Mircea Eliade insanın dindar bir varlık (homo religious) olduğunu, dindarlığın insanın ayırt edici nitelikleri arasında bulunduğunu vurgular. Bu çok yetkin dinler tarihçisi daha da ileri gider ve “insan olmak dindar” olmaktır” der.(1) İnsan “dinsel bir varlık“ olarak tanımlandığında dinler tarihçisinin çalışma alanı da belirlenmiş olur. O insanın özel varoluşsal durumunu inceler. Varoluş durumlarını sistemleştirir, birtakım ontolojileri açığa çıkarı. Dinsel deneyim, kutsalın keşfi, insanın anlamlı bir dünya kurabilmesini sağlar. İnsan inanç sayesinde dünyasına anlam yükler. Dinler tarihi bu anlam yüklü dünyaları araştırır. Bu araştırmayı insanın pozitivizm tarafından göz ardı edilen manevi yapısında, iç dünyasında gerçekleştirir. Bu açıdan bakıldığında dinlerin karşılaştırılmalı incelenmesinin başlangıcının materyalist ve pozitivist düşüncenin zirvede olduğu on dokuzuncu yüzyılın ortasına rastlaması tesadüf değildi . Bir başka ifadeyle, bu eşzamanlılık dinsel deneyim konusundaki incelemelerin, dinler tarihinin materyalist ideolojilere, insanlığın geleceğini kesintisiz bir ilerleme indirgeyen, bilime aşırı güven duyan pozitivist düşünceye bir tepki olarak geliştiğini göstermesi açısından kayda değer bir noktadır.(2) Fakat, dinler tarihçisinin pozitivist bilim anlayışına karşı mücadelesi kolay olmadı. Önceleri mantık öncesi zihinsellik (mentalite prélogique) halini inceleyen, mit, büyü ve batıl inançlar ile ilgilenen, çoğu zaman inandırıcı olmayan genellemeler yapan bir araştırmacı olarak görüldü.

Daha önce kavrayamadığımız anlamları açığa çıkaran ve yeni kültürel değerlerin yaratımına katkı sağlayan ve Eliade’ın da vurguladığı üzere sonuçta insanı değiştiren yorumbilgisi (hermenötik) beşeri bilimler açısından vazgeçilmezdir. Dinler tarihi beşeri bilimler içinde yorumbilgisinin en yaratıcı biçimde uygulandığı disiplin. Bir başka ifadeyle yorumbilgisi dinler tarihinde çok daha karmaşık bir işlem olarak kendini ortaya koyar ; çünkü dinler tarihçisi dinsel deneyimden doğan derin anlamları açıklayabilmek, dinsel bir varlık olarak insanın anlam dünyasını keşfetmek için özel bir yorumbilgisine başvurur.

Dinler tarihi sadece ölü bir geçmiş hakkında konuşmaz. Modern insanın varoluşsal sorunlarını ve onun sekülerleşmiş modern dünyasını da kavramamıza yardım eder; çünkü dünyanın sekülerleşmiş olması dinsellikten büsbütün bir kopuş anlamına gelmez. Bir başka ifadeyle “ dinsel varlık “ olma insanın ayırt edici özellikleri arasında yer almayı modern dünyada da sürdürür. Seküler kurumların temelinde de dinsel değerler bulunur. Eliade’nın da vurguladığı üzere, modern kurumların “ özgün dinsel matrisleri” vardır.

Batı yüzyıllar boyu kendini evrensel olarak geçerli kültürün yaratıcısı, temsilcisi olarak gördü ve öyle takdim etti. Bütün evrensellik ve kozmopolitlik iddialarına rağmen kendi dışındaki dünyaya ve hayatlara hep önyargıyla yaklaştı. Daha doğrusu önyargılarından dolayı o dünyaları anlamaktan kaçındı. Bu tutumundan dolayı da “kültürel taşralılıkla” malul oldu. Oysa ,dinler tarihçisi farklı bir yol izleyerek , insanın dinsel deneyimini , ruhsal değerlerini incelerken Batının dışına çıktı. “ Yabancı”yı tanıma, onun değerler dünyasıyla sıcak temas kurma yönünde adımlar attı. O ana değin Batının bildiği “ kategorilere indirgenemeyen “ insanlarla karşılaştı. Onların da değerler yarattığını ,anlamlı dünyalar inşa ettiğini kanıtladı. Batılı insanın biricik ve benzersiz bir kültürel değerler yaratıcısı olmadığını ortaya koydu. (3).

Eliada’ya göre karşılaştırmalı dinler tarihçisi dünyadaki birbirinden farklı varoluş tarzlarını aydınlatırken esasında Batının resim kültürel dünyasının zeminini oydu. Eliada onun öteki(ler) ile karşılaşmasının Batı kültürünün yenilenmesinde rol oynadığını , dahası bunun “yeni bir hümanizm“in doğuşuna katkı sağlayacağını ileri sürüyor. Ancak bu karşılaşmanın sorunlu olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Sorun Avrupa’da faşist düzenlerin inşasına girişildiği 1930’larda dinler tarihçilerinin de bu inşa girişimlerini desteklemiş, en azından sempatiyle yaklaşmış olmalarından kaynaklanıyor. Gerçekten sözü edilen dönemde çok sayıda dinler tarihçisi otoriter eğilimlere yakınlık duymuş, ırkçı ideolojileri savunmuş, faşist rejimlerle işbirliği yapmışlardı.Bu politik eğilim ve tercihlerinin bilimsel çalışmalarına yansıyıp yansımadığı bugün de tartışılıyor, inceleme konusu oluyor.(4) Bazılarının bu sempati ve desteği birkaç yıl ile sınırlı kalmış, hayatlarının ilerdeki bölümünde politikayla hiç ilgilenmemiş olsalar dahi Avrupa radikal sağı ile 1930’larda kurdukları ilişki, söz konusu geçmişleri hep sorgulanıyor.Bu durum özellikle Eliade için geçerli. O Romanya dışına çıktıktan sonra, Avrupa ve Amerika’da dersler verdiği uzun yıllar boyunca siyasetle hemen hemen hiç ilgilenmedi ama geçmişi konusunda da açık bir özeleştiri yapmadı. Geçmişinden söz açıldığında aydınlatıcı ve ikna edici cevaplar vermekten kaçındı. Eliade’ı savunanlar ise onun gençlik yıllarında çok az sayıda ideolojik yazı kaleme aldığını, bunlardan en çok bilinen ve “ Neden Lejyon Hareketi’nin Zaferine İnanıyorum “ başlığını taşıyanın ise gerçekte onun tarafından yazılmadığını ileri sürüyorlar. Ancak kesin olan şu: Eliada’ın iki savaş arası dönemde Romanya’daki faşist harekete duyduğu yakınlık, Junginger’in sözleriyle farklı politik, tarihsel ve kültürel koşulların oluşturduğu “ karmaşık bir konstelasyon”dur.

Batı yüzyıllar boyu kendini evrensel olarak geçerli kültürün yaratıcısı, temsilcisi olarak gördü ve öyle takdim etti. Bütün evrensellik ve kozmopolitlik iddialarına rağmen kendi dışındaki dünyaya ve hayatlara hep önyargıyla yaklaştı.

Eliade iki savaş arasındaki dönemde ülkesinden ayrılıp Paris’e giden birçok Romanyalı genç entelektüelden farklı bir yol izleyerek Sanskritçe öğrenmek için Hindistan’ın yolun tutmuştu.Orada kaldığı zaman içerisinde Gandi’nin pasifist öğretisine de eğildi ve onun etkisi altında kaldı. Uzun zaman sonra, 1978 yılında bir söyleşide politik uyanışının Hindistan’da gerçekleştiğini açıklayacaktı.

Hindistan’dan döndüğünde Romanya’nın kültürel mirasında yüce ve kutsal olanı aradı. Bu mirası ulusa canlılık kazandıracak, yeni bir düzen inşa etmede güç verecek kaynak olarak görüyor, “ “şiddet içermeyen spritüel bir devrim”i savunuyordu. Ancak mistik ve milliyetçi bir devrim düşüncesini benimsediği ölçüde demokrasiyi reddetti. Yazılarında demokrasinin Romanya halkının kırılmış gururunu onaramayacağını, Romanya’yı güçlü bir devlet yapamayacağını ileri sürüyordu.

Eliade bir entelektüel olarak ülkesinin yaşadığı politik sorunlarla ilgilendi, bunların çözümünde rol almak, etkin olmak istedi. O yıllarda Romanya’nın politik ve kültürel hayatına radikal sağ düşünceler hakimdi. Bir süre sonra patlak verecek ikinci büyük savaşta Nazi Almanya’sının müttefiki olacak Romanya’da Almanya’dakine benzer bir gelişme yaşanıyor, ülkenin gençleri arasında antisemitizm giderek yaygınlık kazanıyordu Eliade gazete yazarı, romancı, Bükreş Üniversitesi’nde dersler veren bir akademisyen olarak politik açıdan safını radikal sağdan yana seçti. Başmelek Mikail’in Lejyonu adlı faşist ve antisemit eğilimli bir politik örgütü destekledi. Lejyon’u mistik ve milliyetçi bir devrimi gerçekleştirebilecek güç olarak görüyordu. Eliada’a göre Romanya halkının izlemesi gereken bir yazgısı vardı ve “ yeni bir aristokrasi “ olan Lejyon onlara söz konusu yazgıyı izlemede yol gösterecek, “ ulusal diriliş”e öncülük yapacaktı. 1927 yılında Corneliu Z. Codreanu tarafından kurulan bu örgüt Romanya halkının ruhsal köklerine dönmesi düşüncesini temel alıyordu. Bu Eliada’ın da bağlandığı bir idealdi. Lejyon’a katılan gençler Romanya’nın yoksul köylüleri arasında çalışmalar yapıyor, onlara yaşam koşullarını kökten değiştirecek yeni bir düzen kurmak istediklerini anlatıyorlardı.

Lejyon “ Yahudi sorununa “ da çözüm getireceğini söylüyordu. ” Tanrısız Bolşevikler”e olduğu kadar Yahudilere de karşıydı. Her sayfasına Yahudi düşmanlığı sinmiş olan Siyon Liderlerinin Protokolü, Lejyon üyeleri için okunması zorunlu bir metindi. Daha da önemlisi, Lejyon’un militer kolu olan Demir Muhafızlar, Yahudilere karşı şiddete başvuruyor, pogromlara girişiyorlardı. Eliade’ın bu antisemitizmi paylaştığına dair ciddi deliler ortaya konulmuştur. 2004 yılında Romanya’da Holokost konusunda hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Ion Iliescu’ya sunulan bir raporda Eliade’nın da adı geçiyordu. Raporun “Holokost’un Arka Planı ve Habercileri “ başlıklı bölümünde Romanya’da Yahudilere yapılan kıyımın ülkenin politik ve kültürel tarihinin bir parçası olarak ele alınması gerektiği belirtiliyor, 1930’ların siyasal iklimindeki antisemit entelektüeller arasında Eliade’nın da adı anılıyordu. Raporu hazırlayanlardan Radu Ioanid, Eliade hakkında çok daha açık ve çok daha ağır suçlamalarda bulunarak onun Demir Muhafızlar’ın tutkulu bir ideologu olduğunu belirtti.

Lejyon’un kurucusu Condreau’nun “ulusal diriliş “ çağrısı, dönemin Avrupa’sındaki bütün faşist hareketlerin gündeminde olan “ yeni insan yaratma” teması kuşağının pek çok genci gibi Eliada’da da cazip geliyordu. Lejyon’nun Avrupa’daki diğer faşist hareketlerden farkı da vardı. Ortodoks Doğu Kilisesi’nin geleneklerini ultra milliyetçi ideolojisinin kurucu öğeleri arasına almıştı.

Lejyon’un ideolojisinde kutsal amaçlar uğruna kendini feda düşüncesi ve ölüm kültü de önemli bir yere sahipti. Bazı lejyon üyeleri İspanya’daki iç savaşta falanjistlerin saflarında savaştılar, bazıları öldüler. Ölenler arasında Eliade’ın çok yakın arkadaşı Ion Mota da vardı. Mota Yahudilere karşı girişilen pogromlara katılmış, antisemit çevrelerin başucu kitabı Siyon Liderlerinin Protokolü’nü Romence’ye çevirmişti. Eliade yazılarında onu bir din şehidi (martyr) olarak kutsadı. Kızgınlık ve şiddetle gelen bir ölümün yaratıcı ve kurucu bir etkisi olabileceğini yazdı.

Savaş sonrasında Romanya’dan ayrılan Eliade Avrupa ve Amerika’nın saygın üniversitelerinde yıllarca dersler verdi. Bir daha politikayla ilgilenmedi. Sadece 1960’larda hippilerin yeni dinsel yaşam tarzları dikkatini çekti. Ama Romanya’da gençlik yıllarındaki politik aktivizmi tekinsiz karanlık bir geçmiş olarak onu terk etmedi. Eliade’ı savunanlar ise o dönemdeki politik düşüncelerinin gençlik heyecanının, naifliğin sonucu olduğunu ileri sürdüler.

Post-sosyalist Romanya’da radikal sağ akımların yeniden canlanmasıyla Eliade’ın gençlik yılları ideolojisi de yeniden ilgi odağı oldu, söz konusu politik hareketlerce sahiplenildi. Sadece Romanya’da değil, günümüzde hemem hemen bütün Avrupa’da yükselen radikal sağ onu entelektüel öncülerinden biri olarak görüyor ve yüceltiyor. Onun düşüncelerini Amerika’nın materyalist kültürüne karşı spritüel bir kalkan olarak görüyorlar.

Dipnotlar:

(1)- M. Eliade, Arayış: Tarih ve Dinde Anlam, çev. C. Soydemir, Doğu Batı Yayınları, 2017, s. 12. Erciyes Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Ramazan Eli Adıbelli’nin Eliade’nın derin düşünce dünyasının kapılarını açan Mircea Eliade ve Din (İz Yayıncılık) başlıklı kapsamlı çalışmasını burada ayrıca anmak isterim.

(2)- M. Eliade, a.g.e. s. 61-64

(3)- M.Eliade , a.g.e., s. 74

(4)- Söz konusu işbirliğini ele alan bir çalışma için bkz.The Study of Religion Under the Impact of Fascism (Faşizmin Etkisi Altındaki Dinin İncelenmesi) , ed. H.Jumginger , Koningklijke Brill NV , Leiden , 2008.

.

.