Yakın bir zaman önce Düş Ülke yayınlarından çıkan “Son Görüş” Levent Karataş’ın yedinci şiir kitabı okurlarıyla buluştu.

 Doksanlı yıllarda yazmaya başlayan Karataş; kendine özgü biçem anlayışının izlerini ilk şiir kitabı Düşüyorum Galileo (1992) ile bırakmıştı. Şairin daha sonra Masal (2006), Bir Doğu Uykusu (2006), Güzel Cumartesi(2010), Piyano Fabrikaları(2014), Bir Dünyalı-nın Mesafesi (2014) adlı şiir kitapları yayınlanmıştı.

 Şair son çıkan şiir kitabı Son Görüş ile 2014’te yazdığı şiirleri evrensel bir duruşun izleğiyle bir araya getirmesi de bize, içinde bulunduğumuz gürültünün ediminde seslerin ve sözcüklerin dünyadan bir son görüşün- “görüşmenin” geçtiğine dair izlekler vermesi bakımından da oldukça önemli. Bu anlamda kitaptaki şiirler; sesi duymanın yolunu seçtiği masalımsı anlatımdan konumsal yapılara bakarak da okumayı mümkün kılıyor. Kitabın içinde Son Görüş başlıklı bir şiirin olmaması yansıra Levent Karataş’ın kitabına “Son Görüş” adını vermesi ise bu seçimin şiirin içyapısında devinim açısından belli belirsiz bir gülümseme bırakma düşüncesi yattığını çağrıştırıyor.

Diğer bir yandan, şairin şiir başlıklarıyla bağına baktığımız zaman başkasının bıraktığı ayak izlerini görüyorsunuz ama olmadığını ve bunu bildiğinin yerini bozmak için yaptığını anlıyorsunuz uçak balık terimiyle.

Dua ile başlayan şiirinde:

“Kaçak – Sürü Halinde – ATLANTİK Kuzeyine Yüzen- Balıkçık-lar -A

Hatta O Sürünün- Gerisinde ki –

Gümüş Kanatları Yerine Periler Mavisi Yüzgeçleriyle- Yüzmeyi SEÇMİŞ – Cypselurus’lara – Benziyorum! DİYE: Tanrı’sına Şükür Gönderir Bir Kadın!

Dua Karataş’ın şiirinde kutsallığa teslim olmaktır. Somut olarak uçan balık ve kadın (büyüleyici) olanla çıkar karşımıza ve benim anladığım “alt dünyaların kuşu” sayılan balık olmakla diğer dünyasında ki kadının (annenin), duasında olmak bereketin ve doğurganlığın sesine, kuyruk olarak da çıkar mitolojikte yaşamış bir balığın, dışına çıkma isteği… Bu yüzden yüzgeçlerini savunma mekanizmasına yaklaştırarak kullanır ve kutsallık çıkar ortaya… (Anne)

Ve şöyle biter şiir: Okyanuslar Hakkında Ne Biliyoruz Ki- İle Devamlandırır Duasını.”

 

Ece Ayhan’ın Kilit Noktasında Bir Özne

Kitap bu açıdan okunduğunda bilginin varlığını daha çok kendine özgün anlayışıyla koruyarak dilini bir satranç taşı gibi başlıklara yerleştiriyor Levent Karataş. Biliyoruz ki şairler, yaşayamadığı duyarlılıkları çağına sağaltma yönüyle tarihi bir ölçü gibi bırakan can sıkıntısıdır dünyada…

Elbette bu durum bize şiirlerinin bütünlüğü konusunda bir harita olamaz daha doğrusu haritada bir yermiş gibi gösterilemez.

Bunun en güzel örneğini ACTION başlıklı şiirinden okuyalım:

 “Yerleşik değilim ben

Mobilyalarım yok bilirsin

İki bavulum var

Birinde giydiklerim

İkinciyi söyleyemem

 

Bunların hepsi benim kalıntılarım

Güneşin gel-gitinden sakladıklarım.”

 

Şairin diyalektiğinde nitelik olarak bir ikinci betimlemeyi kaynaştıran dilin bağırmadan insana bırakılmış olduğunu görüyoruz. Belki de bükülgenleridir şairin “ikinciyi söyleyemem” betimlemesi.

Dahası “bunların hepsi benim kalıntılarım” diyor sakladıklarına dair temel bir veriye yaklaşarak. Bavulundan giydiklerini bir fenomen kavramıyla çıkarıyor bize.  Buradan da anlaşılacağı gibi yerleşik olmadığına dair haritada yer bulamayışının başka bir üst verisine ulaşıyoruz.

 Levent Karataş kitabını okurken Ece Ayhan’ın röportajındaki bir konuşmasına yer vermek istiyorum bu anlamda. Gördüğümüz bir durumun görüşe anlam katması bakımından ve şairin şiiriyle ilişki kurmasında var olan adamı değil de ikinci ima edilen adamı akla getiriyor olması bazı sorunsallardan ve oluşumlardan arta kalan olarak değerlendirebiliriz ayrıca.

Ece Ayhan şöyle diyor: “ Diyelim ki meyhanede rastladığımız bir adam bize bütün yaşamını anlatmaya kalkışıyor hiçbir iz bırakmayabilir insanda bu öykü. Ama aynı adamın kendi yaşamıyla ilgili bir ima üzerine söylediği tek bir söz, belki uydurduğu bir ayrıntı, birden, uzun uzadıya anlatılan yaşam öyküsünün yerini alır. “ 

 

Buradan çıkarak diyebiliriz ki şairin dışarıda rastladığı adamla (o bize bütün yaşadığını anlatan adam) değil de; (o adamın içeride ki hayatının) payına dair toplumsal uçurumun bir başka kaynağına gönderme yaparak bir izlek oluşturmuş olduğunu görüyoruz Levent Karataş şiirinin. Kilidi açıyor ve özneyi tarihi kazıyarak hatırlatıyor…

 

Bu Kaynakla: Biz O Abilerin Kanatları Olduğuna Yemin Ederiz şiirinden alıntılama yaparak açıklayıcı olacağını düşünüyorum:

 

“Çünkü dünya daha güvenli bir dünyaydı onlar balkonda

Islık çalarken.

Çünkü dünya daha güvenli bir dünyaydı düşünmek, üretmek

için.

Biz O A’bilerin kanatları olduğuna yemin ederiz!

 

Nüanslı kötülükler kazanmaya başladık

Konfor sevdik-para harcadık-vitrinde çürüdük

Onlar konfor sevmediler-konfor yoktu-vitrin sevmediler-

vitrin yoktu

Şimdi alışkanlıklarımızdan cayamıyoruz, cayamayız da

Butiklerden şapka alıyoruz-outdoor’u daha devrimci buluyoruz,

Fosforlu seviyoruz-AVM açılsın diye kapıda bekliyoruz

Şıklığı ucuzluğa kaptırmak istemiyoruz- yaz indirimlerini

de kaçırmıyoruz”

 Aslında her şeyin birbiriyle ilintili olduğu dünyada yaşamın alışkanlıklardan öteye gidemediğini teknolojinin hayatımıza girmesiyle insan denen varlığın metalara sahip olmaktan başka bir son sözü olmadığını hepimiz biliyoruz. Bir tekrarın zümresine uzanan ve ikinci dereceden yakalanmış bir gürültü çağına tanıklık ediyor şair. Butiklerin vitrinlerinden giriyor AVM lerden çıkıyor, yaz indirimlerine… Kaçırmıyoruz diyor. İnsandan önce iktidara gelen tüm meta olan şeylere göndermeyle çağımıza yakaladığı sesi aktarıyor bir anlamda şair.

Sonrasında ölümlülük ve ölümsüzlük sorusunu soruyor:

 +İyi misin?- İyiyim.

 Çiçek Dürbününde Bir İroni

 Levent Karataş şiirinde varlık özüne öznelliğine kavuşuyor bir anlamda.

Bilinenden denize taş atar gibi kımıldayışını ve yaratılanın mesafesini oluşturuyor şiirinde. Dürbünle baş başa kalıp çocuğu gözetliyor, kurucusuna dair de izlenim veriyor çiçekle ve dürbünün bağıyla konuşuyor:

 

“Çoğu zaman ve pekiyi çocukça

kendine geldiğimde ben;

çiçek dürbünümden bakıyorum.”

“Çünkü ömür doldurduğum gibi

anıları da dolduruyorum;

boşluktaki anları, gülümseyen yüzümü yazları.”

 

Son Görüş ve Hatırat Zinciri

Şairin bu ziyaretlerinden sonra Hatıratı ile baş başa kalıyoruz.

Yalnızlığı basit bir şekilde özetlemek gerekirse dışın ve için gözetlenmediği tek andır. Bu an’a şöyle yaklaşıyor Hatırat şiirinde:

 

Yalnızlık hissi de bu, güzel mi yalnızlığın?

“Güzel yalnızlığım” dediğin?

 

Kendi kendini tekrar eden doğada bir parça gibi sonsuza dek yinelenen o sözcükler kendine benzeyen (ama)başka bir sözcüğe izolasyon yaptırıyor alttaki dizelerle şair:

 

Pinokyo’yu rüyada koklamak arzusu mu?

Yakut vazoyu kırdığın çay partisi mi?

Babanın kamelya da papazkarasını uzattığı,

o reşit sofra mı?

Yalnızlık hangisi 

Hangisi?

Delikanlı hatıratımı aşikâr ettiğim

güngörmüş şiirimde…

 

Hatırat bizi kavuşturuyor bu şiirinde hatırlatmalarla ve çokça gençliğin yaşanmış sahiciliğini merkez alarak baba kavramında… Reşit olmanın masada ki görünümünden diğer bir deyişle görüntüsünden

dilin dünya içindeki yan tarafına bir yalnızlıkla başrollük yapıyor…

Tolstoy’u Duyumsama

Son olarak kitaba dair değineceğim son şiiri, Diriliş’le bitiriyor olması, kitabını Karataş’ın.

Böylece Dua ile başlayan Karataş, şiirini katışıksız bir dirime götürüp Tolstoy’a da kuşla bir haber gönderiyor gibi şu dizelerle sesleniyor okura:

“Kuşun dirilişini gördüm. Büyük varlığımla seyrettim onu.”

Karataş, görmekle yükümlü olduğu gözlerinden varlık gibi büyük bir perdeyi aralayıp doğaya karışıyor ve adaletin çökmüş sistemi karşısında gösterdiği bir dirençle : “O oldum. Küçüldüm, Kahramanım oldu.” Diyor. Okuyucuya kuşun kanatları arasında hatırlanması gereken bir ipucu gibi bırakıyor kuşun uçmasını.

Hatırlarsanız Tolstoy’un eseri Diriliş’te de Toplumsal gösterilmiş olan bütün çabaların sonuçsuz kaldığı ve hüküm olarak suçlu bulunan Katyuşa karakterinin yargılara ve baskılara hapse olmasını işleyen eser, insanın hayat üzerindeki başat izleğini veriyordu yine bir dirençle… Tolstoy’un Diriliş- kitabından alıntılarsak ( Sayfa 147 – İletişim yayınları)

“Av torbasındaki yaralı kuş çırpınmayı kesince unutulurdu” diyordu.

Bu okumadan çıkarak diyebiliriz ki;

Şiirin anlamını, sesini, ritmini ve dinamiğini Karataş şu dizelerle sonlandırmış:

“Bu şiirde de kuşu ben olarak seyrettin okur. Ya içsel seyirinde?

Son Görüş. Kuş Uçtu. “

Unutulmanın unutturulmanın ve nöbette duran çağın acılarına bir iç ses olarak soruyor sonra:

“Kuşlar göz nuruyla mı görür yoksa dünyayı?

Zira varlık görünmeden bir başkasının üzerinde görünme üzerine imlenir. Bilinci çocukluktan dönmek üzere kodlanmıştır. Bu şu demek oluyor ki, şairin bilinci kurtarılamaz, başladığı yere döngüsel bir hareketlilik kazanır sadece… Bu öznellikten de bakılıp denilebilir ki

Levent Karataş’ın Son Görüş’ü bir son görüşten ziyade; Modern Türkçe şiir kapsamında hep var olacak bir şiirin izini taşıyacaktır. 

Rimbaud’un “ben bir başkasıdır” dediği gibi Levent Karataş’ta bu kitabında Son Görüş’e bir başkası olarak girmiştir. Dikkate değer bir yapıtın arka kapak tanıtımında da aynı zamanda; Emel İrtem, Haydar Ergülen, Şeref Bilsel, Nilay Özer gibi isimlerin sözleriyle belirli referans oluşturmaktadır.

 

Son olarak belirtmem gerekirse kitabı okuyup bitirdiğimde; henüz bitirilemeyecek kadar elimde uzun ve başucu bir kitap olduğunu anladım, Son Görüş’ün. Kısaca Levent Karataş şiiri için mübalağasız dile getirmem gereken şudur ki: Gün ışığı önemlidir ama şair varsa ışıksız da çıkılır güne…

Son Görüş” bunu yapmış işte…

 

 

Kitaptaki şiirler; Gösteri, Kitap-lık, Edebiyatta Üç Nokta,

Yasakmeyve, Hürriyet Gösteri, Çevrimdışı İstanbul, Yeni E

Dergisi, Karangu Fanzin Dergilerinde yayınlandı.