YapıKredi Kültür Sanat’ta açılan “Sabahattin Ali’nin Şehirleri” sergisini dolaşırken tekrar rastladım o resme. İlk Yahşi Baraz’ın yayınladığı Oğuz Erten’in yazdığı “Türk Sanatı’na Yön Veren Sergiler” kitabının kapağında rastlamıştım. Unutulmaz bir kompozisyondu. Ortada Türkiye galericiliğinin Getrude Stein’ı Adalet Cimcoz gotik bir heykel gibi dikilmiş, hemen arkada Eren Eyüoğlu oturuyor yanında Türkiye boheminin tarihini yazan ve ona bakan Fikret Adil var. En önde güvenle ileriye bakan Bedri Rahmi oturmuş. Müthiş bir teatrallik var sahnede. Ama köşede bir kişi var ki sahneye farklı bir hava veriyor. Elinde fötrü, kalın paltosuyla Sabahattin Ali bakıyor sahneye hafif bir gülümsemeyle. Sanki eğleniyor. Ya da ortaya çıkan teatralliğe şaşırmış “zoraki” tebessüm ediyor. Belki ben öyle duyumsuyorum. Belki de çakırkeyf bir neşe içinde. Soruşturmalar, Sansaryan Han hayaleti, takipler ve Istranca Dağları’ndaki dramatik sona gidişin tedirginliği var belki o zoraki gülümsemede.

Fotoğraf nerede çekilmiş bilmiyorum. Aklıma ilk sanat galerisi Maya geliyor. Ama Sabahattin Ali 1948 yılında öldürüldüğüne göre Maya olamaz. Maya 1950’de (bazı tarihlere göre 1951) açılmıştı. Narmanlı Han olabilir diyorum. Bedri’nin atölyesi de olabilir fotoğraftaki mekan . Film dublajlarıyla tanınan (abisi Yeşilçam filmlerinin ünlü sesi Ferdi Tayfur’dur) Adalet Cimcöz yakın arkadaşları Sabahattin Eyüboğlu, Peyami Safa ve Fikret Adil gibi sanatçıların çabalarıyla 1950 yılında Beyoğlu Kallavi Sokak 20/1 numarada kurulan Maya, satışlardan komisyon da alan ilk özel sanat galerimiz olarak, kısa sürede şairler, yazarlar, akademisyenler ve bohemin buluşma noktasına dönüşecektir. Serginin ilk tanıtım bültenini Orhan Veli kaleme alır. “Galerinin amblemi, Cimcoz’un yakın arkadaşları edebiyatçılar tarafından, yoğun düşüncelerle ortaya çıkarılan, aynı zamanda dile hoş gelen Maya ismine uygun, Sabahattin Eyüboğlu’nun da Anadolu eserlerine verdiği önemden olsa gerek, eski Türk halı motiflerinde buluan bir Uçan geyik motifidir.”(*) Bir dönem galerinin yöneticiliğini Orhan Veli üstlenir. Galeri 1950-55 yılları arasında birçok önemli sergiye kapılarını açar. Kimler gelmez ki mekana? Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Nuri İyem’e, Fikret Ürgüp’ten İsmail Hakkı Oygar’a ve İsmet İnönü’ye onlarca şahsiyet adıım atar kapısından. Açılan sergilerin “eleştiri” kısmını ise Sabahattin Eyüboğlu çeşitli gazete ve dergilere yazdığı yazılarla “Cim-Dal” imzasıyla üstlenir. Bir gazeteci olan ve “Asmalımescid 74” kitabıyla dönemin tanıklığını yapan gazeteci Fikret Adil de galerinin sergilerini basında tanıtır. Ayrıca sanatçılarla dostluğundan dolayı önemli bir koleksiyon oluşturan Fikret Adil bu koleksiyonu 1952 yılında Maya’da sergiler. Maya ve Asmalımescit çevresi 50’lili yıllarda doğal olarak tevfikatla bunalan komünist aydınların da çekim alanına girmiş, bu Demokrat Parti’de rahatsızık yaratacaktır. Örneğin 1952 yılında dönemin genç çizerlerinden Semih Balcıoğlu’nun sergisine İnönü’nün gelmesi Menderes hükümetinde rahatsızlık yaratacak ve galeri üzerine psikolojik bir baskı oluşturacaktır.

Sabahattin Ali’nin gözlerinden Anadolu yolları.

Örneğin Semih Balcıoğlu’nun planlanan diğer sergisi gerçekleşmeyince dönemin etkili kalemi Falih Rıfkı Atay, çalıştığı Dünya gazetesindeki başyazısında “Her Yerde Partizanlık: Semih Balcıoğlu Sergi Açamıyor” başlığıyla bir yazı kaleme alır. Ayrıca 1948 yılında kaçarken trajik bir ölümle karşılaşan Sabahattin Ali ve Adalet Cimcoz dostluğu da iktidar partisi açısından rahatsız edicidir. Galeride yaşadığı beş yıl boyunca birçok önemli sergi açar; Ömer Uluç, Avni Arbaş, Fethi Karakaş, Nuri İyem, Ferruh Başağa, Adnan Varınca, Şeref Bigalı ve Orhan Peker aklıma gelen sanatçılardan bazıları… Bütün gayretlere, dönemin aydın-edebiyatçı ve siyasilerden oluşan destekçilerine rağmen mali sorunları aşamaz ve 1955 yılında kapanmak zorunda kalır. Ama ürettiği yoğun enerji kaybolmayacak bir zenginlik yarattı.

Galerileri ve geleceği sürekli tartıştığımız bugünlerde Sabahattin Ali’nin gülümsemesi bana bunları yazdırdı işte… En önemlisi de bugün kaybettiğimiz çağdaş sanat-edebiyat-şiir ve bohem ilişkisini de düşündürdü. Daha çok yazacağız. Anılarına saygıyla.

 

(*) Türk Sanatına Yön Veren Sergiler, Oğuz Erten, Baraz Yayınları, 2012

 

TEILEN
Önceki İçerikANDY WARHOL’UN DEĞERLİ ARMAĞANI POSTMODERNİZM VE BLUE VELVET
Sonraki İçerikZygmunt Bauman: Akışkan Modernite ve Belirsizlik Üzerine (2010) | Türkçe Altyazılı (Eng Sub)
Ali Şimşek
1970, Gaziantep doğumlu. Marmara Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. Çeşitli yayınevlerinde editörlük yaptı. Yazıları Pasaj, Evrensel Kültür, Yeni Sinema, Yeni Film, soL, Cumhuriyet, Varlık, Sanat Eylemi, Üç Nokta, Bağımsız’da yayınlandı. 2008-2012 yılları arasında BirGün gazetesinde kültür sanat editörlüğü yaptı ve yazılar yazdı. Yurt Gazetesi Kültür Ek yayın yönetmenliğinde bulundu. 2004-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans programında ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde medya, küreselleşme, popüler kültür ve sinema üzerine dersler verdi. AICA-Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği üyesi.