Gülmekle ilgili sıkıntısı olan bir adamın burada ne işi var? Bazıları dertleniyor: ‘Aman canım, öyle ağzını yayıp gülmek olur mu, birazcık da düşünmek lazım!’ diye. Ben o konuyu hallettim, merak etme. Diyorlar ki ‘yalnızca gülmek olmaz, güldürürken düşündürmek lazım!’ Oysa gülmek zaten çok zorlu bir aktivite, o yüzden neşene bakacaksın, güleceksin o kadar…”

Güldürürken Düşündürmek mi?

Hoşgeldin 2003” adlı gösterisinin İzmir ayağında, izleyicisine böyle seslenen ve o dönemde “Yeniçağın Komedyeni” olarak takdim edilen Cem Yılmaz’ın mizahı; komedinin kalıcı olmasını, “bir dizi inanca saplanıp kalan bir toplumun sahici olmayan yaşam tarzını ya da tarihsel münasebetsizliğini hedef alması” olarak açıklayan Brecht’in unutulduğu yerde başlamıştır.

90’lardan öncesinin farkında olmayan bir kuşak için günümüz komedisini kavramak kolay değildir. Ülkenin siyasal, ekonomik ve kültürel referansları adına gerçek bir kırılmaya işaret eden 80 darbesi öncesinde, “Gırgır” dergisi etrafında toplanan bir grup mizahçı, “Marko Paşa” geleneği üzerinde yükselerek, güldürüyü direnmenin etkili bir aracına dönüştürmeyi ve muhalif kalmayı başarmıştır. Derginin en büyük başarısı, çoğunlukla alt kesimlerden seçilen kahramanları aracılığıyla mahalleye, bizzat mahallelinin gözünden bakmak olmuştur. Benzerine, sinemada Kemal Sunal filmlerinde rastlayabileceğimiz bu tutumu “Sinik Stratejiler” adlı eserinde başarıyla analiz eden Ali Şimşek’in deyişiyle; dayanışma, dostluk, vefa gibi etik temellerden yola çıkmakta olan 70’lerin mizahı, bazen de bir “sınıfsızlık” ütopyasına yaslanmaktadır.

Bir Karikatürün Hatırlarken

Cennetin kapısında bekleyen gariban kılıklı bir adam, kapıdaki görevliye “Hoca, bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diye yalvarmaktadır. Görevlinin “Hadi lan!” diye haykırışı, cennetten duyulan “her şey çok güzel”, “yaşasın!” çığlıklarına karışır. Bu Cem Yılmaz karikatürü, onun sahne ve sinema serüveninden önce, Türklüğün parodileştirilmesini içeren eğilimlerini kusursuzca yansıtır. Öncülünde melodramları dalgaya alan “Arabesk” filmi ve aynı mizah ekolünden gelen Gani Müjde’nin, Yeşilçam’ın kahramanlık filmlerine bakışını yansıtan “Kahpe Bizans”ı bulunmaktadır.

İlk stand-up gösterilerinde, ışınlanma cihazının önünde görevli olarak betimlenen Türk tipi, GORA, AROG, Yahşi Batı gibi filmlerde bizzat Cem Yılmaz tarafından canlandırılarak beyazperdeye taşınır. Temelleri 90’larda atılan yeni komedinin referansı, mahallenin saf ve temiz çocuğu; üçkâğıtçı müteahhidin, uyanık manavın, toprak ağasının ve bilumum zararlı haşerenin korkulu rüyası olan muhalif Şaban (Kemal Sunal) değil, “uzaydaki” serüvenleriyle Turist Ömer’dir (Sadri Alışık) artık.

Bütün bu “yeni komedi” efsanesinin ardından, orta sınıftan kentli genç bireyin, 12 Eylül sonrasında üzerine biçilen gömleğe uyumlu hale geldiğini söyleyebiliriz: İdeallerinin peşine takılan önceki kuşağın sancılarını unutmayan; sorgulamanın ve değiştirmeye çalışmanın elde her an patlamaya hazır bir bombadan farksız olduğunun bilincinde, gemisini kurtarmaya her an hazır olan kaptan!

Kahramanın Savruluşu

Sinemamızda muhalif mizahın yenilgisiyle sonuçlanan yılların ana aktörlerinden olan Cem Yılmaz’ın evreninde komik olan, mahallelinin dayanışma duygusuyla ipliği pazara çıkarılan üst sınıflar değil, bizzat yoksulların kendisidir anlayacağımız. Mizah ve ironi nesnesine dönüştürülmüş alt sınıfın yeniden başrole soyunması Recep İvedik’le de mümkün olmamıştır. Komikliğini, içinden çıktığı kesimler başta olmak üzere, önüne gelene gösterdiği kabalık ve hoyratlıktan alan yeni “halk kahramanının” kimi sinemaseverlere Cem Yılmaz’ı aratması ise ironik olmanın çok ötesindedir.

Oyuncunun son filmde nostaljiyi ironiden çok “içselleştirilmiş bir deneyim” olarak yansıtması ve 60’ların Yeşilçam ruhuyla uzlaşır görünmesi, daha “insanî” bir bakış içermekle birlikte, bunun ne denli kalıcı bir yönelim olacağını zamanın (ve elbette gişe başarısının!) belirleyeceğini hatırlatalım.

TEILEN
Önceki İçerikAlev Alatlı’nın Küfür Romanları 1: Viva La Muerte!
Sonraki İçerikPınar Derin Gencer: Kamusal alanda sahici izleyici ile karşılaşıyoruz.
Tuncer Çetinkaya
Gazi Üniversitesi ve S. Demirel Üniversitesi’nde resim eğitimi aldı. İlk denemeleri Kırkmerdiven, Şehir Işıkları, Kent ve Sanat gibi dergilerde yayımlandı, 2000’lerin başında illüstrasyonlarından oluşan “Sanalçağa Eskizler” adlı bir dizi kişisel sergiye imza attı. 2007 yılından bu yana, Antalya merkezli Modern Zamanlar Sinema Dergisi’nin editörlüğünü sürdürmektedir. Yazıları; BirGün, Yurt, Aydınlık, Cumhuriyet (Akdeniz) gibi gazetelerde, çeşitli dergi ve bloglarda yayımlanan yazar, 2013 yılında açılan Behlül Dal Sinema Müzesi’nin danışmanlığını yapmış ve kurumda “Film Analizi” ile “Dünya Sinema Tarihi” atölyelerini yönetmiştir.