de te fabula narratur.” “ anlatılan senin hikayendir.” Horatius, Satirler

İnsan türünün ilk insandan bugüne, bu uzun yolculukta milyonlarca yitip gitmiş her biri ufak farklılıklarla dahi olsa benzersiz sayılabilecek insana rağmen, bugün artık tek bir bedende dahi yaşımız binlercedir. Beden insanın bu uzun yolculuğunda öze dair aynılığın farklı biçimlerde tekrar tekrar edilmesinin, özde hep varolanı yaşamanın aracı nesnesidir. Bu uzun yolculukta Râvi’nin, yani rivayet eden, aktaranın günahı da sevabı da büyüktür. Tarih yazımı, olup bitene tanıklığın şimdiye ve sonraya aktarımı, salt yazım ve aktarımdan öte ölümsüz bir anlatıcı temsil bırakmak ancak sanatçıya düşen pay olabilirdi, öyle oluyor da. Toplumsal travmalarımızı düşününce birer memorial görevi dahi görebiliyor eserler. Murat Morova’nın son eserlerinden oluşan Râvi serisinin son bölümünden bahsediyorum, söz ve yazının anlatmaya yetmediği kendi deyimiyle de o “gölge” alanların anlatım yollarından biri de bu resimler.

Çok kalabalık, dayanılmaz – artık dayanılmaz- gülümsememi bir kenara bırakıp sanatçının yanına yaklaşıyorum. Öncelikle birkaç konu hakkında kendisine teşekkür etmem gerekiyor. Ağır hastalıkları olan toplumlarda “iyiye güzele” dair, “amasız iyiye güzele” dair ortak niyetler taşıyan insanların uzun tanışıklıklara ihtiyacı olmayabilir, karşılaşmalarına gerek olmadan tanışabilirler. İnsanı kâmildir çünkü gökkubeyi ayakta tutan, bu söylemi batı literatürüyle de açacak olursak aydın insanın bu serüvendeki yükü ve rolü büyüktür. Francis Ponge’un dediği gibi, insan insanın geleceğidir.

Konuya giriyorum, Mevlevîliğin bu denli gözde olma nedeninin başka şeylerin yokluğu anlamına geldiğini bilenlerimiz vardır. 13. yüzyıl Mevlevî ve Bektaşî geleneklerinin karşılaşma biçimleri, siyasi tercihler, Mevlânâ’nın dönemi şekillendiren olaylardaki rolü, tüm bunlar ayrı bir tartışmanın konusu yapılabilir1. Ama bir şey var ki, ki o da Mesnevi’nin edebi niteliğidir, bunun değerliliği konusunda pekâlâ hemfikiriz. Morova, Râvi serisini Mesnevi’den alıntıladığı “Deri yırtıldı mı, iç tazelenir.” cümlesiyle bütünleştiriyor, hemhal ediyor. Seri de karşılaşılan anka kuşları da, kül ateş doğum hikayesinin insanla bütünleşmesi de bu yüzden. Kendini yeniden doğurmaya yorulan insanın dinamik hikayesi işlenir serinin bütününde, durağanlığın dinginliğin esamesi okunmaz ve zaman döngüseldir bu bütünde. Kaligrafinin, ebrunun bu eserlerde de ustalıkla yer edinmesi, türümüzün hikayesinin ülkemiz özelinde lokal boyutuna dikkat çekiyor. Gelenek veya oryantalizm kıskacına düşmeden, bu topraklara dair olanı kağıtlara döküyor Morova2.

Parçalanmış toplumların ürünü olan aydın, bu toplumların varlığının kanıtıdır, çünkü onların parçalanmışlığını içselleştirmiştir. O halde, aydın tarihin bir ürünüdür3.” Râvi serisindeki bu hikayede gözün tanıklığında paramparça edilen ve üzerinden geçilen bedenlerin yarattığı travmanın derinin yırtılışındaki rolüne değinmek istiyor olabilir. Derimiz yırtıldı derken sanatçı, aklımdan “utanma” duygusuna ilişkin şeyler geçiyor, utanmazlıklar, utanmazlar, utanması gerektiğinin farkında dahi olmayanlar. İç tazelenir diyor sonra, umutla üstelik. Türümüzün büyük çoğunluğunun pratiklerine dair tanıklıklar umuda dair inancı zedelese de neyse ki kuşkuyla beraber umut da var. Murat Morova’nın “Râvi” sergisi 24 Şubat 2018’e kadar Galeri Nev Ankara’da görülebilir.

1 13. yüzyılın fikir hayatına ve önde gelen düşünce insanlarının mücadelelerine dair dönem kaynaklarıyla hazırlanmış, bütününde sık tekrarlar içerse de değerli bilgiler içeren bir eser için bkz. Bayram, M. Sosyal ve Siyâsi Boyutlarıyla Ahi Evren-Mevlânâ mücadelesi. İstanbul, Nüve Kültür Merkezi, 2005.

2 Yasa Yaman, Z. “Morova’nin Ankara-Eskişehir Seferi”. Radikal, 31 Ocak 2009.

3 Sartre, J. P. Aydınlar Üzerine (Çev. Aysel Bora). İstanbul, 7. Baskı, Can Yayınları, 2016, s. 37.

TEILEN
Önceki İçerikWhen in Rome: Saat kaç?
Sonraki İçerikYeni Yalan Zamanlar’ın Anlatıları: Yeşil, Mor, Safran Sarı
Sevim Burulday
1988’de Bingöl’de doğdu, Ankara’da yaşıyor. Hacettepe Üniversitesi’nde Sanat Tarihi eğitimi aldı. Ankara Üniversitesi’nde bir süre misafir öğretim görevliliği yapan yazar aynı üniversitenin Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda doktorasını yapmakta, araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. DAAD bursuyla bir süre Berlin’de bulunan yazar Ankara-Berlin arasında çalışmalarına devam etmektedir.