Karanlık Öncü, bir tarafında “olumlu”, diğerinde “olumsuz yüklem”lerin varolduğu, metafizik ve “giyinik tekrarı”, mekanik ve “çıplak tekrar”ların dünyasıyla buluşturan bir bireyliktir.

Gilles Deleuze, Fark ve Tekrar metninde, iki tür dil kullanır: adeta analitik veya cebirsel bir dilin yanında vahşi denilebilecek, gündelik kullanımından farklı, işlenmemiş bir başka dile başvurur. Anlamak istediği tekrar eyleminin genlikleri gibi, onun dili de bu iki “limit” arasında salınır; serilerin, dizilerin, integralin, diferansiyelin yanında, “karanlık öncü”den, “kötü söyleme”den söz eder. Bu iki sınıra doğru bazen aynı anda “ıraksarken”, kavramın şiddetinden, belirleniminden uzaklaşmaya çalışır gibidir. Felsefe, her ne kadar kavram yaratma girişimi olsa da, aynı zamanda mevcut olanları silme, boşaltma çabası da olur. Deleuze bu şekilde, farkın genleşmesini, büzülüp, yoğunlaşmasını üslubunda da tekrar etmek ister gibidir. Farkı tuzağa düşürmeden, onu tekrar kendi haline terk ederek, başka bir diziye, seriye doğru yönelir. Onun bu nesnesine yaklaşımı da bir tür karanlık öncü olarak, “tekrar çemberleri” arasında ilinti kurar. Felsefe, farkı niteliklerin ve uzamın yatay düzlemine çeken bir temsil cihazı olmaktan sürekli olarak uzaklaşır. Derinlerde kaynaşıp duran Karanlık Öncü, kavramlara, sembollere, ikonlara, temsil araçlarına yüz vermeyen “simulakrum düzenini” korumak ister. Felsefeci, farkların eşzamanlı olarak ulandığı birbirine benzemez serileri “iletişime sokan” bir Karanlık Öncü gibi araya girdiğinde, “edilgen özneler”, “özne larvaları” yaratılır (361). Bunlar, kendilik nüveleri, bireyliklerin üretimine ait ilk işaretlerdir.

Farkların bu dramı, tragedya ya da komedyasında ama her koşulda bir tiyatroda gibi icra edilen oyununda, sahneye çıkan unsurlar ve onların ilişkileri “diferansiyel” niteliktedir. Kendi şuurunda failler, “terimler” arasındaki alâkalar sahneye konmaz. İlişkiye giren, birbiriyle karşılaşan terimler ve tekillikler, benzersiz kendilikler gibi ortaya çıkarlar. Bu sırada, her boyutta tekrar eden farkların yarattığı ıraksamalara rağmen, aralarında bir “tınlama” duyulur olur. Ama karanlık öncünün de araya girmesiyle bu ses veren seriler ortasında, temsilin yakınsamaya çağıran, fark çemberlerini mekanik bir rabıta içerisine çeken “kötü söyleme” henüz açığa çıkmaz. Seriler arasındaki bu rezonansı, onları bir tür ben ve senden tamamen ayrı bir başkası gibi araya giren Karanlık Öncü başarır; örneğin Nietzsche’nin Zerdüşt’ü böyle bir varlıktır. O olmazsa her fark kendi sınırlarına doğru yol alıp orada yok olacakken, Zerdüşt, onların karşılaşmalarını ve larva düzeyinde de olsa, yeni kendilik biçimleri yaratmasına imkan verir. Onun farklı olanı tahrif etmeyen aralıkta varoluşu, “birey öncesi tekilliklerin” ilişkilendirir. Ben’in, benlik’lerin inşa edildiği bireylik nüveleridir bunlar. Birçoğu sonradan bastırılacak, eğilip, bükülecek temel biçimler, “bireyleşme alanlarında somutlaşan” İdea’lardır. Bu tümüyle nesnel, gerçek “virtüel” parçalar, sonradan organik, mekanik bir bütüne hizmet etmek üzere “aktüelleşir”. Karanlık Öncü, bir bakıma kendinde farkı hem koruyan hem de onu mekanik tekrarların dünyasına emanet edendir. Sonsuz geri dönüşü gözetimi altında tutan özel türde bir başkası, üçüncü türden bir bireyliktir. Yüklemleri, adları, sıfatları seçen ve varoluşa bırakandır; Zerdüşt gibi, bunu neredeyse kimse duymadan, uzak bir zamanda ve yerde yapsa bile. Gerçeğin, olanaklı olana meylettiği ara yerde durandır. Karanlık Öncü, birbirine karşıt, uzlaşmaz, birisinin diğeri hilafına varolduğu virtüel ve olanaklı olan arasındaki tınlamayı duyulur kılmaya aday bir kendilik gibi, iki tekrar türü arasında durur: metafizik ve mekanik tekrarlar ve onların verimi karşılaştırılamaz iki fark türü arasında. Peygamberlerin, mistiklerin, ruhbanların yozlaşmış kopyaları olduğu bu Karanlık Öncü’nün başka türlüsüne belki bazı sanatkârlar, şairler karşılık geliyor olabilir. İki tekrarı aynı anda temaşa etmek özel türde bir kendiliği gereksinir. Ama ç ok karmaşık bir birey olmaya gerek de yoktur; Zerdüşt de özünde basitliğinden alır gücünü. Kendisinin de bir ikon gibi arada durduğu ve iki yarısında farklı türden tekrarların cereyan ettiği bir etkileşime dayanma yeteneğidir biraz da sahip olduğu. İdea’yı giyinebilen herhangi bir varlıktır; girdiği, arasına karıştığı ilişkilerle sürekli kendi farkını da yaratabilen. Karanlık Öncü türünden bir tekillik, “Birbirine benzemeyen iki büyük yarının birbirine tutunmasını sağlayan bireyleşmedir.” Dionysos’tan aldığını Apollon’a emanet eden ya da tersini yapabilen. Sürekli bir ikon, sembol gibi,

“Her şeyin sanki tek, asimetrik ve birbirine benzemeyen iki ‘yarısı'”na maruz kalır gibidir; “Sembol’ün her ikisi de ikiye bölünen iki yarısı var gibidir: biri virtüele dalan ve bir yanda diferansiyel ilişkilerin, öbür yanda bunlara karşılık gelen tekilliklerin oluşturduğu ideal yarı.” (364)

Karanlık Öncü, bir tarafında “olumlu”, diğerinde “olumsuz yüklem”lerin varolduğu, metafizik ve “giyinik tekrarı”, mekanik ve “çıplak tekrar”ların dünyasıyla buluşturan bir bireyliktir. Mekanik tekrarların dünyasının metafizik olanlarınkinden kopmasına izin vermez. Kendinde farkların nesnel ve gerçek tekrarının ve farklarının, olanaklı dünyaların sarmalamasına imkan verir. Karanlık Öncü orada durdukça, birincil tekrarların üretimi farklar, sürekli ikincil olanların arasına karışır, kanar, yaralar açar; ben ve senden ayrı olanı sürekli duyulur kılar. Görünür, işitilir, düşünülür olanın zeminindeki o tınlama, diferansiyel, varyasyon, titreşim ifadesini bulur. Karanlık Öncü, adaleti vicdani olana bağlayandır. Bu bağ üzerinden hep başka olanın tınısı taşınır. “Ne siz ne de ben olan”, “hiç kimse” olarak başkası (365). Bu başkasının sesi ve görüsünü her an duyabildiğinden, iki oyun türünün, kuralları ve rolleri belli “insani” olanla, Nietzsche’nin kararlılıkla oynadığı, “anlaşılması en zor ve baş etmesi imkânsız”, “oyunun kurallarının oyuna dahil olduğu” “ilahi” oyunun aynı sahneyi paylaşmasını, birbirine değmesini sağlar. 

Farkların yarattığı seriler, herhangi bir gereksinimin karşılığı değildir; belki bazı arzuların, düşüncelerin hareketlenmesidir. Fark dizilerinin bir araya gelmesi, ayrışması belirli sorular, “problemler” yaratır, cevaplardan çok; cevabı kendi dışında olmayan sorular. Bu soruları bazı cevaplarla ilişkilendirme ısrarı, ikincil tekrarların işlevidir. Mekanik tekrarın makinesi, kendisini temellendiren metafizik tekrarın bu sorusunu ve en işe yarar muhtemel cevabını güvenceye alır. Düzeneği kuran, bu temel soru olur. Bir başka deyişle, makine içindeki hayalet, ondan daha eski sayılmalıdır. Mekanik işleyiş, bu hayaletin, simulakranın temel yüklemlerini önce kendisine mal edip, onu bazı zemberekler içerisine yerleştirir, varoluşun hizmetine açar. Özünde birincil tekrarın bir “zar atışı” gibi rastlantıya da açık yüklemini, kararlı kılmak, eğip bükmek, içindeki olumsal doğayı, kısmi keyfiliği bastırmak mekanik tekrarın ödevi olur. Nedeni ve sonucu birbirine ulanmış, hangisinin daha eski olduğu bilinmeyen bir sorunun içindeki nedenleri ve sonuçları ayrıştırıp, sıraya sokmaktır. “Zar atışlarının içinde geçtiği zaman” olarak Aion‘u sıraya sokmak, zaman ve uzamı ayrıştıran, bu sırada ortaya çıkan yüklemlere bir sıra ve düzen vermektir. “Yeni yaratıcı sözlerle ve tanrıların zar atışlarının sesiyle titreyen” bir dramın sahnesini toparlamak, unsurları, ilişkileri ayırt etmek, her seferinde aynı şekilde icra edilmesini güvenceye almaktır. Kendisini “çatlaklardan ve kırıklardan kusan” farkın, kökensel tekrarın üzerinin sıvanması çabasıdır. Yani bu mekanik tekrarın faili, kendisini temellendiren, yenileyen, zaman ve uzamla irtibatlı kılan etkileri, yüklemleri yok etmekle sorumlu gibi davranır. Vicdanını bastıran bir ahlak gibi, kendi ödevleri dışına taşan eylemleri görmezden gelir; yeri geldiğinde bastırır, kınar. Tuzağa düşürülen birincil tekrarların zeminsizliğine sahne açarak, dramı bir tür temsile dönüştürür; her provayla daha da aynılaşan, asıl olanın kopyası gibi ortaya çıkmadığında yargılanması gereken; “soru-problem-çözüm” çevriminde sırayı karıştırmayan failler ve onların ilişkilerine düzen veren.

TEILEN
Önceki İçerikBLADE RUNNER 2049: İNSAN SONRASI KAPİTALİZME BAKIŞ (1. Bölüm)
Sonraki İçerikŞiir Erkini Yıkmanın Anatomisi
Özgür Taburoğlu
1973 Kırşehir doğumlu ve bilgisayar mühendisi olarak hayatını kazanan Özgür Taburoğlu’nun, Bejan ve Baran adında iki çocuğu var. Dünyevi ve Kutsal: Modernlerin Maneviyat Arayışları (Metis, 2008), Kent Efsaneleri: Zamanımızın Batıl İnançları ve Takıntıları (Doğu Batı, 2011) ve Resim, Söz ve Yazı: İmge Yaratmanın ve Bozmanın Yolları (Doğu Batı, 2013), Boşluk, Aşırılık ve Keyfilik (Doğu Batı, 2016) ve Nazar: Başkası Nasıl Görür ( Doğu Batı, 2017) adlı çalışmaları yayımlandı.