Bu yazıda tüm iyi ve kötü sözcükleri tırnak içerisinde kullanılmış sayılabilir. Ama bu kavramları ısrarla tırnak içerisine almayan eğitim bilimi ve ruhbilim, nitelikli, iyi kültürel ürünlerle öğretimin önemini dile getirir. Yani genel olarak eğitimin, hijyenik malzemeyle yapılması gerektiği gibi bir düşünce dile gelir. Buna göre, yazılı, görsel malzemenin steril olması gereklidir. Aynı şekilde ailelerin de iyi olarak tasnif edilmiş malzemelerle çocuklarına yaklaşmaları beklenir. İyi ve kötünün giderek daha fazla tırnak içerisine girdiği, birbirine dönüştüğü hakikat-sonrası gibi sınıflandırılan bir zamanda neyin temiz ya da kirlenmiş olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşsa da. Gerçi antropoloji ilmi bunların her insan topluluğu için farklı olduğunu bizlere öğretmiş olsa da, yine de küresel iyi ve kötü malzemeler vardır. Çocuk kitaplarında, içinde bol miktarda Jules Verne’in eserlerinin olduğu bir kanon vardır örneğin.

Pedagoji ilmi ve çocuk gelişimine odaklanan ruhbilim bunu dile getirse de, sert bir aile ortamı görece daha dengeli bir mizaca neden olabileceği gibi, merhametli, sevecen görünen bir aile dengesiz, sapkın bireyler yaratabilir. Sözgelimi Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında Dirmit, böyle bol dayaklı bir ortamın verimi olumlu bir yetişkin olarak ortaya çıkarken, Füruzan’in Sevda Dolu bir Yaz romanındaki Gül, anlayışlı bir annenin yıllar süren ihtimamına rağmen olumsuz bir kişilik edinir. Gül, dışarıdan dengeli bir kişilik gibi görünse de, özellikle annesine ve geçmişine bakışındaki vicdansızlık dikkat çeker. Roman boyunca bir masal gibi hikâye edilen bir çocukluk, sonradan varlıklı bir ceza avukatı olan genç kadın için yavan, köhne ve katlanılmaz gelir. Bu geçmişin ve türlü cefaların taşıyıcısı annesi de hasta, ifadesiz bir kadına dönüşür gözünde. Oysa Dirmit’in geçmişine, kendisine düzenli şiddet uygulayan ailesine büyüdüğünde sevecen, masalsı bakışı değişmez. Onu gözeten süperego merhametli olmasa da, Dirmit’in ailesine bakışı her zaman vicdanlıdır.

Kuşkusuz tikel örnekleri, istisnaları bir kural gibi savunmak mümkün değildir. Muhtemelen iyi davranışlar gören, iyi malzemeyle beraber büyüyen bir çocuğun daha iyi olacağı peşinen varsayılabilir. Ama burada kuşku duyulması gereken bir başka konu da, pedagoji ilminin, ruhsal gelişimle ilgili yaptığı nedensel yorumlardır. Yani çocuğa böyle davranırsanız böyle olur gibi kestirme sonuçlara varılmasıdır. Tüm insanlar ortak bir ruhsal aygıta sahipmiş gibi sabitlerler yöntemlerini. Benzer şekilde anti-depresanların markaları çok sınırlıdır. Oysa son yüzyılın büyük klinisyeni Heinz Kohut, son dönem eserlerinden birisinde, insanın ruhsal yapısını anladığını söyleyen herhangi bir ruhbilim uzmanından uzak durmamız gerektiğini dile getirir. Nedenleri sonuçlara bağlayan bir ruhsal aralıkta, bir davranışı bambaşka bir etkiye, sürece bağlayacak sonsuz sayıda mizaç yerleşmiş olabilir. Ruhbilimin küçük ve önemsiz şeylerin etkilerini yorumlamak konusunda çok açık bir hantallığı olduğu açıktır. Üstelik ruhbilimin kurucu babaları, Freud, Jung, Lacan, Kohut veya bir başkasında, küçük şeylerin dinamiği çok önemlidir. Ama onları izleyenler, biraz ezberden çalışırlar. Yine onlara göre ruhsal arızalar, sadece büyük travmalarda değil, küçük bir dil sürçmesinde, basit belirtilerde de saklanmış olabilir. Ruhbilimcilerin her kendisine danışanda büyük travma arayışları, en iyi bilinen isimleri bile son derece şüpheli uzmanlar haline getirir.

Bazen de kötü malzemeyi hususi olarak kullanan pedagoji çeşitlerine rastlanabilir. Örneğin sokak çeteleri, mafya örgütleri, bazı ergen toplulukları, kimi tarikatlar kötü malzemeyle erkenden tanışırlar. Bu yapılara ait temel öğreti, suç işlemelerini, şiddet uygulamalarını, benliklerini ezmelerini, basit ya da karmaşık türlü uyuşturucular tecrübe etmelerini, cürümden kaçmamalarını tembihler. Burada da amaç bir başka türden ruhsal kararlılığı yaratmaktır. Onlar da aynı nedensellik içinden ruhbilimciler gibi, kötü malzemenin kötü mizaçlar yaratacağını savunurlar.

Askeri yapılar da buna benzer çalışır. Askeri lisedeki yedek subaylık zamanlarımda böyle okulların müfredatını düzenleyen bir cemiyetin tartışmalarına tanık olmuştum. Bu müfredat gereği, askerin kararlı, korkusuz olması için eğitim değil, “enjeksiyon” uygulanması zorunludur. Kütüphanelerin kötü filmler, kötü kitaplarla dolu olması gereklidir. Film kütüphanesi bu yüzden, Testere gibi türlü cürüm filmleriyle doluydu. Benzer şekilde kütüphane, zihinler doğrudan kötü muhtevayla, yorumdan, akıl yürütme yetisinden uzak malzemeyle dolsun diye, türlü komplo hikâyeleri gibi düşmanını şüpheye yer bırakmadan işaretleme yetisi kazandıran eserlerle doluydu. Bu yaklaşımların ardında, kötü malzemeyle karşılaşan, gördüğüne, işittiğine doğrudan öykünür gibi zayıf bir tez vardır. Ulus Baker, belki de bu türden neşriyata fazla maruz kalanların üretimi bir “meczup edebiyatı”ndan söz eder ve bu kötü muhtevayı kısmen olumlu sayar:

Meczupların büyük bir kesiminin alt-orta sınıftan, mutsuz ya da asabi bürokrat, asker veya memur emeklisi olması şaşırtıcı gelmemeli. Kaç kişi, ‘yaş kemale erdiğinde’ kendi anılarının Türkiye’nin bütün tarihini özetlediği düşüncesinden uzak durabilir? (…) Bu edebiyatın yalnızca semptomatik bir değer değil, aynı zamanda içkin bir olumluluk değeri içerdiğini söylemek yeterli. Her insan kendi benliğinde biraz meczupluk taşır -ama bunu bir protestoya, bir projeye ya da başka bir maliyeti ağır ortama taşıyamaz. (Meczup Edebiyatı, Virgül, Ocak 1999, sayı 15)

Herhangi bir konuda iyi olmak için de kötü malzemeden feyz almak yararlı olabilir. Özellikle aklî olarak belirli düzeyde kemâle ermiş bir zihnin, ısrarlı ve kararlı bir kötülük ifşasından öğreneceği çok şey bulunabilir. Örneğin Marks’ın Kapital’i kötü malzemeye detaylı şekilde mesai harcayan, bir düzen nasıl olmamalıdır gibi bir sorunun çileli arayışıyla ortaya çıkar. Kapitalizmi aşağılamadan, ona dönük kibrinin kendisiyle yapıtı arasına girmesine izin vermeden araştırır. Marks’a yakıştırmak güç olsa da, bu sırada bir negatif teoloji jesti uygular ve bir şeyin ne olmadığını göstererek, kötü olanı işaret ederek, iyinin varlığını ima eder. Nasıl ki Katolik mistikler, Tanrı’ya herhangi bir dünyevi sıfatı yakıştıramadıklarından, sürekli onun ne olmadığını anlatarak, onun tarif edilemeyen ama kuşku duyulamayacak varlığını işaret etmeleri ile biçim olarak aynıdır. Tasavvufta da tenzih yoluyla anlatmada benzer şekilde, yüce olanın sezgisine varmak için, daha aşağılık sayılan muhteva ve biçimlere başvurulur.

Yine kendi kişisel mesailerime güvenerek iddia edebilirim: Bazı kötü düşünce meyillerini, sözgelimi pozitivizmi, kişisel gelişimci muhtevayı, eril söylemi, insanbiçimli düşünceyi dolaylı yollardan, kötü muhtevaya maruz kalarak öğrenmek mümkündür. Sanırım tek istisnası müzik olabilir. Yani kötü müzik dinleyerek iyi müziği anlamak olanaksız sayılabilir. Ama kötü bir film, kitap, söylem, eyleme bakarak iyi olanı tasavvur etmek olanaklı olabilir. Örneğin erken zamanlarımda pozitivizmin mahsurlu bir yaklaşım olduğunu bilsem de kafamda tam olarak tahayyül edemezdim. Bir gün siyasetbilimci Doğu Ergil’e ait bir metni okuduğumda, pozitivizmin ne olduğunu tecrübe ettim. Benzer şekilde, kuşkusuz çok ilham veren bir şahsiyet olsa da, Tanpınar’da eril söylemin ne kadar derin olabileceğini fark ettim. Yani kadınlara aşırı ihtimam, arzu ve sevginin nasıl onları dışlayabileceğini fark etmek mümkün oldu. Oysa eril dilin işler halde olmadığı bir metinde bunun ne demek olduğunu anlamak olanaksızdır. Kişisel gelişim kitapları ise gerçekten ne yapmamamız gerektiğini hatırlatan kötü bir muhtevaya sahiptir. Örneğin şu sıralar Feng Shui’nin kadim kaynaklarıyla Batılı denilebilecek uygulamaları arasındaki farka odaklanıyorum. Taocu ya da Uzak Doğu ruhsal disiplinlerine ait herhangi bir başlığın ne olmadığını böyle kaynaklara bakarak anlamak mümkündür. Benzer şekilde bu kitaplardaki her şey insanlar içindir vurgusuna kulak vererek, Nietzsche’nin insanlık-dışı bir felsefe arayışını arkadan dolaşarak kavramak daha kolay olabilir.

Tüm bunlara rağmen, kuşkusuz çocuklara kötü neşriyat vermemeli ama az çok kendini bilen bir varlığın kötü malzemeyle içli dışlı olması da kimsede bir telaşa neden olmamalıdır.

Bremen, Eylül 2018

 

TEILEN
Önceki İçerikMühim Olan Ebadı mı Hissettirdikleri mi?
Sonraki İçerikDÜNYA[LARIMIZ]DAN BİR AKTÖR GEÇTİ: TURAN ÖZDEMİR
Özgür Taburoğlu
1973 Kırşehir doğumlu ve bilgisayar mühendisi olarak hayatını kazanan Özgür Taburoğlu’nun, Bejan ve Baran adında iki çocuğu var. Dünyevi ve Kutsal: Modernlerin Maneviyat Arayışları (Metis, 2008), Kent Efsaneleri: Zamanımızın Batıl İnançları ve Takıntıları (Doğu Batı, 2011) ve Resim, Söz ve Yazı: İmge Yaratmanın ve Bozmanın Yolları (Doğu Batı, 2013), Boşluk, Aşırılık ve Keyfilik (Doğu Batı, 2016) ve Nazar: Başkası Nasıl Görür ( Doğu Batı, 2017) adlı çalışmaları yayımlandı.