Edebiyatımızın müstesna yazarlarından Erhan Bener’in, ilk olarak 1983’te neşredilen ve epeydir baskısı bulunmayan Ölü Bir Deniz romanı, geçtiğimiz ağustos ayında yeniden yayımlandı. Atıf Yılmaz’ın 1989 yılında filme aldığı bu değerli eseri, henüz okumadan bile benim açımdan değerli kılan, Rutkay Aziz ve Türkan Şoray’ın oldukça başarılı oyunları ve hikâyenin temel derdi idi. Öyle ya, hangimiz kaçmak istemiyoruz mevcut “düzenli” hayatımızdan, “düzenli” yalnızlığımızdan ve hangimiz bunu yapmamak için bahaneler üretmiyoruz durmadan?Adnan Refik, evli ve dört çocuk babası; geleneksel bir evlilik yapmış ve yaşamı boyunca bu memur olma halinden kurtulamayan; ancak artık kendisinin bir şey veremediği ve kendisine bir şey sunmayan ailesinden kaçıp yeni bir hayatın peşine düşecek olan, ellili yaşlarda bir emekli biyoloji öğretmenidir.

Küçük bir sahil kasabasına sığınır; fakat kendisinin o güne dek sürdürdüğü yaşamındaki gibi, bundan sonrası için de aslında pek bir iradi eylemi olmayacağının ayrımındadır. Taşralılık, memurluk, sorunlu erkeklik, aşkı bilmeme ve kadınlardan korkma; Adnan Refik’in küçük valizinde onu takibe devam ediyordur. Yüksel ise kentli, gençliğinde sevgilisini, eşini, ailesini reddetme pahasına seçen; tutkulu, özverili, fedakâr; kırklı yaşlarında, bir bankada yöneticilik yapan başarılı ve “özgür” bir kadındır. Dönemin entelektüel, sosyalist bir bilim adamının eşidir. Ancak dışarıdan bakanların gördüğü bu etiketler, aile yaşamında hükümsüzdür ve oğlunun, gelininin, torununun ve oldukça umursamaz eşinin tüm sorumluluğu onun üzerindedir. Hayatının iş ve ev arasında tükendiğinin farkındandır Yüksel ve bedenine sirayet eden bir kadın hastalığı ile onun bu sorgulamaları iyice artmış ve kendisini tüketmeye başlamıştır.

İşyerinden, ısrarla biraz dinlenmesi gerektiği telkinleri ile birkaç günlüğüne “kaçan” Yüksel; sığındığı kasabada küçük bir ev bulana kadar, geçici olarak bir motelde kalan Adnan Refik’le karşılaşır. Bu kendi halinde, sessiz, tuhaf adam onun ilgisini çeker; arkadaş olurlar. Bundan sonrası bir yoldaşlık doğuracaktır onlar için; hayatları başkaları için akıp giden iki kişinin dert ortaklığını belki de.Yüksel’in naifliğe, aşkla beslenen cinselliğe, kıskanılmaya olan özlemleri; Adnan Refik’in tutkuya, özgüvene, şehvete olan ihtiyaçları ile bütünleşir. Eşlerinde bulamadıkları, onları “eş” kılar. Bununla beraber, aradıkları, aynı zamanda, bulunca kendilerine yeni zincirler sunacak şeylerdir. Yüksel, sevişmekten başka bir şey bilmeyen, şımarık, teşhirci, kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir kadına dönüşürken; Adnan Refik, kaba, kompleksli, ruhundaki taşralılığı çabucak beliren bir adam olur, sevişmeler bitip arzular dindiğinde.

Elbette yaşadıkları “toplumsal” manada olması gerekenin dışındadır ve onlar da her ne kadar aşka sığınıp bunu görmezden gelseler de bunun farkındadırlar. Dünden kaçsalar da yarından korkarlar. Sürükledikleri yalnız yaşamları, yeni bir yalnızlığın içinde boğulur. Önlerinde uzanan, kum tanesi sanılan ve aslında tek hücreli, milyarlarca ölü foraminiferden oluşan sahil, deniz; “doğal olarak” onlara da “canlı” bir hayat vermeyecektir. Kısaca özetlediğimiz; ancak edebiyatımızda sayısı çok olmayan, aşk, cinsellik, politika, yoksulluk, yalnızlık gibi başlıkları derin ve etkileyici, sarsıcı psikolojik tasvirlerle ve çözümlerle okura sunan değerli yazarlardan Erhan Bener’in bu çok özel eseri, tabii ki anlattığımızdan daha ziyadesini içeriyor. Bilip de bilmezden, görüp de görmezden geldiğimiz her şeyi; bir mavinin kıyısında bizlere anlatıyor.Başlarken andığımız ve kitapla aynı adlı filme ilişkin, üstadın görüşlerinin olumlu olmadığını, senaryonun esere sadık kalınmadan ve asıl anlatılmak istenenin gözden uzak tutularak teşkil edildiğini, ayrıca Atıf Yılmaz’ın, özellikle otel sahnelerindeki mekânın reklamını yaptığını söylediğini belirtelim. Buna rağmen, yinelemekten kaçınmayacağım; adı geçen iki oyuncunun bu güzel filmini, tabii ki benim yaptığımın aksine, kitabı okuduktan sonra izlemekte ve bu sayede ve bir anlamda, seksenlerin politik, kültürel, entelektüel atmosferini görmekte fayda var.

TEILEN
Önceki İçerikDERYA YÜCEL’E AÇIK MEKTUP
Sonraki İçerikIPHONE KULAKLIĞI VE AHMET MİTHAT EFENDİ
Alper Erdik
1985, Beyoğlu doğumlu. Isparta Milli Piyango Anadolu Lisesi’nden 2003’te, KTÜ, Türkçe Öğretmenliği bölümünden 2008’de mezun oldu. AÜ, AÖF, Felsefe ve SDÜ, İF, Radyo Tv ve Sinema bölümlerinde öğrenmeye devam ediyor. 2006’dan bu yana, çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde makaleler kaleme alıyor.