İnsanların içini rahatlatacak açıklama, “siz istediğiniz kadar tepki gösterin bizim gönüllülerimiz bunu her yıl yapmaya hazır olacak” gösterişi kesinlikle değildir. İçimizi rahatlatacak olan açıklama yöneticilerden gelen “bir sonraki etkinlikte buna dikkat edeceğiz” olacaktır.

Geçtiğimiz günlerde kültürlimited adlı sitenin kariyer bölümüne bakınırken 21 – 24 Aralık tarihlerinde gerçekleşmiş olan Base İstanbul etkinliğinin bir ekip arakadaşı ilanına rastladım. Etkinlik 10.00 – 19.00 saatleri arasında sergi süresince kendilerine destek olacak Sanat Yönetimi bölümü öğrencilerinden başvuru alacağını bu ilan ile duyurmuş. Ve not ekliyor; yalnızca öğlen yemeği karşılanacak olup herhangi bir ücret ödenemeyeceği, yol ücretinin de maalesef verilemeyeceği belirtiliyor. Gönüllü çalışacak öğrencilere etkinlik süresince sigorta yapılıp yapılmayacağı ile ilgili ise bir bilgi bulunmuyor.

Base İstanbul’u maalesef gidip gezemedim. Bu sebeple etkinliğin içeriği hakkında pek fazla yorum yapma hakkına sahip olmadığımı ancak genç sanatçılara bir kapı açılmasının umut vaadedici olduğunu söyleyebilirim. Güncel sanat piyasasında sürekli aynı isimleri görmekten sanıyorum hepimiz sıkıldık ve artık gençlere söz vermenin tam zamanı. Eksiklikler görülecek, giderilecek ve gelecek yıllarda daha sağlam adımlarla ilerleyecektir umarım. Ancak genç sanatçılara yardımcı olmak, onlara söz vermek isterken genç Sanat Yönetimi öğrencilerini gönüllü olarak, öğlen yemeğine çalıştırmak ne kadar doğru?

Neredeyse her sektörde giderek artan “gönüllülük” kelimesinin maddi ve manevi olarak kötüye kullanımına dair birkaç sözüm var. Ben yaklaşık birbuçuk sene önce sanat sektörü çalışanıyken bu sektörde gönüllülük adı altında emek sömürülerinin artık tak etmesi sebebiyle sektörü bırakmış bir insanım. Gönüllülük kavramının “gönüllü” kişinin umutları, hayalleri kullanılarak bundan yararlanılmasına ise tüm sektörlerde karşıyım. Base İstanbul, bunu kullanan ne ilk oluşum ne de son buna da maalesef eminim. Çünkü sistem kişiyi buna zorluyor. Gönüllü olmazsan, olacak onlarca insan var diyor ve başka bir seçenek bırakmıyor. Peki ya bu sistemi bu hale getiren biraz da biz sisteme boyun eğenler değil miyiz? Yalnızca şikayet etmek ile yok oluyor mu sömürü? Peki ya başkaldırıya ne dersiniz? Gönüllü bulamadıkları zaman emeğinizin karşılığını vermeyecekler mi sizce de?

Birkaç avukat ile konuşmam ve SGK’ya sormam sonucunda tahmin ettiğim gibi gönüllülük adı altında , kısa süreli de olsa kuruluşların çalışanlarına sigorta yapması gerekliliğini teyit etmiş bulundum. Gönüllü çalışan alanlar ya da Base bunu uyguladı mı bilmiyorum. Ancak işin yasal boyutlarını bir kenara bırakırsak piyasa erklerine şunu sormak istiyorum; işin vicdani boyutu ne olacak? İKSV’nin de Bienallerde bu gönüllülük uygulamasını kullandığını hepimiz biliyoruz. Sanat öğrencilerinin deneyim kazanması için buralar oldukça verimli platformlar buna diyecek bir lafımız yok elbette. Ancak onlarca sponsor ile gerçekleştirilen bu etkinliklerde birlikte çalışılan gönüllülere, başına belki bir kaza gelir diye sigorta yaptırmak ya da günlük yalnızca sembolik de olsa cuzi bir miktarda ücret vermek, bunu sponsorlar aracılığı ile çözmek çok zor olmasa gerek. Birkaç gündür sosyal medyada Base İstanbul’a bu ilan üzerinden tepkiler veriliyor. Bu tepkiler aslında yalnızca Base İstanbul’a değil gönüllülük kavramını bu şekilde kötüye kullanan her kuruluş ya da etkinlik için geçerlidir. Ancak şu günlerde tepkiler sıcakken Base yöneticilerinden konu ile ilgili bir açıklama gelmemesi oldukça üzücüdür. Etkinliğin küratörünün sosyal medya üzerinden gönüllüden gelen çiçek ve notlu paylaşımı bu tepkilere bir cevap olabilir mi bilmiyorum ancak eğer öyleyse vicdanlarda sorgulanması gereken bir paylaşımdır. Öğrenciler hatta işsiz mezunlar her zaman gönüllü olacaklardır. Sevdiği işi yapmak isteyen herkes özellikle böyle büyük etkinliklerin bir parçası olmak için elbette parayı sorun etmez ve bu etkinlikler her zaman gönüllü bulacaklardır. Ancak gönüllülük kavramı konusunda sanıyorum hepimizin ülkecek bir eğitimden geçmesi gerekmektedir. Aksi halde bu kavram iyi niyet çizgisinden çıkmaktadır. Tam da bu sebeple Base İstanbul yöneticilerinden konu ile ilgili bir açıklama beklemenin hakkımız olduğunu düşünüyorum.

İnsanların içini rahatlatacak açıklama, “siz istediğiniz kadar tepki gösterin bizim gönüllülerimiz bunu her yıl yapmaya hazır olacak” gösterişi kesinlikle değildir. İçimizi rahatlatacak olan açıklama yöneticilerden gelen “bir sonraki etkinlikte buna dikkat edeceğiz” olacaktır. Aksi halde giderek acımasızlaşan bu sisteme uyum sağlayan insanlar, haklarını arayan ve isteyen insanların belki de çok severek ve layığı ile yapacakları işlere küsmesine neden olacaktır.

Peki ya siz, yazılan eleştiri yazıları konusunda hukuki ve etik açıklar arayanlar , acaba bir gün sektördeki sistemin altında ezilen gençler için de bir adım atacak mısınız? Özellikle Fırat Arapoğlu’na yazılarımdaki etikliği sorguladığı için söylemek isterim ki etik olan, gönüllülük kavramına tepki gösterenlerin üzerine gönüllülerden birisini göndermek değildir. Bu gönüllü ki kendisine, benim yalnızca eleştirdiğimi ve başka hiçbir şey yapmadığımı bu sebeple bana bir şey anlatmaması çünkü anlatsa da anlamayacağım konusunda uyarılar geldiğini söylemiştir. Bu açıklama bile sanat piyasasında profesyonel olduğunu iddia edenlerin profesyonelliğini komik duruma düşürecek bir açıklamadır.

Buradan AICA Türkiye’ye de sormak istiyorum. Ne olacak sektördeki bu gönüllülük meseleleri? Galerilerde ya da sanat etkinliklerinde stajyer ya da gönüllü adı altında emekleri ile birlikte hayalleri de sömürülen gençler için sesinizi çıkaracak mısınız?

TEILEN
Önceki İçerikKaragözden Beyaz Perdeye, Sinema Yazarlığından Pelteye
Sonraki İçerikÇünkü İnsan Mesuliyettir!
Meltem Tüzün
1988 yılında İstanbul’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden 2013 yılında mezun oldu. 2014 yılında EVS projesi ile 8 ay İtalya’nın Palermo kentinde yaşadı. Çeşitli Sanat Galerileri’nde galeri asistanlığı ve yöneticiliği yaptı. Online platformlarda Güncel Sanat yazılarını yayınlamaya devam ediyor.