Her sene 2 ve 3 Haziran tarihlerinde içimi bir hüzün kaplar. Çünkü Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatında, eserlerinde kendimi en çok bulduğum edebiyatçılardan üçünün vefat tarihleridir: 2 Haziran 1970 Orhan Kemal, 3 Haziran 1963 Nâzım Hikmet, 2 Haziran 1991 Ahmed Arif.  Bir yazarı ya da şairi sevmişsem onların günlük yaşamlarını, mektuplarını, günlüklerini merak eder ve irdelerim. Normal yaşamda nasıldı bu isimler? Dedikodu yaparlar mıydı? Nerelere gider, nasıl konuşur, ne yaparlardı? Bu yazıda Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet arasındaki ilişkiyi gösteren bir anıyı sizlere aktaracağım. Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet  çok iyi kalem erbâbı olmalarının yanında çok iyi bir insan ve arkadaş olarak da karşımıza çıkıyor. Vefatlarının bu yılki sene-i devriyesinde ikisinin neşeli bir anısını sizlerle paylaşmak istedim. Unutulmamalıdır ki bu isimler her şeyden önce iyi ve kötü özellikleriyle bizlerden biridir. Acılarını, sevinçlerini, kederlerini, aşk sızılarını bizlerden farklı yaşadıklarını düşünmeyin. 1970 yılında Yeni Edebiyat Dergisi’nde (sayı 7) Celalettin Çetin imzası ile yayınlanan bu röportajda Orhan Kemal; Nâzım Hikmet’i, Bobi Niyazi’yi ve kasap satırıyla kovaladığı sevgilisini anlatıyor:

 

“ …

 

O.K -Şimdi Celalciğim.Bugüne kadar ben de başkaları da Nâzım’ın kişiliği,sanatı ve diğer yanları üzerinde çok konuştuk.Sana ben daha enteresan bir şeyden bahsedeyim… Zannederim bu daha ilgi çekici olur. Nâzım Hikmet’le kavgalarımız olmuştur bizim…

 

C.Ç – Kavgalar?

 

O.K – Evet kavgalar… Sana onlardan bahsedeceğim. Ben askerken tevkif edilmiştim (uzun bir öksürük). Cezaevi iş esasına dayanıyordu. Mahkumları çalışmaya gönderiyorlardı. Biz çıkardık, çalışmazdık. Dolaşır gezinirdik. Nâzım Hikmet’le sanat manat filan, şiir miirin yanında kadın bahsi…

 

C.Ç – Yani o dönemde aranızda kadın konusu daha mı ağır basıyordu?

 

O.K – Ağır basıyordu (sofradakiler arasındaki gülüşmeler). Şimdi bırakalım riyakarlığı, çok  çok ağır basıyordu. Dışarıya çıktıkça buluştuğum bir kadın vardı. Genç bir kadın. Nâzım bunu izliyor tabii. Bana şöyle bir uyarmada bulundu, dedi ki: ”Lenin der ki:’En kabiliyetli arkadaşlarımız kadın etekleri altında can verdi.’ arkadaşım dikkat et.” Vız gelip tırst gidiyordu tabi. Nâzım beni defalarca uyardı, çok kavga ettik bu yüzden. Hatta bir keresinde ‘gözün mü var yoksa kadında!” dediğim  bile olmuştur. Bu söylediğimden şimdilerde utanıyorum tabii.

SATIRLA KIZIN PEŞİNDEN KOŞTUM !

Kadın son zamanlarda sapıttı. Annesi bana iyi bakmıyordu.Yani aykırı bakıyor, ters bakıyor.Yani şu bakımdan ters bakıyor, e kızı elinde sermaye. Bunu sonradan öğreniyorum. Gezdiriyor, dolaştırıyor… Köy köy gidiyor, oynatıyor filan. Demek ki ben de sevmişim o zamanlar. Her fırsatta semtinde dolaşıyorum. Bursa’da o kadının semtinde tesadüfen bir kasap tanıdım. Aynı yoldan gidip gelişim kasabın dikkatini çekmiş. ’Arkadaşım’ dedi, ‘Buyurmaz mısın bir dakika?’ Merhaba dedim, yorulmuşum zaten, oturduk. Kasap önünde mangal, mangalın üzerinde bakır kupa, kupada şarap.

Şimdi… Bana merhaba dedi, içer misin dedi. Ben zaten  içmişim, duman gibiyim. Yok dedim. Adam benim sıkıntımı anlamış halde ‘sakın’ dedi, ismini söyleyerek, ‘Kadını, filanı mı takip ediyorsun?’ ‘Ne biliyorsun?’ dedim, ’anlaşıldı’ dedi. Derken ahbap olduk adamla. ‘Evli misin?’ dedi, ‘evet’ dedim.’Vazgeç bundan’ dedi. ‘Bu herkese aynı numarayı yapar, yazık gençliğine’ dedi. Efkarlanmaya başlamıştım, ben de bir şişe şarap getirttim, karşılıklı içmeye başladık. Kadın kasabada mavi boncuk dağıtmış. ‘Bu kadından hiç kimseye hayır yoktur’ dedi. Ben de adamın fiziğine bakarak  içimden ‘yani sana hayrı olmayabilir’ dedim

 

‘İnanmıyorsun bana,bu kadın en geç iki hafta sonra buraya gelecek.Sen saklanırsın paravanın arkasına,ben onu konuşturayım, bak gör nasıl konuşacak’

 

Kararlaştırdığımız günde ben gene gittim, Hakikaten turneden dönmüşlerdi annesiyle beraber. ’Geliyorlar’ dedi. Paravanın arkasına saklandım. Bu hoplaya zıplaya geliyor. On sekiz – on dokuz yaşlarında bir şey. İşte geldi bu, hoş geldin beş gittinden sonra kasap buna ‘Kız düşündün mü?’ dedi. ‘Sana ev tutucam, bakacam’ filan dedi. ‘Amaan sen de’ dedi kız. ‘Amanı mamanı yok’ dedi kasap, ‘düşündün mü?’ ‘Canım tutarsan iyi olur, otururuz işte’ dedi kız. Bunun üzerine kasap, ‘peki hapishanedekini ne yapacağız?’ dedi. ‘Amaan sen de‘ dedi kız. Bunu duyunca benim tepem attı. Şuurumu kaybettim. Orada, tezgahın üzerinde duran kasap satırını kaptığımı hatırlıyorum. Ondan sonrasını bilmiyorum. Kadını satırla kovalamaya başladım, kasap  önüme geçti. Kadın çığlıklar arasında kaçtı. Mahalle mahalle kadını kovaladım. Beni durdurmak için önüme dikilene satırı gösteriyordum ve önüm hemen açılıyordu. Kadın çığlık ata ata koşuyor, ben de arkasından satırla küfür ederek kovalıyorum! O an gözüm dönmüş, yakalasam doğrayabilirim. Kahvenin oradan koşarken iki ak sakallı ihtiyar beni tutarak sakinleştirdi. Ve bu hikaye orada bitti.

 

C.Ç – Şimdi Nâzım, Nâzım’la ilişkisi ne oluyor bunun?

 

O.K – İşte bunun üzerine ben kalkıp gittim. Kafayı fena halde çektim. Hapishaneye dut gibi geldim. Hapishane yönetimindeki arkadaşlar sağ olsunlar aldılar beni yatırdılar. Nâzım Hikmet’de başımdaydı. Kahve filan içirdiler bana, ayılttılar. Nâzım ah vah çekiyordu. Bunu hatırlıyorum. Sonra koğuşa çıktık, koluma girdi Nâzım. Bana çıkıştı: ‘Bu kadar  kabiliyetli bir insansın’ dedi, ‘hakkın yok buna’ filan dedi. ‘Ee dedim ben burada mahkum,hapishane içinde hapishane istemiyorum’ dedim. Toparladım yatağımı omzuma vurdum, gidiyorum. Firari olacağım. Askerliğim, belki de tüm hayatım yanacak. Hala sarhoşum. Baktı ki Nâzım, durum hakikaten nazik… Sahiden gideceğim. ‘Beni çiğne öyle geç’ dedi. Şöyle bir Nâzım’a baktım. Ve çiğneyip geçemedim Nâzım’ı…

Sonra sabahleyin uyandıktan, ayıldıktan sonra da yaptıklarımdan utandım.

 

C.Ç – Şimdi burada Nâzım’ın bir yanı çıkıyor ortaya… Nâzım senin yapında olan kabiliyetli kişileri tutuyor, bırakmıyor, müthiş nazlarını çekiyor onların.

 

O.K – Evet evet çok doğru. Mesela bak, bu mesele, bu kadın meselesi, Nâzım’la tek takıştığım nokta oldu. Yani bana engel oluyor filan diye. Nihayet dedi ki bir gün : ‘Eee’ dedi, ‘Zatıalinizin,beybabanızın kölesi değilim.’ dedi. ‘Değilsen alakadar olmazsın biter gider işte’ dedim.

 

C.Ç – Ama buna rağmen oldu gene?

 

O.K – Oldu… Olmadan edemezdi…

 

… “  *

Dönemlerinde yaşayıp, o neşeli ve samimi masalarına oturmayı çok isterdim.

Ruhları şâd olsun.

* Yeni Edebiyat Dergisi – 1970 – sayı 7 s.28

TEILEN
Önceki İçerikDENETİM VE İTAAT: NEOLİBERALİZMİN MİMARLIĞI
Sonraki İçerikSamuel Beckett: Tiyatro Üzerine (1987) | Türkçe Altyazılı (Eng Sub)
İsmail Sürücüoğlu
1986 doğumlu. Üniversite yıllarına kadar İzmir'de sürdürdüğü öğretim hayatını İstanbul Üniversitesi'nde tamamladı. Odatv, Yurt Gazetesi Kitap Eki, Red Dergisi, Düşeyazanlar Dergisi, Balkan Aydınları Dergisi gibi mecralarda dönem dönem yazıları yayımlandı. Taksim Dayanışması içerisinde aktif olarak çalışmalar yürütmektedir. "Allahını Seven Defansa Gelsin" isminde bir kitabı bulunuyor.