Heartfield’ın bazı düzenlemelerinde tarihsel olayları ve zihinsel canlandırmalarıyla tıpkı bir belgesel izlenimi veren çalışmaları da bulunmaktadır.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi inceleme araştırma yayınlarından John Heartfield ve Politik Fotomontajları adlı bir kitabınız çıktı. Bu kitabı yazma fikri nasıl oluştu? Türkiye’de çok bilinen bir sanatçı değil kendisi, sanatçı John Heartfield’a olan ilginiz nasıl başladı? Bu kitabın yazılış öyküsünü kısaca anlatır mısınız?

Aslında 2010 yılına dek böyle bir sanatçının varlığından bile habersizdim. John Heartfield ile tanışmam Yüksek lisans eğitimim sırasında Batı Sanatı dersleri aracılığı ile oldu. Sınıfta herkesin bir sanatçıyı seçerek amfide sunum yapması gerekiyordu. Arkadaşlar, tanınmış, popüler ya da beğendikleri sanatçıları listeden hemen seçtiler. Ben nedense hiç acele etmedim ve en sona kaldım. “Hangisi olursa olsun, önemli değil” diye düşündüğümü anımsıyorum. Gidip listeye baktığımda ise sadece iki sanatçı kalmıştı: Biri George Grosz diğeri John Heartfield adında, hiç tanımadığım biri… Onu seçtim. “Madem bu sanatçıyı bilmiyorum, o halde öğrenmiş olurum” diye düşündüm. Ve zorla bulabildiğim kaynaklarla onu anlatan birkaç sayfalık bir sunum hazırladım. Sanatçı beni çok etkilemişti. Türkçe kaynak yokluğu ise can sıkıcıydı. Bir süre sonra, sıra tez konumuzu belirlemeye gelmişti. Dersi yöneten hocam Prof. Dr. Nilüfer Öndin’e, John Heartfield hakkında bir tez yazma önerisinde bulundum. O da önerimi kabul etti ve başladık. Sonunda onun hayatını 580 sayfalık bir tez haline getirdim. Ardından tezin daraltılmış hali ile (328 sayfa) bir de kitabım yayınlandı. Bugün, o seçimimin gerçekten de hayatımın dönüm noktası olduğunu düşünüyorum.

John Heartfield’ın Dada’nın en radikal sanatçılarından biri olmasının arka planında geçirdiği travmatik çocukluk döneminin etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, bunda hemfikirim. Kardeşi Wieland’ın “Immergrün” adlı kitabında bahsettiği gibi, ormanda yaşadıkları barakada ebeveynleri tarafından terkedilen dört çocuktan en büyüğü o sıralarda 8 yaşında olan ve olan biteni az çok kavrayabilen Helmut idi. 5 gün boyunca anne ve babasının eve dönmelerini beklediler. Kardeşlerinin bakım sorumluluğu kendisine verilmişti. Bir psikolog ya da psikiyatrist değilim ancak bu ağır sorumluluk altında ezilmiş, açlıkla mücadele veren, korkan, kendini güvensiz ve korumasız hisseden küçük bir çocuğun yaşadığı şoku üzerinden atmasının kolay olabileceğini düşünmüyorum. Kaldı ki onun bir tedavi gördüğüne dair kaynaklarda herhangi bir kayıt yok. Öte yandan, çocuğun bu korkunç olaydan sonra kekelemesi ve ileriki hayatında bu nedenden ötürü diğer çocuklar arasında alay konusu olması, gönderildiği okullardan kavgacı yapısından dolayı ve birtakım olaylara karışarak atılması, zor bir çocukluk ve gençlik dönemi olduğunu net olarak gözler önüne seriyor.

 

John Heartfield’ın sanatındaki kırılmanın George Grosz ile karşılaşmasıyla başladığını söyleyebilir miyiz? Grosz sanatçıyı neden çok etkiledi sizce?

1912 yılında babası Franz Herzfeld’in şiirlerinin toplu halde yayınlandığı “Franz Held Seçme Yapıtları” adlı kitabı kardeşi Wieland Herzfelde ile birlikte hazırlarken, babalarının sosyalizme olan bağlılığından ve yapıtlarında yer alan devrimci ruhundan oldukça etkilenirler. 1915 yılında Grosz ile tanıştıktan sonra onun çalışmalarında yer alan toplumsal konular ve özellikle sömürülen, ezilen sınıfa duyarlı temaların sanatsal alanda kullanımı ilgisini çeker. George Grosz’un o dönem Almanya’nın içinde bulunduğu olumsuz hayatı ve sosyal konuları işlediği desenleri, kısmen vahşi ve yer yer karikatürümsü Avangart tutumu Heartfield’ın sanatını sorgulamasına neden olur. Politik taşlamalarla dolu ironi ve siyasi mesajlar içeren bu tarz bir sanat, onun sonraki hayatının vazgeçilmezi olur. Artık yönünü bulmuştur: Ve radikal bir kararla o güne değin yapmış olduğu tüm doğa resimlerini yok eder. Öte yandan Grosz’a büyük bir saygı duymaktadır. O sıralarda kardeşi Wieland ile bir yayınevi devralırlar ve kardeşi Wieland ile birlikte sadece Goerge Grosz için bir dergi çıkarmayı bile düşünürler. 1917 Haziran ayında gerçekten de “Küçük Grosz Dosyasına Saygı” (Prospekt zur Kleinen Grosz-Mappe) adını verdikleri bir dergi çıkarırlar. Rus Ressam, Tasarımcı ve Grafik Sanatçısı El Lissitzky, derginin bu Haziran sayısını, yeni matbaacılığın ve basımın önemli bir belgesi olarak değerlendirmiştir.

John Heartfield’ın çalışmalarında tamamen taraflı ve kendi ideolojisini empoze etmek üzerinden sanat yaptığını görüyoruz. Sanatçı aynı zamanda yaşadığı çağın tanıdığıdır. Tanıklık ettiği gerçekliği bir sanatçı tarafsız mı yorumlamalıydı sizce? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sanatçı çağının tanığıdır elbette her şeyden önemlisi, sanatçılardan, dönemin entelektüel ve aydınları olarak düşüncelerini ve taraf oldukları fikri açıkça ortaya koymaları, günümüz toplumsal yapısının bir beklentisidir artık. Toplumsal olgulara kayıtsız ve tarafsız kalmak, hele ki sorgulayan 20. Yüzyıl sanatçısı için hiç de olası bir durum değildir. Heartfield’ın da sanatını icra ederken tutkuyla bağlı olduğu ve yürekten inandığı komünist ideolojiyi öven yahut karşıt ideolojileri söven çalışmalar yapmış olduğu doğrudur. Ancak Heartfield’ın bunu yaparken amacının dünyayı savaşın kötülüğüne iknaya çalıştığı ve daima barıştan yana olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu adalet istemi onu izleyicilerinin gözünde popüler kılmış, aynı düşüncede olanlar kendisine sempati duymuştur. Aslına bakarsanız, bir sanat yapıtının ardında yatan fikrin ahlaki olup olmadığı ya da ne derece etik olduğunu sorgulamak çok anlamsızdır. Sanatçı yapıtını yaratırken özgürdür, özgür olmalıdır. O dilediği fikri konu edebilir, hayalini kurduğunu çizebilir. Onu sorgulamak hiç kimsenin haddi değildir. Sanat yapıtı ne yapıtın ardında yatan fikirle ne de sadece plastik estetikle ilgilidir. Onun büyüsü ve biricikliği, yapıtın yaydığı etkinin şiddetinde gizlidir… Heartfield’ın kendi düşüncelerini empoze etmeye çalışırken taraflı olduğu kesindir. Ne var ki onun inandığı değerlerin başarı olasılığının bugün için öneminin kalmadığı da ortadadır. Anlatmaya çalıştığım; ne onun davasının (Komünizmin) ne de karşıt davanın (Faşizmin) geçmiş yüzyıldaki olasılığının bugün söz konusu olamayacağıdır. Heartfield’ın bu değerleri savunurken ve bu yolu izlerken amacının daima barışa yönelik olduğu unutulmamalıdır. Demek istediğim, bugün bunu sorgulamaya açmanın saçma, gereksiz ve absürd olacağıdır. Bugün elbette, savaşlar, diktatörler, toplumsal adaletsizlikler, ırkçılık, ayrımcılık, ötekileştirme, emperyalizm, sosyal düzen dengesizlikleri, şiddet, kıyım ve cinayetler isim değiştirerek günümüzde de varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu bağlamda sanatçının yapıtlarını bugüne uyarlayarak, güncel okumalarla analojiler yapılması faydalı olabilir. Yine de burada düşünülmesi gereken asıl durum, kanımca, sanatçının yapıtlarında işlediği temaların politik içeriğinden ziyade izleyiciye sunduğu estetik uyarımlar ile insanları bugün bile hala nasıl etkiliyor olduğudur. Kaldı ki genel olarak sanat yapıtı, yukarıda da belirttiğim gibi, toplumsal ya da kavramsal her hangi bir mesaj veya kod iletmek mecburiyetinde de değildir.

Sanat eleştirmeni Arthur Danto’nun söz ettiği gibi kitle iletişim araçları üzerinden görsel metaforlar kullanarak John Heartfield’ın zihinleri harekete geçirmesi mümkün olmuş mudur?

Heartfield’ın bazı düzenlemelerinde tarihsel olayları ve zihinsel canlandırmalarıyla tıpkı bir belgesel izlenimi veren çalışmaları da bulunmaktadır. Bunlar aynı zamanda birer tarihi belge olma özelliği taşırlar. Hatırlatıcı, uyarıcı, ders veren yönüyle hafızaları zorlayarak, olay ve olguların unutulmasına engel olurlar. Bu yönden bakıldığında Heartfield’ın bazı çalışmalarının dönemin tarihsel olaylarına hakim olmayan biri tarafından algılanması zordur.

Roland Barthes’ın edebiyat için kullandığı metinlerarasılık kavramının resim sanatı için karşılığı resimlerarasılık olabilir mi? John Heartfield’ın fotomontajları için resimlerarasılık diyebilir miyiz?

Bir bölümü için evet. Resimerarasılık (interpicturalite), bilindiği gibi, yeni bir yapıt ortaya koyarken başka bir yapıttan alıntıyı, esinlenmeyi, yansılamayı, taklidi, başka bir yapıtın tamamını ya da bir bölümünü uyarlamayı içerir. John Heartfield, mitolojik hikâyelerden, sanat tarihinde sıklıkla yer verilmiş konulara ve görsel simgelere varana değin, çalışmalarında bunlara yeri geldiğinde yer verdiğine tanık oluruz. Bunun en bilinen örneği Franz Kafka’nın “Metamorfoz” adlı romanından uyarlayarak düzenlediği “Metamorfoz” adlı çalışmasıdır. Ayrıca özellikle kendinden bir nesil önceki politik çalışmalarıyla bilinen Honore Daumier’den ve çağdaşı ve yakın arkadaşı George Grosz yapıtlarından alıntılar yapmış olduğunu görüyoruz.

Kavramsal sanat alanında yapılmış politik çalışmalara sıklıkla rastlamaktayız. Heartfield’ın çalışmalarını onlardan ayıran nedir?

Günümüzde özellikle bianellerde görülen kavramsal çalışmaların politik içerikli olanlarının bu sınıfa girdiğini söyleyebiliriz ancak Heartfield’ın sanatını onlardan ayıran bir takım özellikler vardır. En önemli özellik, onun bizzat politik düzeni değiştirmeye yani eyleme yönelik çalışmalar düzenlemiş olduğudur. Bugün müzelerde ve bienallerde sergilenen politik çalışmalar, politik düzeni yıkmaya ve yenisi ile değiştirmeye yönelik değildir. Böyle bir amaca hizmet etmezler. Hertfield her köşe başında çok ucuza satılabilen bir gazete aracılığıyla geniş bir halk kitlesine ulaşarak, onları eyleme davet eder. Müze ya da galeri seyircisi sınırlıdır. Sadece izleyiciler oradaki sanatı görür. Onun herkese ulaşabilmesi için, müze yanlış bir yerdi…

Sanatçı Heartfıeld’ın Avrupa’daki kitle katliamına gösterdiği insancıl bir tepki sonucunda ortaya koyduğu sanatından doğru yola çıkarsak sanat politika ilişkisi üzerine ne söylemek istersin? John Heartfıeld’ın çalışmalarını politikanın estetize olmuş bir hali olarak görebilir miyiz?

Yapıtlarının tamamı değilse de bir kısmı için bunu söyleyebiliriz Dada döneminde bir kısmı ve daha sonraları özellikle Arena gibi dergilere yapmış olduğu çalışmaları, direkt iktidara yönelik yoğun siyasi mesajlar içermez. İngiltere’de yaşadığı dönemlerde de özellikle Picture Post için yaptığı çalışmalarında keskin bir politik içerik görülmez. Ancak diğer çalışmalarının çoğunda Faşist sisteme ve politikacılarına karşı ya da dünyanın herhangi bir yerindeki adaletsizliğe ve savaşlara karşı düzenlenmiş çalışmalarına rastlarız. Heartfield, metafor ve imge zenginliği bir tarafa, çalışmalarının içerdiği sözsel kurgularla da dikkatleri çekmeyi başarmış, sanatını, izleyicilerini etkileme konusunda epey hünerlice kullanmıştır. Renkli dergilerin patlama yaptığı o dönemlerde en çok Komintern’e bağlı olarak çalışan ve sola hizmet eden AIZ Gazetesi, kendisine destek çıkmıştır. Kuşkusuz AIZ, sanatını kullanarak geniş bir kitleye ulaşmasına aracı olmuştur ancak burada sanatçı, aslen siyasi bir role de soyunmuştur. Yapılan incelemelerde, sanatçının tasarladığı montajlarla partisine olan oy artışını yükselttiği bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Heartfield’ın çalışmalarının sanat yapıtı olarak değil de bir siyasi propagandanın reklam aracı gibi görünüyor olması gibi bir tehlikeyi içerdiğini de kabul etmek gerekir. Genel olarak sanatın politik olup olamayacağı ya da dozajının ne olacağı uzun zamandır tartışma konusudur. Bu tartışma, kökeninde sanat sanat için midir? Sanat insan ya da toplum için midir? Diyalektiğine kadar giden bir olguyu da içinde barındırır. John Heartfield’ın içinde politik mesajlar barındıran fotomontaj sanatı, kanımca, aradan yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen hala yaşıyor ve Alman Sanat Akademisi’nde kendi adına oluşturulan bir arşiv ile çalışmaları halen korunuyor ise; hala kendine bakanları etkiliyor ve şaşırtabiliyorsa, sanatın siyasi estetiğini gösteriyor olması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Sözü gelmişken… Bir de fotomontaj bir sanat biçemi midir? Tartışmaları mevcuttur, bugün bile rastlarsınız zaman zaman… Günümüz postmodern koşullarında bu tür tartışmaların ne derece gereksiz olduğunun bizler farkında olsak da… O günün şartlarında, daha 1930’larda, Fransa’da, Heartfield için düzenlenen kişisel sergi sırasında verilen bir seminerde bu konu tartışmaya açılmış ve buna en güzel cevabı oturumu yöneten Louis Aragon daha o tarihlerde vererek bu tartışmaya nokta koymuştur. Aragon, yazısının bir bölümde şöyle söyler: “Burada oldukça sade bir şekilde makas ve beyaz tutkalla sanatçı, Kübistlerle birlikte gündelik hayatın gizeminin kayıp yollarında, modern sanatın yapmaya çalıştığı şeyi en iyi şekilde geçmiştir. Vaktinde kullanılan Picasso’nun gitarı ve Cezanne’ın elmaları gibi sade nesneler. Ama burada ayrıca anlam da var ve anlam güzelliği bozmadı. Bu günlerde John Heartfield güzelliğin nasıl selamlanacağını biliyor.”

*Bu görüntüler, sanatçının torunu John J Heartfield’ın küratörlüğünü yaptığı John Heartfield Sergisi’nin (John Heartfield Exhibition) izni ile yayınlanmaktadır.  John Heartfield Sergisi, sadece John Heartfield’ın hayatı ve çalışmalarıyla ilgili en kapsamlı web sitesi değil, ayrıca dürüstlük ve cesaretle sanat ve sanatçılar için güçlü bir politik sanat müzesidir.

(These images are courtesy of The John Heartfield Exhibition, curated by his grandson, John J Heartfield. The Heartfield Exhibition is the not simply the most comprehensive website regarding the life and work of John Heartfield. It is also a powerful political art museum for art & artists with integrity & courage)

 

 

TEILEN
Önceki İçerikNe Olacak Şimdi? Gidip de Banka Soyacak Değiliz ya!
Sonraki İçerikDuyguları Serbest Kalmış Devlet
Lütfiye Bozdağ
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü öğretim üyesidir. Sanat, kuram, sanat felsefesi, sanat eleştirisi gibi interdisipliner alanlarda çalışmaktadır. 1997-2000 yılları arasında Genç Sanat, Türkiyede Sanat, 2009-2012 yılları arasında Birgün gazetesi, Evrensel Kültür ve Sanat dergilerinde sanat eleştirisi yazıları yayınlanmıştır. Halen sanatburada.com, kolajart.com, gezite.org, Sanat Dünyamız ve Eleştirel Kültür dergilerinde sanat eleştirisi yazıları yazmaktadır. Felsefeciler Derneği İstanbul Şubesi, ÜNİVDER ve AICA denetleme kurulu üyesidir. 12 Sanatçı 12 Söyleşi ve Mine Sanat Galerisi 30. Yıl Kitabının editörlerindendir. Bir çok ulusal ve uluslararası sempozyum ve kongrelerde yayınlanmış bildirileri ve makaleleri bulunmaktadır. Marksist Kadın Akademisinde sanat üzerine seminerler vermektedir. 2007-2009 yıllarında Eğitimsen işyeri temsilcisi iken üç kez üniversiteden atılmış mahkeme yoluyla tekrar görevine dönmüştür. Barış İçin Akademisyenler Bildirisi imzacılarındandır.