Ekmek Teknesi dizisindeki kültür ve yaşamı biçimi aşındı. Yüksek binalar, rezidanslar mantar gibi yerden bitiyor ve insanlar bir kutunun içinde birbirilerini tanımadan yıllarını geçiriyorlar. Bir yaşama kültürü terkedildi nerdeyse ama bu böyle diye ortadan kaybolacak bir şey değil.

Osman Sınav hep tartışılan bir yönetmen oldu. Daha çok eleştirenler tarafından muhafazakar ve geleneksel mahalle özleminden milliyetçiliğe uzanan kaygılar ya da kadim devlet vurgusu çerçevesinde değerlendirilen dizi ve filmlere imza attı. Özellikle Deli Yürek, Kurtlar Vadisi, Polat Alemdar tiplemesi 1990 sonrası Türkiye ve günümüze dair birçok tartışmayı tetikledi. Taylan Ayrılmaz yönetmenle söyleşti.

Öncelikle şu an ne yaptığınızla başlayalım istiyorum. Osman Sınav, ara mı verdi?

Şu anda drama ve komedi çalışıyorum. Onların hazırlıklarını yapıyorum. İlki kadına şiddet üzerinden sosyal bir teması da olan aşk hikayesi. Diğeri de bizim kültür genlerimizi taşıyan bir kasaba komedisi biraz Ekmek Teknesi’ni çağrıştıran bir iş çünkü benim en sevdiğim ve en özgün işim Ekmek Teknesi’dir.

Ekmek Teknesi dizisiyle ilgili hafızamızı biraz yokladığımızda mahalledeki cemaat duygusunu yücelten ve yer yer idealize eden bir diziydi. Bugün geldiğimiz aşamada “Ekmek Teknesi”nin aşındığını düşünüyor musunuz?

O kültür ve yaşamı biçimi aşındı. Yüksek binalar, rezidanslar mantar gibi yerden bitiyor ve insanlar bir kutunun içinde birbirilerini tanımadan yıllarını geçiriyorlar. Bir yaşama kültürü terkedildi nerdeyse ama bu böyle diye ortadan kaybolacak bir şey değil. Bu bizim kültür genlerimizde yaşayan, bizim kültür genlerimizden beslenen bir şey dolayısıyla bir şekilde yaşama tarzımızı bulacağız.

Mahallelerin mutenalaştırılarak dönüştürüldüğü bir aşamada ifade ettikleriniz nostaljik kalmıyor mu?

Hayır söylediklerimi nostaljik şeyler olarak görmüyorum. Hayatımızın neresinde olursa olsun yaşama tarzımızın içindeki insanı bulabilirsek, insanı insan gibi değerlendirirsek, insan gibi bakarsak söylediklerimin nostaljik olmadığını görürsünüz çünkü insan önemli bir şey, insan yoksa zaten hiçbir şeyin önemi yok.

Neo-liberalizm, Türkiye’de muhafazakarlar dolayımıyla iş görüyor. “küçük adamın” ekmek teknesinin liberal ve muhafazakar politikalarla aşındırıldığını düşünüyor musunuz?

Türkiye iki yüz yıldır batılılaşma, modernleşme, modernite peşinde koşan bir ülke. Tabi bunları yaparken hangi değerleri neleri kaybedeceğimizi göz önünde bulundurmak lazım. İnşaat yapmakla bir yere kadar kalkınmayı – teknolojik gelişmeleri aydınların, sosyologların, bilgileriyle buluşturamıyoruz. İnsanı çok fazla dinlemiyoruz. Sadece ayrıştırıyoruz.

Arkamıza dönüp baktığımızda üç dizi Türkiye’nin düşük yoğunluklu savaş döneminin yaşandığı süreçlerde çekildi; Deli Yürek, Kurtlar Vadisi, Kızıl Elma gibi.. Bu dizilerin toplumsal karşılığı neydi?

Toplumsal karşılığı Türk toplumunun motivasyonuyla ilgili kendi kimlik ve kültür dairesi içinde adalet talep eden rol model yaratmaktı. Üç dizinin ortak noktası adalet talebidir.

Bu “adalet” talebinin devletle konum ortaklığı var mı?

Devletsiz bir adalet mümkün değil. Devletin birincil işlevi adaleti sağlamaktır. Devletin varoluş sebebi adalettir. Adalet yoksa devlette olmaz. Onun için bir yanım hep adalet der ama öbür yanımda devlet der. Adalet talep eden bir devletin yurttaşları olmayı hayatım boyunca çok önemsedim.

Devlet adaleti sağlıyor olsaydı devlet gibi bir cihaz ortada kalır mıydı?

Ben sağlayacağı kanaatindeyim. Niye sağlamasın? Devlet adaleti sağlamayacaksa başka kim sağlayacak. Güncel politikanın dışında ben ülküden bakıyorum olaya. Kapitalizm dünyaya hakim oldu sonuç ortada para ve şirketler üzerinden kurulmuş bir dünya kan gölü. Bir anlamda sosyalizmin kapitalizm hakkında söylediği şeyler gerçekleşti ve dünya kan gölüne döndü. Dünya belki medeniyet tarihinin en kanlı dönemini yaşıyor. Adaleti sağlayacak devlet dışında bir mekanizma yok.

Doksanların ortalarında birçok dizi yaptınız bu dizilerin ikisinden bahsedelim istiyorum. Kurtlar Vadisi, Deli Yürek düşük yoğunluklu savaşın, gözaltında kayıpların yaşandığı bir süreçte yapıldı, sizce bu diziler dönemin sorunlarını manüpüle eden devletle konum ortaklığı üzerinden yapılmış diziler mi?

Hayır! Bu dizileri yaparken amacım mevcut durumu sorgulanmasına vesile olmasını sağlamaktı. Bakın size bir şey anlatayım; bana birgün Ürdün’den kadın bir öğrenci geldi. Irak’ta Amerikalılara, İngilizlere tercümanlık yapıyormuş. Doktora tezi için de beni seçmiş şaşırdım, tabii Türkiye’de kendi çapında bir yönetmenim ne alaka dedim. Tabi aynı şeyi doktora hocası da sormuş hocasına sorusuna verdiği yanıtta ilginç bir şeyi ifade etmiş sanatçılar genellikle muhalif olurlar ama siz hem muhalif hem de devletçisiniz bu nasıl olur. Ben de karşılık olarak devlet fikri muhalif olmayı engellememeli yani adaletin sağlanmadığı yerde insanlar adalet talep eder bu insanların en tabii hakkıdır.

Çeşitli toplumsal kesimlerin “eşitlik talebini etkisizleştirmek” için yetiştirilmiş bir kişi özelinde düşünürsek Polat Alemdar adalet talep edebilir mi?

Sorunuzu cevaplayacağım ama önce bir şey söyleyeceğim bakın ben Kızıl Elma diye bir dizi yaptım, dizinin jenerikteki şarkısı yüzünden İngiltere’deki bir Alevi derneği beni dava etti. İşte Pir Sultan’dan deyiş aldığım için bunun neresi suç! Ötekileştiren ben miyim yoksa İngiltere’de İngilizler tarafından beslenip Türkiye’de bir yönetmene dava açan dernek mi? Sorunu ortaya net koymalıyız.

Polat Alemdar’a gelirsek, Polat Alemdar karakterinin ortaya çıkmasının ya da çıkarılmasının nedeni şudur: siz de bilirsiniz dünyanın her yerinde her devlette devletlerin ayakta durması için bu türden operasyonel diyeceğimiz özel kişilere ihtiyaç vardır. Bana bir devlet söyleyin derin olmasın! Söyleyebilir misiniz? Norveç mi, İsviçre mi? İsviçre de herkes özeldir. İsviçre de İsviçre vatandaşı altmış yaşına kadar askerdir. Yılda bir ay herkes talime gider ve talimden döndükten sonra silahını evinin duvarına asar. Her evde ordu üniforması ve ordu silahı vardır. Sokakta polis ya da asker göremezsiniz çünkü herkes polis herkes askerdir. Yani her ülkede vatanı ve milleti için kendini feda edecek bu tip rol model, özel adam ve topluluklar vardır. Her millet ve devlet bu türden olağanüstü durumları yaşar ve yaşadığı için de bu türden insanlar yetiştirilir. Tabi türden özel yetkilerle donatılmış insanlar kolay kolay sorgulanamaz çünkü özel yetkilerin bizzati kendisi bunların ele geçirilmesini önler. Eğer bu insan sorumlu oldukları birimler tarafından kontrol edilmezse yozlaşıp çürüyebilirler. Çünkü önüne para çıkar, cinsellik çıkar, uyuşturucu çıkar her şey çıkar sonuçta insan.

Ben Kurtlar Vadisi dizisini elli beş ya da elli altı bölüm çektim dolayısıyla sorumlu olduğum elli altı bölüm var; ondan sonrası benim dışımda. Benim dizilerdeki karakterlerim nefsi müdafa haricinde silahını çekmemiştir, bu benim bir prensibimdir. Yusuf Miroğlu hiçbir zaman karşıdan bir şey gelmedikçe nefsi müdafa durumuna düşmedikçe silah çekmemiştir. Tek talebi vardır adalet.

Günümüze gelirsek, İsimsizler, Söz, Savaşçı gibi diziler hakkında bir röportaj yapma fikri geliştiği zaman, kiminle röportaj yapabilirim diye düşündüğümde aklıma ilk siz geldiniz; çünkü doksanlarda yaptığınız diziler, günümüzdeki dizilerin öncelleri. Bu diziler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bakın bunlar benim dizilerim değil ben bu işleri on yıl önce yaptım . Bence bunlar gecikmiş işler ve şu anda çok da yakından takip etmiyorum. Savaşçı’yı takip ediyorum yazarı Sakarya Fırat dizisinde birlikte çalıştığım arkadaşım Süleyman Çobanoğlu olduğundan, zaten iyi giden dizi de o sanıyorum. Sakarya Fırat dizisini on yıl önce bir şeyleri ön görerek yaptım aynı topraklardan doğup aynı toprakları sulayan iki nehirden bahsediyoruz. Dedeleri, büyük dedeleri Çanakkale’de beraber savaşmış günü gelmiş onların torunlarından biri dağda, birisi de asker ve karşı karşıya geliyorlar. Asker olan da dağda olanın kız kardeşine aşık oluyor, hukukçu, iyi eğitim almış, günümüzü temsil eden bir genç kız. Karakolun önünde dizi karakterini delicesine, ağlatarak “seviyorum seni Kürt kızı” diye bağırttım. Bakın Sakarya ve Fırat dizisinde ayrımcılık, ötekileştirme yok birleşme ve ortak zemine davet var, adında bile bu var. Yani asla savaş çığırtkanlığı yapmadım asla taraflı ve ayrıştırıcı bir fikirden hareket etmedim.

Sakarya ve Fırat bir metafor olarak, eşitlik temelinde birlikte yaşayamadıkları için bu sorunların var olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu sonuca nerden ulaştınız?

Kürt dili, kimliği üzerindeki fiili yasaklar ve yasal engeller…

1071’den beri beraber yaşıyoruz

Beraber yaşıyoruz ama eşit değiliz…

O eşitliği devletin sağlaması gerekir, sağlamadığı yerde beraber yürür eşitlik talep ederiz.

Az önce Polat Alemdar’dan adalet sağlayan bir rol model olarak bahsettiniz. Kürtlerin devlete karşı silahlı isyanı bir eşitlik ve adalet talebi değil midir?

Silahlı kalkışma adalet talebi olamaz. Ona karşı silah kullanılıyorsa tabi o da silah kullanacaktır. Hak talebini yadsıyor değilim ama bunun usulünce yapılmasını savunuyorum. Bakın AK Parti eski maliye bakanı Kemal Unakıtan’ın yaptığı bir araştırmada cumhuriyet tarihi boyunca ekonomik bakımdan en büyük teşvikler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yapılmış. Bu yardımları kimin üzerinden yapmış o bölgeden seçilmiş vekiller arasından. Bu yardımlar oraya gitti mi? Hayır! Peki neden? Çok iyi hatırlıyorum seksen öncesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu da toprak reformu yapıldı, topraklar ağalardan alınıp köylülere dağıtıldı ve bir hafta köylüler tapuları tekrar götürüp ağalara verdi. Sorun burada düğümleniyor. O zaman ben şunu sorarım GAP projesinin düğmesine basıldığı gün neden PKK ilk eylemini yapıyor.

Türkiye’de belirli dönemlerde hükümetler ve iktidarlar ekonomik teşviklerde bulundu ama bu teşvik ve yardımlar Kürt burjuva ve zenginlerine kaynak aktarmanın dışına çıkmadığı yönünde yorumlar var. Ne dersiniz?

Burada temsilcilerde vekillerde bir sorun var. Hakkını talep eden temsilci göndermek burada çözüm sağlayabilir. Devletin niyeti burada belli, aracı hırsız. Bu durumda devleti burada nasıl eleştirebiliriz. Devlet tabi eleştirilmeli devletsin sen bu süreci daha şeffaf denetlenebilir kılacaksın. Bu yardım ve teşvikler Kürt burjuvalarına zenginlerine gitmemeli, devlet gerekirse bunun için kurumlar ve yasal tedbirler oluşturup meselenin takipçisi olmalı.

Peki devletin Doğu ve Güneydoğu bölgesine yaptığı teşvik ve yardımların sosyal tabana yayılmaması, Kürt burjuva ve zenginlerine kaynak aktarımı olarak gitmesi, bir “aracı hırsızlığı” değil de sistematik bir durum olduğunu göstermez mi?

Bunun kanıtı ne?

Devletin Güneydoğu Anadolu bölgesinde kendisinden bağımsız bir ulusal örgütlenmenin doğmasına bir tedbir olarak “işbirlikçi” bir sınıf ve katmanları desteklenebilir bulması…

Devlet bunu sistematize etmiyor. Devlet bunları sistematize ediyor dediğiniz yerde onların temsilcileri çıkıyor. Yani milletvekilleri.

Mevcut devlet yapısı ve formu artık meseleyi çözemiyor, sorunun çözümünden çok sorunun kaynağı, Kürtler ve Türkler birlikte nasıl yaşayacak?

Hacı Bektaşi Veli sağ olsaydı da sorsaydık. Niye biliyor musunuz? Temsili Hacı Bektaşi resmi nedir ortada Hacı Bektaşi Veli ak sakalıyla oturur sağında aslan solunda ceylan kanatlarının altına almıştır. İkisini de aynı ruhla terbiye eder. Ceylanı aslana yedirmez aslanı da ceylana saldırtmaz ama ikisini de terbiye eder. İşte ihtiyacımız olan felsefe bu ve terkettiğimiz felsefe de bu.

İsimsizler, Söz ve Savaşçı dizileri arasında güncel çelişkileri yansıtan bariz farklılıklar var. İsimsizler’ de “sivil idarenin” emrinde özel harekat polisinin öne çıkarıldığını görüyoruz. Savaşçı dizisi daha asker temasının baskın olduğu bir dizi Söz ise iki dizinin ortalamasını konu alıyor asker-polis birlikteliği ön planda..

Israrla sormanızı anlıyorum ama dizileri izlemediğim için bir yorum yapamayacağım. Ben bu işleri çok öncesinde Sakarya ve Fırat’ın birlikteliği ve kardeşliği üzerinde, sorumluluk taşıyarak yaptım. Asla Kürt düşmanlığı yapmadım ve barış sürecine girmemizle ben bu dizileri bitirdim. Çünkü barış sürecine katkıda bulunmak istiyordum.

Ve barış süreci bitti?

Evet ve bunlar çıktı işte. Benim çektiğim dizilerden daha yüksek dozda bir sertlikle üstelik. Sorduğunuz sorularda altını çizdiğiniz hususların öne çıkmasının nedeni barış sürecinin bitmesi.

Sizce neden bitti?

Barış süreci yürütülemedi özellikle Kürt aydınları ve Kürt siyasetçileri üzerlerine aldıkları sorumluluğu taşıyamadılar. Devlet bir anlamda iyi niyetini gösterdi fakat belirttiğim nedenler dolayı barış süreci çalıştırılamadı.

Peki siyasi iktidarın bir oyalama siyaseti uyguladığını düşünüyor musunuz?

Devlet niye oyalasın, devlet bütün muhalefete karşı oy kaybını göze alarak masaya oturdu

Atılması gereken somut adımları bir türlü atılmaması oyalama siyasetinin bir uzantısı olamaz mı?

Devlet 7 Hazirandan sonra karar verdi. Devletler günlük düşünmez ya da bireysel diyelim. Devletler karar verir. Devlet dedi ki siz barış sürecinin mahiyetini kavramadınız. Hendekler, tüneller kazdınız şehre silahlar gömdünüz ben de sizi temizliyorum dedi. Tabi çok can yandı bu iyi bir şey değil ama dediğim gibi Devlet karar verir çünkü devletler bireysel düşünemez düşündüğü zaman işler helak olur.

Hali hazırda devam eden dizilerin Türkiye toplumunun birlikte yaşama arzusuna bir katkısı var mı?

Çekilen diziler bir feraset taşımalı eğer sadece bir kahraman yaratma ve o kahramanı köpürtme üzerinden diziler ilerlerse o zaman ayrışma başlar. Türkiye’de şehit gitmemiş kasaba ve köy var mı? Yok! Her kasaba her köyde her ailede bir şehit var. Kürt ailesinde de var, Türk ailesinde de her yerde var! Hepsi can! Kürt annesinin de canı yanıyor Türk annesinin de.. Şimdi bunu bilinçsiz bir şekilde köpürtürseniz feraset kavramını atlarsanız bu ayrıştırmaya yol açar. Motivasyonunuz sadece kahramanlık ve hamasete yönelikse Türkiye’ye çok zarar verir.

Bu dizilerin Türkiye toplumunu mevcut iktidarın politikaları etrafında toparlamak gibi bir işleve sahip olduğu yönünde görüşler var. Bu görüşler hakkında ne söylersiniz?

Eğer bir yerde bir coğrafyada insanların canı yanmışsa onu köpürterek onun üzerinden para kazanmak isteyen insanlar olacaktır. İnsanlar sık sık bu hataya düşer. Ben Muhteşem Yüzyıl’a tepki gösterildiğinde dedim ki her şeyden önce bu bir dizi, iş yapıyor, para kazanıyor.. Bunu tarih diye belletmenin bir anlamı yok. Bunun bir tarih anlatısı olmadığı değil dizi olduğunun kurmaca olduğunun bilincine varmalıyız. Ama yapımcılarda, özellikle sosyal meselelerde sorumluluk taşıyacak bir ferasete sahip olmalı.

Konuşmamızın bir yerinde şimdikiler “benden çok daha keskin” dediniz. Önemli bir tespit biraz açar mısınız? Aslında konuşmak istediğim bu “keskinlik”.

Keskin demiyorum; çünkü izlemediğim bir şey üzerine yorum yapmak yanlış olur. Sadece meselenin feraset boyutuna dikkat etmediklerini zannediyorum. Bu ülkenin sorunlarını birlikte çözeceğiz eğer çözemezsek silah şirketlerinin müşterisi haline geliriz. Ne Kürtler abad olur ne de Türkler.

TEILEN
Önceki İçerikBİR “MAĞDUR” OLARAK SEMİH KAPLANOĞLU
Sonraki İçerikHazzın günahı mı yoksa çalışmanın mı?
Taylan Ayrılmaz
1984 yılında Dersim’de doğdu Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Felsefe , Radyo Televizyon okudu. Çeşitli internet-gazete ve dergilerde röportaj yayınlandı halen aktif olarak sinema filmlerinde yönetmen asistanı olarak çalışmakta.