Bu çalışmanın konusu, Henri Lefebvre’nin mekanın üretimi kuramında,  doğayı andıran -organik olan- mutlak mekanın zaman içerisinde iktidarın ve dinin işgali ile birlikte simgesel mekana dönüşmesi hatta bu mekanın kutsal bir mekana dönüşerek iktidarın denetlediği bu alanın düzen kemiğini oluşturmasıdır. Bu mekanları mutlak mekan, kutsal mekan, soyut mekan, tarihsel mekan ve diferansiyel mekan olarak beş farklı alanda ele alan Lefebvre’nin bu tanımlarına birbirlerine sosyal yaşantının ve sermayenin dolaşımı açısından muğlak bir bağlılık ile içdeşleşmiş olan kamusal alanların işlevlerini göz önünde bulundurarak kutsal mekanlar olarak camilere odaklanmayı amaçlıyorum. 

Sanayi devrimi ile gelen kentsel devrimin ‘yeniden üretim’ ve ‘mekanın diyalektiği’ bağlamında metropolitenleşme sürecini Türkiye muhafazakar iktidarı ele alınarak Bourdieu’nun simgesel şiddeti üzerinden örneklerle soyut mekan ile kutsal mekan arasındaki bağlantıya, mimarinin bundan etkilenim biçimine değinecek ardından ekonomik olarak liberalleşmenin başlangıcından bugüne sermaye akışının geleneksel odaklara bakış açısını hatta günümüze muhafazakar bir tanımla kendini öteki üzerinden tanımlama çabasındaki iktidarın kültürel ve kamusal alandaki en önemli mekanlarından biri olan camilere mimari açıdan sosyolojik bir analiz sunmaya çalışacağım. 

Türkiye’de 1952’de Ayasofya Müzesi’nin statü tartışmaları, 1955 Taksim Meydanı gerginliği, 1957 seçimleri ile gelen Ankara’ya yeni bir camii vaadi ile başlayan bu muhafazakar düşüncenin kültürel alana sıçraması ideolojik temsil düşüncesini güçlendirdi. 1980 askeri darbesi ardından büyük bir darbe alan sol düşünce birliklerinin kamusal alanda hızla güç kaybetmesi ve muhafazakar düşüncenin popüler bir dönüşüme sebep olması ile birlikte dönemi ekonomik açıdan iyiye gitmeyen devlet odaklarının serbest piyasa ekonomisine hızlı bir geçişi ile Türkiye’nin bugün için Yeni Türkiye diye nitelendirebileceğimiz ülkenin burjuvazi denebilinecek sınıfı doğdu.

Anadolu’da yaşayan yoksul ve orta kesimin sanayi işletmelerinin hızla sermayeleşmesi ile kente göçler hız kazandı. 1990 Körfez Savaşı ardından gelen ekonomik dalgalanmaya karşı durabilecek başka bir çözüm yolu yaratamayan iktidar, sermaye sınıfı ile işbirliği içerisindeyken muhafazakarlaşmanın kültüre vurulacak bir darbe olduğunu düşünmek istemedi. Seküler burjuvazi sınıfına karşı oluşmuş olan bu küçük sermaye gruplarının muhafazakar düşüncesinin tohumları ile bugünkü muhafazakar toplumun temel yapı taşlarından biri olarak mimari alanda hızlı bir kentsel dönüşüm yaşandı. Kent hafızasını etkileyen her bir yıkım ve yeniden yapım süreci iktidarın düşüncesini ve sanatı hatta insanı ele alış tarzını yansıtmaktadır. Kamusal alanda bundan en fazla etkilenen, yapılanın yerine yenisi yapılıp tekrar yıkılıp tekrar yapılarak yani toplumun kutsal ortağı olan camiler simgesel iktidarın kafa karışıklığı yaşadığı bir alan oldu. 

Geleneksel olan düşünce yapısı bugünü beğenmeyerek geçmişteki altın çağa kendilerine pay biçtikleri Yeni Osmanlıcılık akımının en şatafatlı eserlerin günümüze geldiği 16. yy Osmanlı İmparatorluğu’na özenerek bugünkü iktidarın ilk dönem cami mimarisinde bu dönemin replika işlerine yer verildi. Ancak kutsal mekanın hassasiyetinden mütevellit değişmez olan minare ve kubbe tasarımını hatta yeni bir yorum üretemeyerek taklit ve tekrar içinde oluşturulduğunu düşünen yazar Sevim Burulday’ın çalışmasından farklı olarak modern mimari denemelerinin yapıldığını söylemekte beis görmüyorum. İktidar tarafından kaynaklar yaratılarak cami tasarım yarışmaları gerçekleşmekte, hatta sermayenin önemli bir kısmı cami ihalelerine yönelmektedir. Bu açıdan bakıldığında eğitim, kültür merkezleri, müzeler gibi kültür faktörlerinin üzerinde kültürel yarara yönelik bir sermaye akışı görülememektedir. 

Camilerin topluluğun kutsal ortaklarının içerisinde bulunan eklemleşmiş topluluklar arasında yalnızca ibadet alanı değil aynı zamanda ‘cemaat’ mefhumunu oluşturarak birbirini kucaklaması açısından bir somut ve kutsal mekan, sermaye açısından ise hem bir ihalede parsellenecek ve kar getirecek hem de sermaye akışları ile emek-gücü akışları, yoksullar ile devlet yardımları akışları, devlet hibeleri ve banka kredileri ile sermaye akışları arasında bir karşılaşmayı teşkil eden soyut mekan olmaları, yani tam da kutsal mekan ve somut mekan ile soyut mekan arasındaki bu gerilimli ilişki yüzünde, camilere dair modern mimari denemelerinde estetik bir kafa karışıklığı ile karşılaşıyoruz. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de ticari merkezlerin ortasında bulunan camiilerde ibadetin ardından tüccarların bir araya geldiği bir alan olarak okursak bugün de simgesel iktidar olarak camiiler; sermayenin soyut hareketi ile kutsal alanın hissiyatı arasında akışkan yıkıcı bir etki ile şizofrenik bir mekan algısı barındırmaktadır. 

Muhafazakar iktidarda yaşayan insan; ibadete gittiği kutsal mekanın aynı zamanda ihale alımı, devlet yardımı, kobi kredisi, iş imkanı sunabilecek zenginliklere erişme fırsatlarıyla donatılmış bir alan yarattığı kanısında olduğu için kişide içsel bir çatışma yaratarak şiddetin bir simgesi haline gelir. Simgesel bir iktidar tarafından hem sermaye akışı hem de kutsal mekan olan camilerin modern mimari denemelerinde camilere ‘yürüyen merdiven’ ekleme modasının aslında algısal olarak kutsal mekanın bir alışveriş merkezi imgesi oluşturmasının nedeni olarak görmek mümkündür. 

Bir diğer önemli husus hristiyanlık tarihinde görülen ikonoklazm hareketinin farklı bir yorumunu yaşadığımız alanlardan biri olarak kamusal alan bugün ideolojik aygıtlar üzerinden simgeselleştirilmiş mimari yapıların muhafazakar iktidar tarafından yıkıma terk edilmesi hususunda hesaplanmış hareketlerin toplamıdır. Sevim Burulday’ın bu anlamda verdiği örneklerden biri olarak Ankara’daki Melike Hatun Camii’nin, mimaride şatafat unsuru olan bu simgesel yapının çevresinin sadeleştirilmesi amacı ile yıkılan Ulus’taki İller Bankası binasının yıkımı bir rövanş alma hareketidir. 19.yy’da Paris’te ortaya çıkan rövanşist kent kavramının farklı bir yorumunu sermayenin ana kentleri olan Ankara ve İstanbul’da net bir şekilde okuyabiliriz. Paris Komünü sosyalist ayaklanmasına karşı çıkan ulusalcı burjuva grubu olan rövanşistler (Fr: Revanche) ulusalcılık söylemindeki bu -sağ kanat akım ülkenin yeniden ele geçirilmesini hedeflemişlerdir.

Bugün Türkiye’de kentsel dönüşüm ile soylulaştırmaya çalışılan yoksul kesimden gücünü alan iktidar, mimarinin her alanında rövanşist bir tutum izlemekte ve öncesinde oluşturulmuş imgeleri yıkarak kendi rüştünü ispat etmektedir. İller Bankası mimarı Seyfi Arıkan’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün başmimarı olarak anılması dahi iktidarın hem siyasi hem politik olarak Kemalist ideolojiye karşı duruşunun en somut örneklerinden biridir. Çamlıca Cami ve Taksim Meydanı’nda devam eden cami inşaatı gibi mimari örnekler sermaye akışının stratejik öneme sahip alanlarda mekanlaşması ise iktidarın zaptetme politikasının birer kanıtıdır. 

Sol sınıfın 1980 öncesi muhafazakar sınıfa etkisi bugünkü mimari projelerde görülebilmektedir. Bu rövanşist mimaride bir diğer muhafazakar tutum Taksim AKM binasının dönemin kültür bakanı Ertuğrul Günay’ın ifadelerine göre iktidarın AKM binasını restore edebileceği bir kaynak yaratma gücü olmasına karşın binayı yıkarak ‘barok’ bir kültür merkezi ve son olarak cami projesi ile Türkiye gündemine geçmesidir. Bugün ‘öteki’ olarak gördüğü Kemalizm ideolojisi ile yan yana gelmeyi reddeden muhafazakar iktidar bu düşünce ve cumhuriyetçi-laik bakış açısı içerisinde simgeselleşmiş olan binaları yıkmaktan öteye geçebilecek siyasi bir cesaret gösterememekte ve ikonoklast bir anlayışla kültürel iktidarı sağlamaya çalışmaktadır. 

Kaynakça:

Ali Uzay Peker, ”AKP Döneminde Rövanşist Mimari”, Mimarlık Dergisi, Sayı 386, Kasım-Aralık 2015

Elif Bereketli, ”Ertuğrul Günay: Sanatta muhafazakarlık; taklitçilik, tekrar ve yüzeyselleşme demektir”, Sabit Fikir, 11 Mart 2014

Güney Çeğin & Gürhan Özpolat, ” Tabiyet ve Simgesel Şiddet Kavramları Üzerinden Foucault ve Bourdieu’yü Birlikte Okumak”, Praksis, Sayı 42, Temmuz 2016, s. 683-695

Husik Ghultan, ‘Lefebvre’nin Mekan Kuramının Yapısal ve Kavramsal Çerçevesine Dair Bir Okuma’ 

Henri Lefebvre, Mekanın Üretimi, Sel Yayıncılık, 2014 

Sevim Burulday, ‘Kültürel İktidar Arayışı ve Kamusal Alandaki Temsiller: Camiler’, Birikim Dergisi, Sayı 347, Mart 2018, s. 96-104