Yumurta’nın alt metninde taşrayı ve ücra köşeleri çağrıştırma sorunu vardır. Ucuz olması tüketilebilir olması güçlü bir etkendir. Kuşkusuz habitus açısından tüketilebilir olmasının sebebi Bourdieu’nun söylediği gibi beğeni kavramına ait olmasıdır.

Yumurta, yaşamın fırladığı kabuklu dünyanın “temsili evidir”. Freud’un “Uygarlığın Huzursuzluğu”’nda dediği antropolojik söylemi akla getirirsek “İnsanlık ne zaman iki ayak üzerinde yürüyebildiği zamanı fark ettiğinde” uygarlık başlar. Mitlerde de ve masallarda da yumurta, çokanlamlılık, “uygarlık” üretir. Herakleitos’a yumurtayı sorduğumuzu varsayalım, “arkhe”yi düşünerek bize diyecektir ki; yumurtanın “birliğini” maddi ve kalıcı olarak alındığı sürece açıklanamaz olduğunu söyleyebilir. Nihayetinde, yumurta kırılmaya elverişli bir maddedir. Kırıldığında; değişiklikler, antinomiler üretir. Gündelik hayat içerisinde, yumurtanın önemi akışta ve temaşa yaratmasındadır. Bir anlamda da, şöyle bir sav geliştirebiliriz. Yumurta’nın içi sıcak ve güvenilirdir tıpkı yuva gibi sığınılacak bir yer, bir evdir. Dışı, içi empirik gerçekliklerle doludur, Humevari bir şekilde her şey ilişkilerden ibarettir. Bir şey varsa onun olması için bir başkasına ihtiyaç vardır yani bir nedeni olması gerekir. Hume’ün dediği gibi, her şey imgelemin içinde olur fakat iç bir şey imgelemem tarafından yapılamaz. Ve her şey, yumurtanın içinde olur, ama hiçbir şey yumurta tarafından yapılamaz. Verili olan, yumurtanın dışındadır, yumurtanın içi de zihne özdeştir. Öznenin doğduğu, oluş-a geldiği, bir bütün olarak var olduğu yerdir.

Beğeniden yargıya yumurta habitusu

Yumurta’nın alt metninde taşrayı ve ücra köşeleri çağrıştırma sorunu vardır. Ucuz olması tüketilebilir olmasında güçlü bir etkendir. Kuşkusuz habitus açısından tüketilebilir olmasının sebebi Bourdieu’nun söylediği gibi beğeni kavramına ait olmasıdır. Habitus’un eylem mantığı, Bourdieu’nun tarif ettiği şekliyle aktörlerin zeka ve bilişsel yapılarının yatkınlıklarıyla alakalıdır. Nasıl ki gündelik hayatta sık sık karşılaşıyorsak, görsel kültür ve sanat tarihi içerisinde yumurta imajı sürekli olarak görebiliriz. Yumurta imajını iç içe olduğumuzu görsel verilerden ayıklayabiliriz. Kant’a başvurduğumuzda beğeni yargısı nesnellik açısından homolojik bir yapıya sahip denilebilir. Bu anlayış, bir estetik yargının nesnelerinin olabilmesi için, nesnelerin biçimlerini yargılamada ve öznenin yetileri arasındaki eşsiz uyumun belirmesidir. Yani, hoşlanma duygusu açısından uygun düşmesi gerekliliğidir. Fakat; “[…] sözde saf beğenileri temel veya beslenmeyle ilgili beğenilerin karşısına koyan (Kant’ın onayladığı) temsile karşı da şudur: toplumsal faillerin, normalde beklenebileceğinden daha sık, sanıldığından daha sistematik eğilimlere (örneğin beğenilere) sahip olduğunun ısrarla altını çizmek”[1], gerekir. Bourdieu, “Ayrım” kitabında beğeni kavramını Kant’tan çok öteye taşıyarak Fransa’nın toplumsal yapısını beğeni çeşitlerini ampirik anlamda ortaya çıkarttı. Sanat sosyolojisi için bu tür bir deyiş, davranış biçimleri, motivasyonlar, heyecanlar ile doğrudan ilintilidir. Aktörler sanatsal ve toplumsal olaylarla kurduğu ilintiler serimler.

Mütekabilyet analizi, sayesinde bireylerin beğeni yargılarının değişkenlerini, niceliklerini, o toplumun “yaşam tarzlarını” sosyal koşullarında ve tarihsel zaman içinde anlaşılabilir. Burada, “habitus” kavramı öne çıkar. Habitus, kavramı bireydeki toplumsallığı, şimdileşmiş tarihi ve öznelleşmiş nesnelliği ifade eder. Bunu birey açısından şöyle açabiliriz; bir resmin, bir heykelin, bir fotoğrafın kalitesini, kökenini aktörler yargıladığında içselleşmiş bir “yetiler düzeni”, “habitus” meydana gelir. Bourdieu, bir moment olarak “kalıcı yetiler ve iç düzen sistemi” ile kendisi yapı almış ve yapı veren bir düzen” arasında yetenekler, alışkanlıklar, durumlar, bedensel davranışlarla çevreyi bütünleştirir. Dolayısıyla, habitus bedensel duruşlarda, giysilerdeki görünümde, konuşmada, hareketlerde ortaya çıkar. Kamusal alanın, ortak cereyan eden koşulları bu süreci oluşturmada önemli rol oynar. Eski Rejim1 ve Kamusal alanın rollerini, iç düzenini ele alabiliriz. Richard Sennet’in, (Kamusal İnsan’ın Çöküşü) adlı kitabında ki tanıtlamaları şu yöndeydi; bir sınıfa ait biri, şapkasının solmuş rengi, kıyafetin uzunluğu, kollarındaki düğmenin şekli ve duruşundan hangi sınıfın kültürel pratiklerini icra ettiğini gösterdiğiydi. Sennet, kamusal alan teorisinde Balzac’ın romanlarındaki tiplemelerin “konuşma” biçimlerinin ve aktörlerin rollerini ve bedensel hareketlerini ortaya çıkardığını anlatır. 18, 19 yüzyıl kamusal insanın, Sennet’in anlattığı şekliyle saf kurgusal olarak etkileşimin ve kültürel beğenilerin içinde pratiklerini serimledikleri söylenebilir. Kamusal alanın oluşmasında, 19. yüzyıl psikolojik imgelemi; insanlar (yabancılar) üzerinde etkisi içe kapılmalar yaşatırken bir taraftan da onların eğilimlerini dışavurumlarını şekillendirdiği çıkarılabilir. Roller, bireylerin hissetiklerini, beğenilerini, şekillendirmiştir. Bu bağlamda, Sennet, kitabının teorik alt yapısını “gündelik hayat” mefhumu içinden şekillendirmiş olduğunu en azından kurgusal olarak Bourdieu’nun (Ayrım) kitabındaki aktörlerin ve eyleyicilerin yaşamsal sitilizasyonlarının tükettiği ve kullandığı ayrımların birbirine yaklaştığı çıkarılabilir. Burada, Bourdieu’ya döndüğümüzde habitus kavramını Kantçı beğeni yargısının sistematik eleştirisini bu yapı içinden ele aldığını unutmamalıyız.

Farklı Görmek

Şöyle ki, Bourdieu, Kant’ın beğeni yargısını tikel argümanlardan “his, güzellik, hoşlanma, haz”dan sıyrılarak çoğulluk olana “sorgulamaya, incelemeye, irdelelemeye” ampirik olarak temsillerinin nedenini, nasılını, neliğini, bireylerin meslek ve işlerini varlık biçimiyle sosyolojik olanın bir stenografisini yapar.“Her imgeden bir işlevi, işaret işlevini, yerine getirmesini bekleyen halk sınıflarının mensupları tüm yargılarında, sıklıkla belirgin bir biçimde, ahlak veya tasvip normlarına göndermede bulunurlar”[2] Söz gelimi, bir barok natürmort aklımıza gelirse eğer bu ayrımları idrak edebiliriz. Orada, bir masa üzerine paçavra olmuş kumaş, kokan bir et, üzerine çürük meyveler, balıklar, kazlar vb… aklımıza gelir. Bir sarayın mutfağı ile alt sınıftan bir ailenin mutfağındaki yiyeceklerin, toplumların yaşam biçimini, anlamada ve beğeni yargıları değişir. Beğeni yargıları bu konuyu anlamda yeterli olup olmadığı kuşku doğurmaz. Felsefi şekilde Leibnizvari bir bakış açısı mefhumu bize yardımcı olabilir. Nesnelere farklı bakış açıları ile yaklaşılabilir. Dolayısıyla, bizim bakış açımız bir diğer bakış açısından farklı olmalıdır. Söz gelimi rölativist oluruz ve monadlarla farklı bakış açıları ortaya koyabiliriz. Sanatsal bakış açıları, bu anlamda görünür olanlardır. Mesala, Velazquez’in bakış açısı ile Murillo’nun bakış açısı bir değildir farklıdır; fakat kendi içlerinde özneldirler. Nitekim, çoğul bakış açılarından tek tek gördükleri yumurta imajları resmeder ve öznellik yaratırlar. Fakat bu anlamda, devreye giren öznellik; sanatçıların yerleşik algıları yıkmalarına neden olur ve (para-doksal) kanaate aykırı bir şekilde imajları kendi habitusunu tuvallerine yansıtırlar.

Diego Velazquez, “Yumurta kızartan yaşlı kadın”, 1618.

Velazquez’in, resminde görüldüğü sıradan sahne kuvvetli bir şekilde alt sınıf yiyeceklerini gözler önüne serer. Fakat burada, ne bir beğeni yargısı ne de isteğe göre durum vardır. İktidarın, özneleri nasıl biçimlendirdiği ve bir sosyal sınıfın ekonomisini görebiliriz. Bir nevi, sanatçının gözünden ve o toplumun sosyal sınıflarının gözünden temsillerin nasıl düzenlendiği önem arz eder. Bu bağlamda, toprak bir kabın içinde yumurta kızartan yaşlı kadın ve ayakta elinde bir kavun tutan çocuğun gözünden sanat tarihsel pencereyi aralamış ve açmışızdır. Bu imajda, gösterişten uzak bir yaşam içerisinde yaşan insanlarının sosyal konumu yaşlı kadının pişirdiği yumurta üzerinden okunabilir. Çünkü imaj, ne saray mutfağı ne de bir toprak soylusunun imajıdır. Bizzat alt sınıfın habitusu ve toplumlarının tükettiği yiyecek ve yiyeceklerin imajıdır.

Görsel kültürde “yumurta” arayışı

Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu gibi son dönem yönetmenlerin filmlerinde “yumurta” imajı sıklıkla görünür olmaktadır. Bu bağlamda, Zeki Demirkubuz’un “Yeraltı” adlı filmi örnek olabilir. Bilindiği gibi, Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” romanından bir hayli etkilenilen bu film; yaşamsal sitilizasyonun bir hayli sezildiği bir filmdir. Dostoyevski, romanı ise 19.yüzyıl sosyolojisinin temel konularından olan “bireysellik” mefhumunu önceden edebiyat içinde eritmiştir. Dostoyevski’nin sokak aktörleri, modernizmin sivrilen tipleridir, modern bireyin betimlenişidir. Marx’ın deyimiyle “katı olanın her şeyin buharlaştığı” momentler olarak okunabilir.

Marx’ın tarif ettiği “yok olma, buharlaşma, eriyip gitme” Muharrem’in modern hayat içinde, kalabalıkta, bir Benjamin flanörü edasıyla yalnız dolaşırken, Onu toplumdan yalıtılmış ve yabancılaşmış bir şekilde görmemize sebep olur. Memur olmasının yanında modernist bir sokak aktörüdür. Sokaklarda, karanlık mekanlara, güvenilir olmayan yerlere gitme arzusuyla sürüklenip durur. Dostoyevski’nin çizdiği Yeraltı insanın ya da Marshal Berman’ın deyimiyle “yeni insan”ın Post-modernist anlamda kötü sayılamayacak derecede bir kopyasıdır. Artık O’nun hayatında “yumurta”nın içerimi veya gerilimi kendi mesleğiyle ve hayatının tarzı ve pratiği ile ilişkilidir. Artık insanlar toplumsal içinde uyarlanmış ve uyarılmış bir şekilde nesnel olarak kendi (doksa)larını saf niyetlerine dahil eder. Nitekim, sosyolojinin kendi nesnesini biçimlendirilmiş yatkınlıkların, bir yaşam biçimi olarak davranışların şekillendirilişi habitusa bağlıdır. Yumurta’yı da bu şekilde okumamız gerekir yani pratik dünyanın içinde…

Notlar:

[1] P, Bourdieu, (2016), Akademik Aklın Eleştirisi “Pascalca düşünme çabaları”, Metis, İstanbul. s.82.

[2] P, Bourdieu, (2016), Akademik Aklın Eleştirisi “Pascalca düşünme çabaları”, Metis, İstanbul. s.68.

1 Ancien Regime (Eski Rejim): Fransa’da, I. François’nın hükümdarlık dönemiyle (1515-1547) başladığı kabul edilen ve Fransız Devrimi’ne kadar süren dönemi kapsayan siyasal, iktisadi ve toplumsal rejim. Ayrıca, Richard Sennet’e göre “sık sık feodalizmle aynı anlamda, yani 800 öncesinden 1800 sonrasına kadar süren tarihi kesiti için kullanılır.

TEILEN
Önceki İçerikİlyas Salman: Beyaz Perdede Mazlum, Gerçek hayatta Anti-Kahraman
Sonraki İçerikYAZAR MI ÇEVİRMEN Mİ? SIMENON ÇEVİRİLERİ
Övünç Demiray
1986 Yılında Sivas’ta doğdu. 2007 Yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümünü kazandı. 2010 Yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü kazanarak 2013 yılında mezun oldu.2014 Yılında, Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat Dalında Yüksek Lisans kazandı. Halen eğitimini sürdürüyor.