Murat Can Kabagöz, Osmanlı’da meyhane tanımına uyan ilk mekanla 19. yüzyılın ikinci yarısında Galata’da karşılaşıldığını belirtir. Lakin Osmanlı’da eğlence mekanları daha da eskiye dayanmaktadır.

Gündelik hayat odaklı araştırmalar son zamanlarda yapılan tarih çalışmalarında önemli bir yerde duruyor. Özellikle tarih yazımı metodolojisinde yaşanan değişimler ve dönüşümler, geçmişi farklı bir okuma yapma olanağı sağlamakta. Levent Cantek’in Türkiye’nin 1945-1950 arası dönemi gündelik hayat üzerinden okuduğu Cumhuriyet’in Buluğ Çağı kitabında gündelik hayat tanımını şöyle yapmaktadır:
Gündelik yaşam derken modernitenin belirlediği bir olgu, modernite ile birlikte incelenmesi gereken bir yaşam alanı (sphere) kastediyoruz. Burası, toplumu oluşturduğu düşünülen temel değerlerin yaygınlık ve meşruluk kazandırılmaya çalışıldığı alandır. Söz konusu değerlerin farklı sınıf ve konumlardaki insanlar tarafından paylaşılması ya da reddedilmesi nedeniyle bir mücadele alanıdır da. Bir başka değişle ideolojinin alenileştiği bir alandır.
Dolayısıyla, gündelik hayat ve modernite kavramları iç içe geçmiştir. Yani modernlik sürecinin nasıl bir değişime uğradığı gündelik hayat üzerinden okunabilir. Murat Can Kabagöz’ün geçtiğimiz haftalarda Heretik Yayınları’ndan çıkan Eğlenirken Modernleşmek Meyhaneden Baloza, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’eİstanbul kitabı Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne modernleşme hikayemizi eğlence mekanları üzerinden okuyor. Modernlik hikayemizi ise kadın üzerinden ele almaya çalışıyor. Yazar, feminist okuma ya da toplumsal cinsiyet meselesini ana merkeze oturtmuyor. Kadının eğlence hayatında ya da kamusal alanda görünürlük kazanmasıyla, erkeklerin yoğun olduğu mekanlara girmeye başlamasının bir modernlik süreci sonucu olduğunu belirtiyor. Kabagöz, hikayeyi en başa sarıyor; İstanbul’u merkez alarak Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki eğlence mekanlarını ele alıyor. İstanbul’un değişen, dönüşen eğlence mekanları üzerinden bir modernleşme hikayesi aktarıyor bizlere. Kabagöz, İstanbul odaklı bir eğlence araştırma yapma tercihini şöyle açıklıyor: İstanbul; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olmasının yanı sıra etnik, kültürel, coğrafi ve iktisadi yapısıyla “değişim”e ve dolayısıyla “tepki”ye en açık şehirdir. Üstelik kozmopolittir ve bunu özellikle eğlence hayatıyla kanıtlar. İstanbul’un eğlence hayatı ise bütün değişim ve tepkilerin, gündelik hayata eklemlenmeden önceki durağıdır.
Gündelik hayat üzerine çalışanlar, araştırma kaynağı olarak çalıştıkları dönemin yazılı basınına veya edebiyatına bakarlar. Bir toplumda yaşanan sosyo-ekonomik ya da kültürel değişimlerin izlerine bu kaynaklarda rastlanıyor. Kabagöz de incelediği dönemi üzerinden bir tarih anlatısı kurabilmek için günlük gazeteleri, romanları incelemiş. Çalışmasında en çok faydalandığı gazeteler Son Telgraf ve Sebilürreşad olmuş. Özellikle Son Telgraf gazetesinin “üçüncü sayfa haberlerinden” yararlanmış, muhafazakâr bir söyleme sahip Sebilürreşad gazetesi üzerinden de eğlence hayatına yönelik itirazları ve tepkileri okumaya çalışmış. Bunların dışında dönemin edebi eserlerinden ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ve Reşad Ekrem Koçu’nun ünlü eseri İstanbul Ansiklopedisi, Kabagöz’ün çalışmasında ana kaynak olarak kullanılmış.
Yazarın çalışması iki bölümden oluşmakta. İlk bölümde Osmanlı’da eğlence mekanları ve geçirdiği dönüşümler. İkinci bölümde ise Cumhuriyet dönemi eğlence hayatı ve kadınların eğlence hayatına dahil olmasıyla beraber yaşanan durumlar.

Osmanlının İlk Eğlence Mekanları
Murat Can Kabagöz, Osmanlı’da meyhane tanımına uyan ilk mekanla 19. yüzyılın ikinci yarısında Galata’da karşılaşıldığını belirtir. Lakin Osmanlı’da eğlence mekanları daha da eskiye dayanmaktadır. Meyhanenin ilk olarak Galata’da ortaya çıkmasının ana sebeplerinden biri hiç kuşkusuz Galata’daki gayrimüslim nüfusun yoğunluğudur. Galata aynı zamanda Bizans döneminden beri önemli ticaret yerlerinden biridir. Dolayısıyla eğlence mekanların ilk olarak burada ortaya çıkması şaşırtıcı değil. Osmanlı Devleti, İslami değerlerin öne çıktığı bir yönetim anlayışına sahipken, bunun sonucu olarak alkol Müslümanlara yasaktır haliyle. Lakin bu mekanların varlığına karışılmaz, ayrıca devlet gayrimüslimlerin alkol satışı ve tüketimine de karışmaz. Ayrıca bu mekanlarda müşteri hususunda pek ayrım yoktur, gayrimüslimler kadar Müslümanlar da meyhanelere uğramaktadır. Yazarın ifadesiyle açıklayacak olursak:
İstanbul’un İslam öncesi geçmişi ve sahip olduğu hatırı sayılır genişlikteki gayrimüslim nüfusu, meyhaneyi meşru kılar. İstanbullu Müslümanlar da “İstanbul’un Müslümanlığı”nı yaşayarak meyhaneye giderler.
Kitap boyunca Murat Can Kabagöz, eğlence hayatıyla modernliği aynı hat üzerinden okuduğunu belirtmiştik. Eğlence hayatıyla, gündelik yaşam arasında net fark yok, aksine benzerlik söz konusudur. Örnek olarak kadının kamusal alanda görünürlüğü o dönemde mümkün değildir, bu durum benzer şekilde eğlence mekanları için de geçerlidir. Meyhanelerde kadınların gelmesine, çalışmasına müsaade yoktur. Meyhanelerin o dönemler aynı zamanda fuhuş için de kullanıldığını hesaba katarsak ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır. Kamusal alanda bir araya gelemeyen kadın ve erkek meyhane türü yerlerde de bir araya gelememektedir. Çözüm ise kadına en çok benzeyen mahbubunu çalıştırmaktır. Dolayısıyla ilişkilere bir tür meşruiyet kazandırılır. Kadının varlığı ancak Tanzimat’la akıllara gelir. Bu dönemde yazarın aktardığına göre eğlence hayatında da değişimler gözlenmektedir. Yeni mekanlar açılır. İçki olarak şarabın yanında bira servisi de başlamıştır. Kabagöz’ün bize kitabın başından beri sürekli hatırlattığı durumun özetidir bu durum bir bakıma. Eğlence hayatıyla modernliğin kesişimi süreklidir. Bu mekanlar kendi içerisinde melezleşir. Osmanlı modernleşme hamlelerine başladığı andan itibaren eğlence anlayışı ve şekli de değişmeye başlamıştır. Kabagöz’ün çizdiği hattan ayrıca yakın tarihin çalkantılı dönemlerine de tanıklık edilmektedir. Örneğin Çarlık Rusya’sında Ekim Devrimi sonrasında Rusya’dan kaçmak durumunda kalana Beyaz Rusların varlığıyla durum da değişecektir. Beyaz Ruslar, açtıkları eğlence mekanları ve kadınların çekiciliğiyle birlikte Osmanlı toplumunda değişime uğratacaklardır. Müslüman kadınlar, Beyaz Ruslara benzemek isteyecek, erkekler ise onların peşinden koşacak servetlerini heba edecektir. Osmanlı’nın çok kültürlü yapısı 1920’li yıllarla birlikte işgal kuvvetlerinin varlığıyla bir kez daha değişecektir. Eğlence anlayışı bu dönemde de değişikliğe uğrayacak, danslı, kantolu ihtişamlı gösteriler öne çıkacaktır. Kadınlar ise artık eğlence mekanlarında görülmeye başlayacaktır, rahatlıkla bu mekanlara gidebileceklerdir.

Cumhuriyet Dönemi Yeni Eğlence Anlayışı
Milli Mücadele dönemi ve sonrasında Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte ise eğlence anlayışında çok büyük farklar olmayacaktır. Lakin yazarın aktardığına göre Ankara hükümeti, Kurtuluş Savaşı ve İstanbul’un işgali sırasında günlük hayatına devam eden İstanbul’a karşı mesafe almıştır. Oradaki eğlence anlayışı pek tasvip edilmez. Yeni Cumhuriyet’in bu tip mekanlara karşı pek hoşgörülü yaklaşmaz. Birçok milletvekili ve yazar İstanbul’daki eğlence anlayışına yönelik muhafazakar bir anlayışa sahiptir. Dahası yeni kurulan rejimde Türklük ve milliyetçilik öne çıkmaktadır. Bu eğlence mekanlarını işletende ağırlıklı olarak gayrimüslimler olduğundan da fazladan bir hoşnutsuzluk yaratmış olur:
Ne var ki yeni rejimin- tıpkı muhafazakarlar gibi- eğlenceye ve yabancılara düşman olması; aynı zamanda muhafazakarlara da düşman olmasına engel değildir. Çünkü söz konusu muhafazakarlık yeni rejim için fazla İslami’dir ve bu yönüyle de yeniliğin önünde bir engeldir. Evet, yeni rejim de muhafazakardır; ama o kendi muhafazakarlığını yaratmak istemektedir.
Dolayısıyla yeni kurulan rejim bu mekanları kendi ideolojisi çerçevesinde denetlemek, ele almak istemektedir. Yazarın ifadesiyle belirtecek olursak yeni rejim bu mekanları “millileştirmek” istemektedir. Buradaki sorun içkili mekan değil, işletenlerdir. Yazarın yine kitap boyunca işaret ettiği gibi içki meselesi hem Osmanlı’da hem de Cumhuriyet döneminde bir problem olmuş. Bir tarafta içkiye tahammül edemeyen muhafazakarlar, diğer tarafta içkili mekanların cazibesi. Fakat buradan gelen yüksek vergilerle yine yazarın belirttiği gibi tarih boyunca altyapı üstyapıyı belirlemiş.
Kabagöz, kitabında incelikli bir iş ortaya çıkarmış. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e eğlence mekanlarının değişimi üzerinden bu topraklardaki modernlik serüvenimizi ele almış. Galata’daki erken dönem pavyon sayılabilecek balozdan gündelik hayattaki kadın-erkek rollerinin randevuevine sızmasına, kadın-erkek ilişkilerinin değişiminden içki yasaklarına karşı alınan önlemlere, nüfusun değişiminden savaş, işgal gibi durumların toplumu nasıl değiştirdiğine varana kadar birçok farklı okumayı başarılı bir şekilde yapmış. Bununla beraber içki içmenin yine muhafazakarlık ve modernlik çatışmasında iki farklı dönemde nasıl olduğunu çarpıcı örneklerle göstermiş. Kültür savaşı söylemlerinin öne çıktığı, bir tarafta içki içmenin romantizminin yapıldığı diğere tarafta ise pek hoş karşılanmadığı bu dönemde Eğlenirken Modernleşmek ilginç bir tartışma alanı açıyor.

TEILEN
Önceki İçerikBüyük Orta Yolu Reddedenlere Notlar
Sonraki İçerikYENİ DERGİ FURYASI: ONURLANDIRILMIŞ GÜÇSÜZLÜK
Can Öktemer
1985 yılında Ankara'da doğdu. Başkent Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünde lisans eğitimini tamamlamasının ardından Ankara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde yüksek lisansa başladı. Eğitim hayatına halen bu bölümde devam etmekte ve Ankara'da yaşamaktadır.