The Guardian’da Svetlana Mintcheva tarafından yazılan ve 3 Şubat 2018 tarihinde yayınlanan makale “ Caravaggio killed a man. Should we therefore cencor his art?” 1 beni düşüncelere ve sorulara yönlendirdi. Makalede özetle bir sanatçının işlediği suçtan dolayı eserinin sansürlenmesinin gerekliliği tartışılıyor. Ve soruyor yazar, eğer sanat kurumları sergileyecekleri eserleri sanatçıların toplumdaki etik, ahlaki kurallara uyumuna göre seçeceklerse müzelerdeki birçok eseri kaldırmak zorunda kalmayacak mıyız? Mesela Caravaggio bir adam öldürdü, onun sanatına da sansür mü uygulamalıyız?

Bu tartışmalar son aylarda özellikle sanat dünyasında kadınların uğradıkları cinsel tacizlerin artık konuşulmaya başlanmasıyla ve güçlü bir “metoo” fenomeni ile başladı. Önce sinema sektöründe başlayan bu güçlü itirafların Çağdaş Sanat piyasasına sıçraması çok zaman almadı. Hatta Chuck Close hakkında ortaya atılan cinsel istismar suçlamaları sonucunda Washington National Gallery sanatçının gelecek sergisini süresiz olarak ertelediğini duyurdu. 2 Elbette suç işleyen her insanın hukuk devletleri tarafından alacağı cezalar vardır. Ancak sanat kurumlarının sanatçıları sansür ile yok sayması bir ceza şekli midir ya da müzelerin bu hassasiyeti gerekli midir sorusu tartışılması gereken ancak yine de her insana göre farklı cevapları ve savunmaları olacak bir konudur.

Hatta sanıyorum şu soruyu sormak da uygun olacaktır; suç işleyen bir sanatçıya, sanat kurumları tarafından sanatçının eseri kaldırılarak verilen ceza şekli sanatçının yaşıyor olmasına mı bağlıdır? Yıllar önce ölmüş ve sanat tarihinde önemli bir yer edinmiş sanatçıların işledikleri suçlar zaman aşımına uğramış olduğu için mi Caravaggio, Picasso ya da Egon Schiele eserleri görmek için müzelerde kuyruklara giriyoruz? Çünkü eğer yaşadıkları dönemlere bakarsak Caravaggio bir dövüş sırasında bir adam öldürdü ve Roma’dan kaçmak zorunda kaldı3, Egon Schiele ise kendisine modellik yapan küçük yaştaki çocukların erotik resimlerini çizdiği için cinsel istismar şüphesi ile tutuklandı.4

Tüm bunlar benim aklıma 1993 yılında Aksanat’ta sergi açan Kenan Evren’i getirdi. Bilindiği gibi 93 yılında Aksanat Evren’e bir sergi açtı akabinde Evren’in tabloları özellikle zengin iş adamları tarafından milyarlar değerinde satın alındı. Cuntacı Kenan Evren’in bu kez de sanat piyasına darbe yaptığı görüşü ile Aksanat’ın açtığı bu sergi oldukça tepki gördü. Hatta Beral Madra küratörlüğünde önemli sanatçılarımızın da katılımıyla protesto olarak Atsanat sergisi yapıldı.

Beral Madra serginin basın bülteninde “Demokratik sanat ortamına yanıt vermek amacını güden sanat ve kültür merkezleri, gelecekte açılması düşünülen başka sanat ve kültür merkezlerinin finansmanını sağlamak için, her ne kadar milyon dolarlık bir at satışı gerçekleştiremeseler de, ata benzeyen at resimleri satarak, bu görevi yerine getirmeyi bir borç bilmiştir, 5” açıklamasıyla Evren’in yaptığı birkaç at, manzara ve çiçek resmiyle geçmişini aklayamayacağını6 karşı bir sergi etkinliği ile duyurdu. Nitekim Evren’in ülke sanatına hiçbir şey katmayan resimleri zamanla hakettiği gibi değer kaybetti. Ancak benim aklımda Guardian’da okuduğum makaleden sonra beliren soru; acaba Kenan Evren bu ülkede tüm yaptıklarına rağmen eğer resimleri Türk Resim Sanatı’na etki edebilecek nitelikte resimler olabilseydi yine de sergisine bu tepkiler olur muydu? Ya da Hitler yaptığı soykırıma rağmen başarılı bir sanatçı da olabilseydi bugün onu nasıl anardık?

Kenan Evren ve Aksanat sergisi Evren’in başarısız bir sanatçı olma denemesi üzerinden aklıma gelen ya aksi olsaydı nasıl olurdu ütopyasıydı. Elbette bu sergiyi hala akılda tutanın da Evren’in resimleri değil, Madra’nın sergiye katılan sanatçılar ile gerçekleştirdiği güçlü bir protesto olan Atsanat sergisidir.

Ancak sanatçı ve suç kelimesi yan yana geldiğinde buna nasıl bakabileceğimiz konusu fazlaca soru işaretli. İzleyici bir esere bakarken, eseri sanatçısından soyutlayarak mı aldığı hazzı yaşıyor? Peki aynı izleyici eseri yapanın bir katil ya da cinsel istismarcı olduğunu bildiğinde o esere bakışı ve hissettikleri ne önde değişir? Peki sanat dünyası profesyonelleri bu duruma nasıl yaklaşmalı?

Metoo özellikle kadınların tacize karşı sessiz kalmamaları gerektiğini gösteren güçlü bir etkileşim yarattı. Ancak tarihte her zaman var olacak suç işlemiş sanatçılara karşı eserleri sanat kurumlarından kaldırmanın sanatçıya verilen bir ceza çeşidi olduğunu düşünürsek eğer bunun doğru bir yöntem olmadığını düşünüyorum. Sanatçılar bizim kafamızda kurduğumuz mükemmel insanlar ya da süper kahramanlar değildir. Onların üretimlerini, genel etik kurallarına uyum sağlayıp sağlamamalarına göre değerlendirmek ya da müzelerde eserlerine buna göre yer vermek ise oldukça bağnaz bir düşünce gibi geliyor. Bu sebeple müzelerin, galerilerin, eleştirmenlerin ve sanat tarihçilerin eserlere önyargısız bakmaları gerektiğini düşünüyorum. Müzeler ya da galeriler sanatçıları infaz edecek kurumlar, eleştirmenler ise bu infazın kararını verecek yargıçlar değildir.

1 https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/feb/03/caravaggio-killed-a-man-censor-art?CMP=twt_gu

2 https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/feb/03/caravaggio-killed-a-man-censor-art?CMP=twt_gu

3 https://www.theguardian.com/artanddesign/jonathanjonesblog/2014/feb/27/most-criminal-artists-picasso-banksy-caravaggio

4 https://www.theguardian.com/artanddesign/2003/apr/19/art.shopping

5 http://www.beralmadra.net/articles/basin-bultenleri/basin-bulteni-atsanat-sergi/

6 http://www.e-skop.com/skopbulten/diktatorun-sanatciligi/2454

TEILEN
Önceki İçerikSusan Sontag-John Berger – “Hikaye Anlatıcılığı” (1983)
Sonraki İçerikSemih Gümüş Roman Yazmak Zorunda mı?
Meltem Tüzün
1988 yılında İstanbul’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden 2013 yılında mezun oldu. 2014 yılında EVS projesi ile 8 ay İtalya’nın Palermo kentinde yaşadı. Çeşitli Sanat Galerileri’nde galeri asistanlığı ve yöneticiliği yaptı. Online platformlarda Güncel Sanat yazılarını yayınlamaya devam ediyor.