler ormanların koruduğu bir sır taşır:

Ay’ın Dünyamız etrafındaki dönüşü

ölüm yoludur.

Ve Ay örer çiçeklerin sevdiği

sihirli ağını

Ve Ay örer yaşayan her şeyin etrafına

muhteşem ağını

ve geç saatlerinde sonbahar gecelerinin

Ay’ın tırpanı biçer çiçekleri

ve ebedi bir arzuyla bütün çiçekler

Ay’ın öpücüğünü bekler.

KARAR

Ben müthiş olgun bir insanım,

gel gör ki kimse tanımıyor beni.

Arkadaşlarım yanlış bir kanı oluşturuyor hakkımda.

Ben uysal biri değilim.

Uysallığımı kartal pençelerimle dengeledim, evet yaptım.

Ah kartal, kanatlarının uçuşunda nasıl bir tatlılık var.

Her şey gibi suskun mu kalacaksın?

Yoksa şiir yazmak mı istersin? Bir daha asla yazmayacaksın.

Her şiir yırtılışı olacak başka bir şiirin,

şiir değil ama pençe izleri.

YILDIZLAR

Gece olduğunda

basamaklarda durup dinliyorum,

yıldızlar üşüşüyor bahçeye

ben karanlıkta bekliyorum.

Duydun mu bak, bir yıldız düştü şıngırtıyla!

Çimenlerde çıplak ayakla dolaşma;

Bahçem kırılmış yıldız dolu.

GÜNEŞ SİSTEMLERİNDE YAYA GEZİNTİ

Yürüyerek

dolaştım Güneş sistemlerini

bir parça ipliğini bulana kadar kırmızı elbisemin

Hissediyorum şimdiden benliğimi.

Kalbim buralarda bir yerde asılı,

kıvılcımlar saçıp, havayı silkeliyor

öteki ölçüsüz kalplere.

BİR HAYAT

Yıldızların ulaşılmazlığı kesin

herkes biliyor-

ama ben her mavi dalgadan neşe derlemekten

ve her gri taşın dibinde huzur aramaktan

vazgeçmeyeceğim.

Asla yakalanmayacaksa mutluluk, hayatın ne anlamı var?

Kumda solan nilüferin

iflas etmişse doğası? Dalga

kumsalı yıkar geceleri

Ne arar örümceğin ağında bir böcek?

Ne yapar sayılı saatleriyle mayıs sineği?

(Boş bedeni üstünde kırışmış kanatlarıyla.)

Siyah beyaza dönüşmeyecek asla –

yine de yaşamın rayihası uçup gitmez,

her sabah taze çiçekler

yeniden boy verdiği için cehennemden.

Bir gün gelecek

yeryüzü boşaldığında, gökler çökecek

ve her şey nihai suskunluğa erişecek-

hiçbir şey olmayacak, mayıs sineğinden başka

katlanmış bir yaprak içinde

ama bilmeyecek hiç kimse.

HİÇ

Sakin ol çocuğum, hiçbir şey ebedi değil,

her şey görüldüğü kadardır: orman, duman, akan raylar.

Bir yerlerde, uzak ülkelerden birinde

daha mavi bir gökyüzü vardır, güllerle kaplı bir duvar

palmiye ağacı ve ılık rüzgâr-

ama hepsi bu.

Daha başka bir şey yok çam ağacının dalındaki kardan,

sıcacık dudaklarla öpecek bir şey yok,

zaten bütün dudaklar zamanla soğur.

Fakat sen, benim kalbim güçlüdür diyorsun, çocuğum

ve beyhude yaşamak ölümden aşağılayıcı.

Ne umuyorsun ölümden?

Onun hırkasının yaydığı tiksintiyi bilir misin?

Ve kendi eliyle ölümden daha korkunç hiç bir şey yoktur.

Sevmeliyiz, hastalıklı uzun saatlerini hayatın,

yıllarca mahsur kalmış arzularımızı

çölün çiçeklendiği kısacık anlar kadar.

BİR AĞAÇ GÖRDÜM (E. Södeberg’in yayımlanan ilk şiiri)

Bir ağaç gördüm, bütün ağaçlardan daha büyük

ve erişilmez çam kozalaklarıyla dolu;

büyük bir kilise gördüm, giriş kapısı ardına kadar açık

etrafta yürüyenlerin hepsi solgun, dayanıklı

ve ölmeye hazır;

gülümseyen bir kadın gördüm, yüzü boyalı

şansıyla kumar oynadığını gördüm kadının

ve kaybettiğini gördüm.

Bir çember çiziliydi bunların etrafında,

hiç kimse çizgiyi aşmıyordu.

Şiirlerin İngilizce çevirileri

THE MOON

How everything is marvelous

And unspeakable:

A dead leaf and a dead person

And the disc of the moon.

And all flowers know a secret

And the woods preserve it:

That the moon’s orbit around our earth

İs the course of death.

And the moon weaves its wondrous web

Loved by flowers,

And the moon weaves ist fabulous webaround all that lives.

And on late autumn nights

The moon’s scythe cuts flower,

And in endless longing all flowers are waiting

For the moon’s kiss.

DECISION

I am a remarkably mature person

but no one knows me.

My friends create a false image of me.

I am not tame.

I have waight tameness in my eagle claws and know it well.

Oh eagle, what sweetness in your wings’s flight.

Will you stay silent like everything?

Would you perhaps like to write? You will never write again.

Every poem shall be the tearing up of a peom,

Not a poem, but claw marks.

THE STARS

As night arrives

I stand on the steps and listen,

The stars are swarming in the garden

And I stand in the darkness.

Did you hear, a star fell with a clang!

Dont’ walk badefoot in the grass;

My garden is full of shards.

ON FOOT I WONDERED THROUGH THE SOLAR SYSTEM

On foot

I wondered throught the solar systems,

Before I found the first thread of my red dress

Already I have sense of myself.

Somewhere in space my heart hangs,

Emmiting sparks, shaking the air,

To other immeasurable hearts.

NOTHING

Be still, my child, nothing exists,
and all is as you see: forest, smoke, and the flight of the railway tracks.
Somewhere far away in a distant land
there is a bluer sky and a wall with roses
or a palm tree and a wamer wind –
and that is all.
There is nothing more than the snow on the spruce-fir’s bough.
There is nothing to kiss with warm lips,
and all lips cool with time.
But you say, my child, that your heart is powerful,
and that living in vain is inferior to dying.
What did you want of death?
Do you know the disgust his clothes spread?
And nothing is more revolting than death by one’s own hand.
We ought to love life’s long hours of sickness
and narrow years of longing
like the brief moments when the desert flowers.

A Life

That the stars are adamant

everyone understands—

but I won’t give up seeking joy on each blue wave

or peace below every gray stone.

If happiness never comes, what is a life?

A lily withers in the sand

and if its nature has failed? The tide

washes the beach at night.

What is the fly looking for on the spider’s web?

What does a dayfly make of its hours?

(Two wings creased over a hollow body.)

Black will never turn to white—

yet the perfume of our struggle lingers

as each morning fresh flowers

spring up from hell.

The day will come

when the earth is emptied, the skies collapse

and all goes still—

when nothing remains but the dayfly

folded in a leaf.

But no one knows it.

I Saw A Tree ( The first poem Södergran ever published)

I saw a tree larger than all the rest

And full of unreachable pine cones;

I saw a large church with its front doors swung open

And all who walked outside were pale and strong

And ready to die;

I saw a women who smiling and wearing makeup

Gambled with her luck

And saw that she lost.

A circle was down around these things

No one will step accross.