Art İnternational ve Contemporary İstanbul fuarlarını dolaşırken geçen yıldan itibaren bir kavram telaffuz ediyorum. Bazen samimi arkadaşlarla açılışlarda paylaştığım da oluyor. Ama bugüne kadar yazmaya pek fırsatım olmadı. Kavram “3. Dalga”…

Son 10-15 yıla yayılabilecek bir 3. Dalga derken neyi kast ediyorum açayım:

Türkiye sanatında, galericiliğinde ve de koleksiyoner profilindeki 1. Dalga 1980 sonrasıydı. Özalcı yeni ekonominin ivmesiyle daha çok Nişantaşı civarında yoğunlaşan pentür ve heykel gibi konvansiyonel üretimlerin yoğunlaştığı bir alandan bahsediyorum; buna Türkiye erken modernizminin ve Osmanlı sanatçılarının dahil olduğu antika ve müzayede alanı da dahil. 1980’ler ayrıca “yeni ekspresyonizm” gibi büyük tuvalde kendini gösteren, benim ödül dolayısıyla “Vakko Kuşağı” dediğim önemli ressamların da dönemiydi. Yeni ekspresyonizm özgün ve biricik bir sanatçı miti dolayısıyla 1980’lerin “yeni bireyci” ideolojisiyle yumuşak örtüşmeler yaşayabiliyordu. Dönemin medyasının ilgisi genellikle bu yöndeydi. Ayrıca bu dalga 1950 modernizminin geniş kitlelere ulaşabildiği bir eşiği de gösteriyordu. 1. Dalga’nın alıcısı ise Özalcı neoliberalizmin zenginleştirdiği bir kesimin dışında, tamamen kendi beğenisi ve sevgisi çerçevesinde alım yapan bilinçli bir üst orta sınıfa (avukat, doktor, noter vb…) dayanmasıydı. Bu dalga sanatın ilk defa profesyonelleştiği ve sanatçıların görece iyi paralar kazandığı bir döneme denk geliyor; profesyonel sanat dergiciliğinin de geliştiği aralık. Bu dergilerin bazıları hala yaşamakla beraber; birçoğu sahaflık olmuş durumda. 1. Dalga’nın diğer önemli yönü ise başta edebiyat ve şiirle kurduğu yakın bağlardı. Dönemin Argos ve Gergedan ya da o Milliyet Sanat dergilerine bakmak bu işbirliğini görmek açısından önemli.

Gelelim hala içinde yaşadığımız 2. Dalga’ya…

Bu dalga 1990’ların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşan ve bienallerin ivmelendirdiği Contemporary: Çağdaş-Güncel Sanat’ın yoğunlaştığı bir dönem. 1991 sonrası mutenalaştırma (centrification) dolayısıyla dönüşen Beyoğlu-Tophane (Akaretler) ve Galata hattında yoğunlaşan yeni bir butik galeri yoğunlaşmasından bahsediyoruz. Bu dönem başta tuval resmi ve lirik tahayyülün püskürtüldüğü, kavramsal olanın öne geçtiği bir aralık aynı zamanda. Küratör kimliğiyle hızlanan 2. Dalga’yı fazla tartışmaya lüzum yok. İçinde yaşıyoruz zaten. 2. Dalga’nın diğer yönü ise, 1. Dalga’da pentür ağırlıklı banka galerileri olarak bütün Türkiye’ye yayılmış anlayışın dönüşerek, büyük sermayenin bizzat merkezler aracılığıyla kültür endüstrisinin tam göbeğinde yer almasıdır. Çok sınırlı alımlara sahip olan bu sermaye yapıları, gelirden çok contemporary’nin yaygınlaşmasına ve vitrine geçmesine neden oldular. Nişantaşı galeri yapısı ve koleksiyoneri bu dalgada azalarak arka plana geçiverdi.

En önemlisi 1. Dalga’yı taşıyan entelektüel üst orta sınıf yeni döneme uyumlanamadı. Elbette 2. Dalga kendine özgü bir bobo (burjuva bohem) ve yeni orta sınıf gibi alıcı kitlesi yaratmakla beraber, bir önceki dalgadaki yoğunluğa hala ulaşamadı.

Bu nedenle Türkiye’de contemporary satış değil “görünürlülük” temelli bir yoğunluk barındırıyor. Belli galeri ve isimler dışında çoğu sanatçı fonlar, rezidanslar ve IAN’da çıkan birkaç haberle yetinmek durumunda kalıyor. Yeni dalga İstanbul’u Berlin ile eşgüdüm halinde dünyanın sanat merkezlerinden biri haline gelmek üzere. Paris’teki bir öğrenci Kuledibi’nde bir atölye kurma hayali taşıyor. 2. Dalga bohem sanatçı tipinden yeni bir sanatçı tipine dönüştüğü gibi, genç sanatçı eğilimi üzerinden daha öncesiyle karşılaştırılamayacak bir dinamizm ve rekabet de gösteriyor. Fakat yaklaşık 20 küsur yıla yayılan ve acemiliğini üzerinden atmaya çalışan 2. Dalga da kriz yaşıyor. Öncelikle sürekli akışı soğuracak bir yapıya sahip değil; ayrıca küresel piyasalara eklemlenmelerde de ciddi sorunlar yaşıyor. Dubai fuarlarına katılmak bu krizi çözecek gibi görünmüyor.

Gelelim 3. Dalga’ya…

Peki bu dalga nasıl olacak?

Ben sadece bazı eğilimler üzerinden bir tahmin yürütmeye çalışacağım. Elbette bu dalga tümüyle gerçekleşmek durumunda değil. Ama emareleri var. Sıralayalım:

1- Öncelikle mutenalaşma sürecinde yeni bir hat oluşuyor. Yasal ve siyasal süreçlerle beraber düşünüldüğünde bu hat, Karaköy-Sütlüce-Dolapdere ve Bomonti hattında bir L çiziyor. Buna Kadıköy’de Yeldeğirmeni de eklenebilir. Ama tümüyle gerçekleşme ihtimali düşük.

2- Hızlı profesyonelleşme ve küresel baskı yeni bir galerici tipini zorunlu kılacaktır. Buna son 30 yıldır üniversitelerin sanat yönetimi-küratörlük-yeni medya gibi bölümlerden sektöre akın edecek yeni genç işgücünü de eklemek gerekiyor. Yani 3. Dalga bir borsacı gibi dakik ve akılcı, Van Gogh’tan kulağını kesmeden önce bir proje isteyecek kadar profesyonel (yuppie) duyularla çalışan yeni bir yönetici isteyecektir.

3- Küresel galerilerin, bizzat İstanbul’da şube açmaları, ya da temsilcilikleri dolayısıyla faaliyette bulunmaları muhtemel.

4- Bunun sonucu Türkiye sanat alıcısına, Türkiyeli sanatçılardan daha ucuza yabancı sanat eseri satmak olabilir.

5- 1. Ve 2. Dalga gibi herkese açık ve bohem tınısını koruyan sergi açılışlarından, daha niş market, çoğumuzun açılışından haberdar olmadığımız bir yöntemi görebiliriz. Yani daha A+ bir hedef kitleyi gözetebilirler. İstanbul’da açılan ve seçkin bir kulüp olan Soho House gibi alanlar, ya da komik kaçacak ama Cİ açılışında bir kadeh şarabın 15 TL olması bunun emareleri olarak da okunabilir.

6- 2. Dalga ve Mısır Apartmanı’ndaki galeri yapıları bazı yönleriyle değişebilir bu yeni dalgada. Geçmişte Nişantaşı’nın yaşadığı durum gibi.

7- Bu elbette tümüyle 2. Dalganın biteceği anlamına gelmez. Nasıl zayıf da olsa Nişantaşı ve müzayede alanı yaşıyorsa.

8- Bütün bunlara bağlı olarak, zayıflayan 2. Dalga ile beraber, contemporary müzayedeleri yükselebilir. Nasıl pentür bugün müzayedeye kaydıysa.

9- Alıcı kitlesi olarak tümüyle küresel bir koleksiyoner ve temsilcileri.

Elbette bunlar belli eğilimler üzerinden yapılan çıkarımlar. Yüzde yüz bir gerçekleşmeden bahsedemeyiz.

Ama gözle görünür bir 3. Dalga gelebilir… Hatta geldi bile… Bize ise tartışmak düşer!

 

Bu yazı 2015 yılında yazılmıştır.

TEILEN
Önceki İçerikBir ‘‘Çözelti’’ Olarak Toplum: Uyarca
Sonraki İçerikMahallenin “kıllı” rövanşı: İvedik
Ali Şimşek
1970, Gaziantep doğumlu. Marmara Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. Çeşitli yayınevlerinde editörlük yaptı. Yazıları Pasaj, Evrensel Kültür, Yeni Sinema, Yeni Film, soL, Cumhuriyet, Varlık, Sanat Eylemi, Üç Nokta, Bağımsız’da yayınlandı. 2008-2012 yılları arasında BirGün gazetesinde kültür sanat editörlüğü yaptı ve yazılar yazdı. Yurt Gazetesi Kültür Ek yayın yönetmenliğinde bulundu. 2004-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans programında ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde medya, küreselleşme, popüler kültür ve sinema üzerine dersler verdi. AICA-Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği üyesi.