– Istanbul Performance Art’ ın kurucusu ve kreatif direktörüsün. Türkiye’de performans sanatında ilk oluşumu kuran kişisin. Istanbul Performance Art ve Pınar Derin Gençer neler yapar?

İstanbul ve Stockholm odaklı sanatçı, küratör ve tıp doktoruyum. Ağırlıklı olarak performans sanatı, görsel sanatlar, enstalasyon, yazı ve nesneler üzerine çalışıyorum. Sanat çalışmalarımda doğa, yaşam ve kentin fiziksel, psikolojik, tarihsel arenasının, insan ile olan ilişkilerini inceliyorum. İnsan beden, ruh ve belleği başta olmak üzere kimlik, cinsiyet, beden-mekan ilişkisi, boşluk, güç, aidiyet alanlarında araştırmalar yapıyorum. Istanbul Performance Art ile 24 Hours Art’ın kurucusu ve kreatif direktörü, Open Performance Space’in baş küratörüyüm. Hayatta ve sanatta minimalizmin sularındayım. Bu sularda gezmem de İsveç’in büyük bir faktör olduğunu es geçemem. Proust’un çok sevdiğim ve ait hissettiğim bir cümlesi var: “Je n’étais qu’un coeur qui battait”. Evet galiba kendimle ilgili söyleyebileceğim şey, ben sadece atan bir kalptim.

International Performance Art Association (IPA), Istanbul Summer 2014 döneminde IPA Istanbul direktörü Burçak Konukman’la tanıştık ve 2015’teki festivali birlikte yapmak üzerine konuşurken neden Türkiye’de performans sanatçılarını, performans sanatını ve ilişkide olduğu multidisipliner sanat dallarını temsil eden bir platformun olmadığı sorgulamalarına girdim. Bu sorgulama sürecinin sonucunda Istanbul Performance Art’ın tohumları ekilmiş oldu ve 2015 Aralık ayında kuruldu. Istanbul Performance Art, performans sanatı ve disiplinlerarası yaklaşımıyla ilişkide olduğu sanat dallarını kapsayan performanslar ve projeler sunmak amacıyla kurulmuş, uluslararası ilk performans sanatı platformu. Türkiye’de performans sanatını yapan, araştıran, okuyan, öğreten, yazan ve arşivleyen insanlar için özel projeler, kaynaklar, yayınlar üretmek; performans sanatının gelişiminde çeşitlilik, yenilik oluşturmak üzere yola çıktı. Yeni sanatsal çerçeveler geliştirmek için kurumun sanatsal yönetimini belirli dönemlerle küratörler ve sanat direktörlerine bırakıyoruz. Kültürel sektör genelinde performans sanatçıları ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde, stratejik çalışıyoruz.

– Performans sanatını tercih etmenin nedeni nedir? Aynı zamanda Tıp Doktoru olmak sanatını nasıl etkiliyor?

Performans sanatının ilişkide olduğu sanat dallarını kapsayan bir ifade tarzı oluşturma hali; tiyatro, edebiyat, fotoğraf, video, enstalasyon gibi farklı disiplinlerde üreten biri olarak yolcuğumda yeni deneyim ve düşünme süreci başlattı. Zaman, mekan, sanatçının vücudu ve seyirciyle sanatçı arasındaki ilişki olmak üzere dört ana elementin birlikteliğinden doğan performans sanatı, yalnızca bir an için var olur. Mesajın yerine süreç, sözün yerine beden geçer. Bir kez yapılır ve tekrarı yoktur. Bu nedenle performans sanatı yalnızca seyircinin belleğinde varlığını sürdürür. Sanatla hayat arasındaki mesafeyi yok sayar; sonucu değil, süreci önemli kılar. Sanatçı ve katılımcısı için geçici, özgün, tekrarlanmayan ve kaydedilmeyen bir deneyim yaşamak, yalnızca bir an için var olmak ve katılımcısının belleğinde varlığını sürdürmektir aslolan. Performansta her şey gerçeğin kendisidir. Performans sanatının sınırları muğlaklaştırarak, alışılmış davranış biçimlerini sarsarak bir düşünce ve sorgulama alanı yaratması, iç dinamiğimi sürekli dönüştüren bir bağlılık hali oluşturdu. Virginia Woolf, Sylvia Plath, Nilgün Marmara, Tezer Özlü, Simone de Beauvoir, Anais Nin şeklinde sayfalar boyunca yazabileceğim isimlerin belleğimde bıraktığı izleri; Steve Reich, David Lang, Philip Glass, John Cage, Tonbruket, Esbjörn Svensson Trio, David Bowie, Patti Smith, Ane Brun, Mariam The Believer diye giden uzun bir listenin bedenime dokundurduğu notaları; Jerzy Grotowski, Samuel Beckett, Bertolt Brecht’in yeniden sorgulattıkları… Aslında ilişkide olduğum tüm disiplinleri performans sanatında kullanıyorum.

Aslında tıbbın ve sanatın sağaltma amaçları birbirine benzer. Maurice Merleau-Ponty, insan bedenini doğal ve varoluşsal iki boyutun iç içe geçmiş̧ hali olarak tanımlar. Evans, bu tarife atıfta bulunarak doğal olanın aslında fiziksel; varoluşsal olanın ise deneyimsel olduğuna vurgu yapar. Eğer insan bilimleri tüm varoluş̧ alanlarında insan deneyimini konu ediniyorsa; tıpta insan bilimleri de sağlık, hastalık, rahatsızlık, sağlık bakımı, hasta-hekim iletişimi gibi özgün konularda insan deneyimini inceleme konusu yapmaktadır. Yani tıpta insan bilimleri; rahatsızlık, maluliyet, tıp ve sağlık hizmeti noktalarında yaşananları bütünleşmiş̧, disiplinlerarası ve aslında felsefi biçimde kaydedip yorumlayan bir alan. Şu an yolculuğumda geldiğim noktada tıp ile sanatın sağaltma amaçları birbirlerini besleyerek doğal ve varoluşsal boyutlarıma nüfuz ediyor.

Ayrıca Open Performance Space ve 24 Hours Art projelerin var. Bunları da biraz açar mısın?

Stockholm ve İstanbul merkezli Open Performance Space tüm dünyada izleyicilere performans sanatçılarının üretim alanlarını deneyimleme imkânı sunan açık bir performans alanıdır. İzleyen ve izlenilen ayrımının sorgulandığı, sınırların belirsizleştiği ve rollerin yer değiştirmeye başladığı performans sanatında halen sahne iktidarını üzerinden atamamış izleyicinin ve performans sanatçısının, bu kimliklerden uzaklaşarak beraber deneyimledikleri anlar süreci oluşturmayı hedefliyorum. Sanatçıların performans sanatı ve ilişkide olduğu sanat dallarına yaklaşımlarını inceleme olanağı yaratan Open Performance Space’de sergiler, performanslar, gösterimler, konserler, okumalar, konuşmalar gibi çeşitli etkinlikler sunuyorum. Istanbul Performance Art’ın organize ettiği küratöryel bir proje olarak hayata geçti. Baş küratörü benim lakin farklı küratörlerinde içinde yer alacağı bir yapı olarak inşa ettim.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramında fizyolojik ihtiyaçlar ilk basamakta yer alırken kendini gerçekleştirme ihtiyacı piramidin en üstünde yer alır. Maslow, beşeri ihtiyaçları bir kademeler serisine ve önem derecelerini belirten bir hiyerarşiye göre birbiri üzerine çıkan merdiven basamağı şeklinde inşa etmiştir. 24 Hours Art, Maslow’un bu piramidini tersine çevirir ve yapıyı en güçlü güdüleyici etkenin en zayıf olarak adledilen kendini gerçekleştirmek olması üzerine inşa eder. 24 saat açık eczane, acil, tekel bayi vb. varken 24 saat açık bir sanat alanı bulunmuyor. Stockholm ve İstanbul merkezli 24 Hours Art, bu alanına ulaşana dek her türlü sanat disiplininin kendine yer bulabileceği 24 saatlik (başta olmak üzere) etkinlikler sunmayı hedefliyor.

– 2017 yılında önemli performans etkinliklerine imza attın. TÜYAP’ta çok dikkat çeken bir iş gerçekleştirdiniz. Oldukça ses getirdi. Bunu anlatır mısın?

27. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı son senelerde değişen yapısına güzel bir dinamik katarak bu yıl performans sanatı bölümünü yoğunlukla kattı. Ütopya olarak belirlediği konseptinin performans bölümünü Istanbul Performance Art olarak benim küratörlüğümle organize ettik. Ütopik bedenlerden yola çıkarak ’Behind The Skin’ başlığında bir performans sanatı dokümantasyonu sergisi, 7 performans ve 4 konuşma sunduk. Yoğun ve verimli bir program hazırladık. Hepimiz bizi annemize bağlayan bir göbek bağıyla dünyaya geldik ve doğmamızla birlikte bu bağ kesildi. Bu bağın kesilmesiyle bedensel ve tinsel olarak bağlı olduğumuz ütopyadan düşülen/düşünülen yeryüzünde distopya ile karşılaşırız. Ana rahmi ütopyasından yeryüzünün fiziksel topografyasına fırlatılma süreci bedenin yüzeyinde yaşanan bir çarpışma anına denk gelir ve distopyanın gölgesi artık tenin üzerine düşmüştür. Ana rahminin korunaklı ütopyası göbek bağının iletimi ile bizi saran ve dış tehlikelere karşı koruyan tenimiz, bedenimizi çevreleyen hatlarla devam eder, bir bakıma göbek bağının gölgesi hep bedenimizi izler. Bu iz bedeni ana rahmine benzer aitlik ve güvenlik hissini aramaya sürükler. Bu arayış kimi zaman bir duyguda (veya anda) kimi zaman objede (veya mekanda) kimi zaman da bir başka insan bedeninde (veya ruhunda) vücut bulur. Beden; tüm ıstırapların, üstesinden gelinmemiş travmaların, acıların, dramların, şokların, sırların, tekinsizliklerin, tutulmamış yasların, söylenmesi güç olanların dikiş yeridir. Performans sanatında sanatçının barındığı yer bedenidir. Her beden kimi zaman bir ayna kimi zaman bir su birikintisinden dalgalanan distopya içinde kendini arayan bir ütopyadır. Sanatçı hep bu tamamına erdirilmemiş olanın peşinden bir yolculuğa çıkar. Fakat kimi zaman cevaplar aynanın söylemedikleridir. İdeal coğrafya olan bedenin distopya ile temasının şiddeti, sıkışmışlığı ve kırılganlığının yarattığı kaosta derinin arkası neresidir/derinin ardı nerededir ? sorusunu hem izleyiciye hem de farklı coğrafyalardan gelen sanatçılara/ütopik bedenlere sorduk. Finlandiya’da performans sanatının öncüsü ve dünyaca ünlü performans sanatı kolektifi ’Black Market International’ın 1988’den beri aktif üyesi olan Roi Vaara; Marina ve Ulay’dan sonra en favori partnerler arasında gösterilen İngiltere’nin en önemli isimlerinden Zierle&Carter; Fransa’dan Margaux Aubin; Türkiye’den Genco Gülan, Çağrı Erdem, Esen ve benim dahil olduğum bir performans programı sunduk. Queer Heterotopyalar: Bedeni Yeniden Düşlemek, Kent Belleğinde Yürümek ve Body Talks başlıklarında konuşmalar gerçekleşti. İngiltere performans ortamının en önemli isimlerinden ve Queen Mary Üniversitesi Drama Bölümü Yüksek Lisans lideri Dominic Johnson, İsveç’in en önemli isimlerinden ve Morni Hills Performance Art Biennial’in Creative Director’ı Gustaf Broms; Fransa’dan Yoann Morvan Türkiye’den Mehmet Sander, Sinan Logie, İsmet Doğan, Zafer Lehimler, Sibel Şavkın; performans programında da yer alan Roi Vaara, Genco Gülan ile Zierle&Carter’ın dahil olduğu bir sergi sunduk.

– Yeni yılda performans sanatı ile ilgili paneller düzenleyecek ve ‘Kent Belleğinde Yürümek’ teması üzerine çalışacaksın. Program nasıl?

Yeni sezonda yoğun bir programla açtığımız 2017 güzünü yine aynı yoğunlukta 2018 süreci takip edecek. Performans sanatı dokümantasyonu sergisi, performanslar ve konuşmalarla Stockholm Independent Art Fair ve ArtAnkara Contemporary Art Fair’dayız. Viyana’da Hinterland Galeri’nin açacağı sergide iş birliği yapıyoruz. 30 Performance Arts Festival iş birliğiyle Tahran Modern Sanatlar Müzesi’ndeyiz. ‘Tanrıçalar Geçidi’ etkinlikleri kapsamında ARThill Modern Sanatlar Müzesi’ndeyiz. İstanbul Aydın Üniversitesi ve İstanbul Gelişim Üniversite’sinde atölye ve konuşmamız olacak. Tasarım Tomtom Sokakta’yız. Studio-X iş birliği ile gerçekleşecek atölye dizimiz olacak. 27. İstanbul Sanat Fuarı’nda başlattığımız ‘Kent Belleğinde Yürümek’, ‘Queer Heterotopyalar: Bedeni Yeniden Düşlemek’ başlığındaki konuşma serilerinin devamı yeni konuklarla devam edecek. ‘Body Talks’ konuşma serisi ve ‘Geleceğe Dönüş: Performans Sanatı’ başlığıyla başlayan panel serisi yeni konuklarla devam edecek. Tüm dünyada performans sanatçılarının üretim alanlarını izleyiciye açtığımız Stockholm ve İstanbul merkezli Open Performance Space küratöryel projemiz farklı ülkelerde sürecek. ‘Metnin Bedenselliğinden Bedenselliğin Metnine’ ve ‘Body In The Window’ başlıklarında gerçekleşecek performans ve konuşma serilerimiz olacak. Mehmet Sander’in 2014’de Tate Modern’de verdiği atölyeyi Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Moda, Estetik, Beden ve Performans Sanatı’nın ilişkilerini ele aldığımız konuşma serisi başlayacak. Merkezkaç Sanat Kolektifi iş birliği ile Diyarbakır’dayız. CerModern ile sürpriz iş birliklerimiz olacak. Türkiye’de bu alanda yine ilk kez iki senelik periyodlarla değişecek genel konseptler belirliyoruz. 2018-2019 temamızı ‘Yürümek’ olarak belirledik. Bu tema çerçevesinde gerçekleşecek yürüyüşler, konuşmalar, atölyeler, performanslar ve sergilerle ‘Yürümek’ kavramını farklı perspektif ve disiplinlerden ele alacağız. Bu alanda yine bir ilk olarak blogger, vlogger, artlogger’lar ile yaratıcı iş birliklerimiz olacak, hatta ilk iş birliğimizi bir vlogger ile gerçekleştirdik. Yine bir başka ilk olarak daha şimdiden güçlü bir seçki hazırladığımız performans sanatı ile ilişkili film ve önemli performans sanatçılarının külliyatlarını tarayarak onların performanslarının videolarının gösterimlerini yapmaya başlıyoruz. Hindistanlı bir küratör ile Türkiye’de ilk kez başlattığımız yalnızca performans sanatçılarının katılımına açık olan online performans sanatı dökümantasyon sergileri uluslararası iş birlikleri ile üç ayda bir tekrarlanıyor olacak. Türkiye’deki performans sanatının arşiv sorununa dair bir ekip oluşturarak çalışma başlatıyoruz, projenin içinde bu alanda araştırmalar yapan akademisyenler yer alacak. İzleyicilerimizle heyecanımızı paylaşmak istediğimiz üç önemli haberimiz var. Hindistan’da gerçekleşen Morni Hills Performance Art Biennale’nin koordinasyon ve küratöryel partneri olacağız. Dünyaca ünlü International Performance Association (IPA)’ın çeşitli ülkelerde gerçekleşen festivalini 2019’da İstanbul’da yapacağız. 2021 baharını ise Istanbul Performance Art Biennali ile açıyoruz.

– İzleyici ile iletişim-etkileşim performans sanatının en önemli özelliklerinden birisi. Türkiye’de bu anlamda özellikte sokakta yaptığınız performanslarda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Kamusal alanda sahici izleyici ile karşılaşıyoruz. Gözyaşları, gülümsemeler, samimi konuşmalar, sarılmalar.. Dolayısıyla aldığımız tepkilerin hepsi gerçeğin ta kendisi.

– Dünyada ve Türkiye’de örnek aldığın ve beğendiğin performans sanatçıları kimler?

Örnek almak kavramına bakış açım farklı, bu yüzden böyle bir sanatçı yok. Sanat yolcuğumda bir başkasının izlediği yoldan gitmeyi değil, kendime çizdiğim yoldan yürümeyi tercih ediyorum. Ve bu yolda beni bir sonraki hamleye sürükleyen kendi geçmiş (önceki) ve geleceğimi (sonrakimi) süzdüğüm filtrenin üzerinde kalanlar. Bu soruyu performans sanatçıları olarak değil beni etkileyen performanslar olarak yanıtlayabilirim. Marina Abramovic ve Ulay ’Rest Energy’ ile ’Breathing In Breathing Out’; Roi Vaara ’Artist’s Dilemma’; Yves Klein ’Anthropometry with Male & Female’; Mona Hatoum ’Performance Still 1985-95’ şeklinde gidiyor.

Pınar Derin Gençer’in sanatında ileriye yönelik yapmak istedikleri ve hedefleri nelerdir?

Istanbul Performance Art, 24 Hours Art ve kişisel sanat kariyerimin uluslararası kültür ve sanat sektöründeki varlıklarını güçlendirmek.

Biz de Ek Dergi ekibi olarak çalışmalarında ve sanat hayatında başarılar dileriz.

-Ben de eleştiri kültürümüze önemli katkılar sunan EK Dergide bana yer verdiğiniz için teşekkür ederim.