Raskolnikov’un vicdanıyla uyumlu olacağını düşlediği büyük eylemi dehşet verici bir cürüm gibi sonuçlanınca, yükselmek yerine daha da aşağılarda bulur ve kendisini bir “böcek” gibi tarif etmeye başlar

Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unda aşırıya varmış kendilik tutkusunu dostu Razumihin, “monomani” olarak adlandırır. Başkasının ne söylediğine, düşündüğüne önem vermeyen, kendisiyle arasına girmesin diye dışarıdan gelen her varlığa kapalı bir adamı tarif eder. Kimseyle irtibat kurmaması, hiddeti, ince zekasına rağmen “şakalaşmaması” hep bu muhtemel empatinin önünü kesmek içindir. “Kendisini korkunç derecede büyük gören” bu adam, iç sesini kesmeye girişen herhangi bir etkene karşı her an uyanık, gerilmiş sinirleriyle bekler. Bu ses onun gücü, varoluş kaynağıdır. Kesildiğinde niteliksiz bir adam olacağına dair bir önsezisi vardır. Annesi, onun “iyi yürekli” olduğundan emin olsa da, bu sesler yüreğinden gelenleri önceler, iyi yürekli duygulardan daha ilkel bir istençle seslenir ona. Monomanisi, paranoyası, sürekli kendisiyle konuşması, kendisine seslenmesi, kendine öyle ya da böyle ayar vermesi, hep kendine sadakat içindir. Sebatkar bir kendilik duygusu, hem de iki cinayetin ortasında, onun asıl meselesi olur.

Desen: Övünç Demiray

Sabırla kendini tutmasının, içinde neler döndüğünün tek işareti renk değiştiren yüzü ve gözleri olur. Bu uzuvların renk ve dirimleri, “solgun yüzlü, ölgün bakışlı” olmakla, “canlı yüzlü aydınlık bakışlı” olmak arasında salınır; bir solup bir kızaran; bir türlü huzurlu bir surete kavuşamayan. Diğer kısımların sefaletine rağmen, zengin ifadeli yüz ve gözlerdeki bu renk titreşimleri yoksulların iç dünyalarını ele verir. Yüz, ruh halinin renklerini alır; aniden renk değiştiren yüzü ve canlılıkla yorgunluk, üşengeçlik arasında hal değiştiren bir beden. Yoksulluk içerisindekiler için temel ifade olanağı yüzler ve gözlerdir. Yüz de çoğu zaman solgundur ama gözler ruh hallerini ele verir. Etrafına nazar eder; eğer mutevazılıkla öne eğilmediyse. Gözlerde canlılık devam eder; aydınlanır, kararır, ölgünleşir. Yüz ve gözler, üstü başı yırtık, yamalı yoksul insandaki kendilik işareti olur; ondaki “soyluluğun” belirtisidir. Raskolnikov’un kardeşi Dunya’nın yamalı ve delik giysilerini fark eden Razumihin de bunu dile getirir: “‘Hapishanede çoraplannı kendi yamayan kraliçe,’ diye geçiriyordu içinden, ‘hiç kuşku yok, gerçek kraliçeydi o anda’.” (258)

Yoksullukları nedeniyle suça ve suçlanmaya en yakın olanlar da onlardır. Çünkü kamu vicdanı onlara uzaktır. Kendi inşa etmedikleri bir adalet ve yasa düzeni içerisinde sadece merhametin ilgisi oldukça yüzleri fark edilen insanlardır. Bu yüzden Raskolnikov, kızkardeşinin varlıklı bir avukat olan Pyotr Petroviç’le evlenme isteğine en baştan karşı çıkar. Adamı tanımadan bu karara varmış gibidir. Üstelik adamdaki muhtemel olumsuzluğa ait ikna edici bir işaret de yoktur. Müesses yasa Pyotr Petroviç’in yanındadır ve er geç Dunya’nın karşısına çıkacaktır. Dunya kendisini feda ederse bu düzen içerisinde varolabilir. Raskolnikov’un onların evliliğine temelsiz görünen itirazları biraz varlıkbilimsel temellere yaslanır. Gerekçeleri, ailesine, damat adayına ve arkadaşlarına bu nedenle anlaşılmaz görünür.

Pyotr Petroviç, suçu ve suçluyu tarif eden bir sınıfın temsilcisidir. Raskolnikov ile farklı vicdanlardan insanlar olmaları baştan bir uyuşmazlığın işaretidir. Suç da bu farkların üzerinde tanımlanan bir soyutlamadır. Bu suç tarifi, yoksulların istencini yansıtmayan bir yasa ve adaletle bağdaşıktır. Oysa Raskolnikov, suçun farklı tarifleri olan bir varlıkbilim düzeyinde yaşam sürdüğünden, “vicdanının sesine kulak verip bazı engelleri aşmaya hakkı olduğunu ama bu hakkın elbette yasal bir hak olmadığını” dile getirir (304). Vicdanının sesini dinleyerek türlü fiiller icra eden “büyük adamlar” mutlaka birer “suçlu” olmalıdır:

Değil büyük insanlar, toplumda çok az, sürüden ayrılan, yani söyleyecek çok küçük de olsa bir şeyi bile olan insanların tümü, yaradılışları geregi, (kuşkusuz, az ya da çok), kesinlikle birer suçlu olmak zorundadır. Yoksa sürüden ayrılmaları çok güç olur. Sürüde kalmaya, gene yaradılışları gereği, razı olamazlar kuşkusuz. Bana sorarsanız razı olmamaları da gerekir. (305)

Raskolnikov, sefaletle yoksulluk arasında salınan koşullar içerisinde, bu büyük adamların istenciyle, suçlu olma cesareti ve kararlılığıyla hareket etmek ister ama ortaya çıkarabildiği büyük eylemler olmaktan çok bazı cürümler ve neredeyse nedensiz yere öldürülen yaşlı kadınlar olur. Vicdanıyla eyleyip, sürünün dışına çıkma isteğine, ne çevresi, ailesi ne de bedeni izin verir. Fiilleri kendi üzerine döner. Kendi olmak istedikçe, daha çok kaybolur, beden ve ruhen daha da silikleşir, bitkin ve bedbaht olur. Hiddeti de, koşullarıyla vicdanı arasındaki bu aşılmaz mesafeden ileri gelir. Büyük eylemlere girişmek ve yükselmek için çok aşağılardadır. Güçlü bir mizacı, aşırı bir kendilik arzusu ve gururu olsa da, onları hayata geçirebileceği araçlardan yoksundur. Raskolnikov’un kendi ayrımlarına başvurursak, koşulları ve tarihçesi gereği aşağı, mizaç olaraksa üstün insanlar zümresine dahil gibidir. Üstelik, yine kendisine göre, bu iki insan topluluğu arasında herhangi bir geçişlilik yoktur; “bu iki grubu birbirinden ayıran çizgiler oldukça keskindir”. Birinci kesimden insanlar “hammadde” vazifesi görürler ve üstün insanların üzerlerine basarak “büyük eylemler” icra etmelerini mümkün kılarlar. Onlar birer üretim aracıdır. Kendi halinde bir şekilleri yoktur; “yaradılıştan tutucudurlar, uysaldırlar, her şeye boyun eğerek yaşayıp giderler.” Üstün insan zümresi ise, “dünyayı harekete geçirir, amacına doğru götürür.”(305) “Geniş bilinç ile derin yürek” sahibi onlar, yasalara göre değil de vicdanlarına göre davranmaya hak sahibidirler. Vicdanıyla bağdaşık eylemin, iyi ya da kötü gibi bir niteliği de olamaz; “vicdanın izin verdiği kanın dökülmesi olağan” karşılanabilir onlar için (309).

Raskolnikov, Desen: Övünç Demiray

Raskolnikov, ikili ve uzlaşmaz talihleri arasında hareketsiz kalır ve sonuçsuz, işlevsiz bazı edimler icra eder. “Kocakarı”yı öldürmesini de bu talihsizliği, yazgıları arasındaki yarığı birleştirmek için yaptığını dile getirir. Bu cinayeti geriye dönüşlü olarak, geniş yürekli, yasa koyucu insanların düzeyine kendisini yükseltecek bir hamle gibi tarif eder. Ama bu büyük fiil sonucuna ulaşamaz. Kendi ırsiyetini aşamaz, üstün insanların talihiyle buluşamaz:

Kocakarı saçma! Belki de bir yanılgıydı kocakarı. Önemli olan o değil şimdi! Yalnızca bir hastalıktı kocakarı. Bir an önce yenmek istedim onu. Bir insanı öldürmedim ben, bir prensibi öldürdüm! Prensibi öldürmesine öldürdüm ama, onu aşıp öte yana geçmedim, bu yanda kaldım gene. Ancak öldürebildim. Ne var ki, anlaşılan onu da yapamadım. (322)

Raskolnikov’un vicdanıyla uyumlu olacağını düşlediği büyük eylemi dehşet verici bir cürüm gibi sonuçlanınca, yükselmek yerine daha da aşağılarda bulur ve kendisini bir “böcek” gibi tarif etmeye başlar. “Kişisel çıkar”, nefret ya da hırstan bağımsız, “yüce bir amaca” hizmet için giriştiği eylem için “Büyük Varlık”ı tanık göstermesi onu tarifsiz bir ikiyüzlü yapar. Bir Spinozacı gibi, “olası bir adalet duygusunu ağırlık ölçüsüyle, metreyle, aritmetikle ölçmeyi düşündüğü için” eylemi kendisine döner. Büyük eylemin, koşullardan, talihten, ırsiyetten bağımsız ferdi bir eylem sayması onu daha da bahtsız kılar. “Geniş ruhlu olmasının tehlikeleri”ne yenik düşer. Suçlu olmadığını düşünse de, çareyi, yasaya sığınıp, itiraf ederek, cezasını çekmekte bulur. Mutlu sonlu melodramlarda gibi, içerideyken onu bekleyen Sonya’nın aşkına sığınır; “yepyeni bir yaşama yeniden doğuşun ışıltısı”yla yüzünü geleceğe çevirir (642).

Alıntılar

Dostoyevski, F. (2003). Suç ve Ceza, çev. Ergin Altay, İstanbul: İletişim.

TEILEN
Önceki İçerikPoetik İmge Nedir?
Sonraki İçerikNOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜNÜ KRALDAN KABUL EDİN!
Özgür Taburoğlu
1973 Kırşehir doğumlu ve bilgisayar mühendisi olarak hayatını kazanan Özgür Taburoğlu’nun, Bejan ve Baran adında iki çocuğu var. Dünyevi ve Kutsal: Modernlerin Maneviyat Arayışları (Metis, 2008), Kent Efsaneleri: Zamanımızın Batıl İnançları ve Takıntıları (Doğu Batı, 2011) ve Resim, Söz ve Yazı: İmge Yaratmanın ve Bozmanın Yolları (Doğu Batı, 2013), Boşluk, Aşırılık ve Keyfilik (Doğu Batı, 2016) ve Nazar: Başkası Nasıl Görür ( Doğu Batı, 2017) adlı çalışmaları yayımlandı.