Hemen her gün minicik bedenlerin, geç kaldığımız çığlığıyla uyanıyoruz güne. Dipsiz bir çukurun bataklığıyla örtülmüş vicdanlarımızı temizlemeye çalışıyoruz, anlamını dahi bilmediğimiz kelimelerle. Hoş, anlamını bilmek yetecek mi ki tüm pisliği temizlemeye?
‘4,5 yaşındaki çocuk, babasının tecavüzüne uğradı!..’ haberi dönüp duruyor beynimin içinde. Aldığı hasarlarla ilgili cümleler savruluyor dört bir yana. Kim bilir kaç haberden ‘habersiz’ olduğumuzu, kahkahalarımızın kaç çığlığı bastırdığını düşünüp geçmişte yaşanmış onca acıyı nasıl da unuttuğumuzu hatırlayıp var olan her şeye lanet okuyorum.
Kelimelerin kökenini merak etmek gibi (garip) bir huyum var. Haberlerde, konu etiketlerinde dönüp duran kelimeye odaklanıyorum.

İstismar! İstismar! İstismar! Türkçeye Arapçadan geçmiş olan bu kelimenin ilk anlamı; iyi niyeti kötüye kullanmak. Eş anlamlarına bakıyorum; Sömürme, yararlanma. Yetmiyor… Yok, mu bunun bir karşıt anlamı? Öyle ya iyinin karşısına kötüyü, güzelin karşısına çirkini koymuşuz nihayetinde. Eviriyorum çeviriyorum, bakıyorum… Yok! Dur, diyorum. Bir de Wikipedia’dan bakayım. Wikipedia’nın yasaklandığı ender ülkelerden biriyiz fakat site başlığının önüne 0 rakamını koyunca her şey dökülüyor olduğu gibi. Evet, İstismar kelimesinin zıt anlamı burada da yok! Biraz daha araştırınca şu cümleyle karşılaşıyorum. Ahlâk kurallarına ters ve çoğunlukla da yasa dışı olarak değerlendirilir. Ahlak kuralları ve yasadışı kelimelerine bakıp duruyorum.

Doğruluğu ve yanlışlığı rasyonel bir akılla ortaya konmamış, ezberlenmiş hatta işlerine geldiği gibi yorumlayarak dayatmaya çalıştıkları ahlâk kuralları. Yasadışı kelimesi, tecavüz ve taciz davalarındaki indirimleri düşündükçe daha da boğucu bir hâl alıyor. Hatırlıyor musunuz o indirimleri? Ben yine de hatırlatayım: “Yarım kaldı” indirimi, “Saygın tutum” indirimi, “Eski sevgili” indirimi, “Ruh sağlığı bozulmadı” indirimi, “Bakire değildi” indirimi, Mahkemeye giderken takım elbiseyle gidene “iyi hal” indirimi, “Rızası vardı” indirimi… İndirimi… İndirimi… İndirimi… Kendi yasalarıyla çelişen koskoca ülke! Yasa yok. Olan yasa çelişkili. Çelişkili olan ayrıcalıklı. Midem bulanıyor.
Olağan bakanlık açıklaması mutlaka ‘Bakanlık takipte’ cümlesini barındırıyor. Takipte. Hep takipte. Olaylara hep takip etme gözüyle bakıyorlarsa vay halimize. Olacak gibi değil. Hiç olmadı da. Gördük defalarca. Sosyal medya hesaplarımızdan konuyla ilgili paylaşımlar yapıp başta Adalet Bakanlığı olmak üzere çeşitli bakanlık ve yetkililerini etiketleyerek, ”Artık bir şey yapın!” çığlıklarımızı ulaştırmaya çalışıyoruz. Yetmiyor. Hiç yetmedi…

Çocuk pornosunda ilk 5’te, hayvan tecavüzünde birinci sıradayız. ‘Bilinen’ haliyle çıkan sonuç bu. Eğitimde 71. Adalette 99. sıradayız. Kadına şiddet, hayvana şiddet, çocuğa şiddet… Uzayıp gidiyor liste. Şiddet! Şiddet! Şiddet! Ne acı verici.
Toplumsal meselelere sırtı dönük yaşayan onlarca insan… Toplumsal meseleleri; magazinsel olaylardan, modadan, dedikodulardan ve gündüz kuşağı programlarından ibaret sanan koca bir topluluk. Toplumsal birlikteliği de sadece; günlere katılmak, sözlü ve fiziksel şiddetin ayyuka çıktığı maçlara gitmek olarak algılıyorsak, kusura bakmayın ama hepimiz suçluyuz.
Karşıtı dahi olmayan bir kelimeyle, yasadışılık bulaşmış yasalardan adalet bekliyoruz. Yasaları iyileştirin. Yasaları netleştirin ve her şeyden önce iyi insanlar yetiştirin. İyi, başkalarının haklarını ihlal etmeyen, vicdanlı, bilinçli insanlar yetiştirin. İlahi adalete sığınmak bile yasaların işlevini yerine getiremediğini apaçık gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu medyadaki son 20 yılın bu konuyla ilgili haberlerinin istatistiğini yapsın. Kaç tane iyi haber, kaç tane kötü haber var yüzde olarak görelim. Malum, toplumsal hafızamızda büyük bir sıkıntı var.

Sonra tekrar o minicik çocuğu düşünüyorum. Ve onlarcasını… Ah! Kötülük barındırmayan o tek kelime. Çocuk olmak, ne güzel kelimedir. Büyüdükçe kaybedilen tek şeydir çocukluk oysa. İçim eziliyor. Düşünüyorum… Siz hiç çocuk oldunuz mu sahi? Yoksa unuttunuz mu çocukluğunuzu? Nasıl kirlendiniz? Kirlenmeyi bizzat kendiniz mi tercih ettiniz? Yoksa hayat sizi kirlenmeye mi zorladı? Söylesenize? Üşüyorum…