Mekan neydi? Mekan, hikayenin boyutlarından biriydi. Üsküdar’dan Marmaray’a binip, Yenikapı’da aktarma yaparak, Mecidiyeköy istasyonunda inince, Cevahir AVM içindeki Devlet Tiyatroları sahnesine metro tünelleri ve yürüyen merdivenler aracılığıyla, en son dışarısını Üsküdar’da görerek ulaşabiliyorsunuz. Üsküdar’dan sonra, sadece mekanın içindesiniz. Ama bu içlik, içinde kaotik bir kaybolmuşluk da barındırıyor. Salona girip, sahne dekorunu gördüğümde mekanı daha da iyi düşünmeye başlamıştım.

Sahne, dış duvarlardan biri yokmuş gibi, sağı, solu ve arkası olan üç taraftan kıstırılmış ve üstü çatı ile kapatılmış bir evden oluşuyor. Geniş dekorun solu kasap dükkanı, sağı ev şeklinde tasarlanmış. Ev ile kasaphanenin arasında, kasabın öğütücü olarak kullandığı çukuru var. Çukura, oyun boyunca insanlar ve silahlar atılıyor ve öğütülüyor. Kasabın karısı ve iki kızının adı Marie, yani Meryem. Acaba Boris Vian, Baba-Oğul-Kusal Ruh üçlemesine anne ve iki kız olan Meryem ile mi karşılık veriyor diye düşünüyorum. Hristiyan kültür için bariz olan bu göndermeleri doğal olarak anlamak zor oluyor.

Oyunda, Normandiya çıkarmasında savaşan Amerikan ve Nazi askerleri sık sık karşı karşıya geliyor. Savaşta Amerikan askerlerinin konserve ve çikolatalarının çok olduğunu veya Nazilerin kıyafetlerinin ne kadar kaliteli olduğunu gösteriyor bize. Arada bu karşılaşmalar vodvile dönüyor ve Amerikan askerleri ile Naziler oyun oynayıp dans ediyor.

Kasabın, kızları Marielerden biri bir Nazi ile dört yıldır bir Nazi ile birlikte. Diğer Marie ise eve gelen erkek misafirlerin hiç birini ayırmayıp, hepsine asılıyor. Anne ve baba ise bu duruma asla karşı çıkmıyor. Sadece Nazi ile birlikte olan Marie’nin hamile olup, olmadığı sorgulanıyor. Savaş ile birlikte kadınlar cinselliklerini daha özgür yaşamaya başlıyor. Belki oyunda, Marielerin anne-babalarının önünde erkekler ile flört etmeleri yadırganmıyor.

Marie ile Nazi askerinin evlenmesi için, kasap Amerikan ordusunda paraşütçü olan oğlu ile Rus ordusunda paraşütçü olan kızını düğüne çağırıyor. Yani Fransızlar aslında hem Amerikan paraşütçülerinin hem de Rus paraşütçülerinin babası mı demek istiyor, burayı da anlayamıyorum. Dediğim gibi, oyun göndermelerle dolu.

Günümüzdeki kültürel olgular ve dramalardan uzak olduğu için oyunun içine girmek zorlaşıyor. II. Dünya Savaşı, tarihsel bir olgu, “kulak dolgunluğumuzun” olduğu bir konu ancak, ne kadar bildiğimizi bilmediğim bir konu. Bu yüzden, oyun konusundan ziyade, yazarının şöhreti ile tercih sebebi olabilir. Senede bir iki defa Devlet Tiyatrosu’ndan bir oyun izleyen seyirciler için çok tercih sebebi olmayabilir. Oyunun prodüksiyonu, oyunu sahnelemek yerine radyo tiyatrosu gibi, izleyiciye değil, dinleyiciye yönelik olarak hazırlasa daha geniş kitleye ulaşabilir. Sonuçta sahneledikleri oyunun eksiklerini, yapım ekibi, eminim seyirciden daha iyi bildikleri için, oyunu kötülemenin gereksiz olduğunu düşünüyorum.