Şairin ilk kitabı ‘‘Güzelliğimden Ölüyorum’’ şiirimiz için önemli bir kitaptı. Şairin ikinci kitabı ‘‘Üzücü Nimetler’’ ise ‘yoldan önce yoldaş’ düsturu yüzünden, bir türlü yola çıkacak yoldaşları bulamadığımız, harekete geçemediğimiz bir dönemde, ‘bizim kuşağımız’ derken neyi kastettiğimizi göstermesi açısından önemli bir işaret.

DEĞERLERİ OLAN – DÜNYASI OLMAYAN ŞİİR

Kitabın ismi neden ‘‘Üzücü Nimetler’’ olarak seçilmiş? Şair bir röportajında ‘‘Şairler dünya nimetleriyle en sert hesaplaşan kişiler.’’ diyor. Onun sözüyle düşününce üzücü olan nimetlerin aslında dünya nimetleri olduğunu anlıyoruz. Dünya nimetleriyle bu sert hesaplaşma bizi hem metafizik hem siyasi bir dünya-reddine götürüyor. İnançlı için bu dünya yok hükmündeyken, karşı bir siyasi duruşa sahip olanlar içinse, dünya-değişimi olmadan ve olduğu haliyle anlamsız gelecektir. Biz şairin dünya dışılığının, inanç veya politik mi olduğunu iki seçenekten birinin gerçekliği yüzünden anlayamıyor değiliz, şairin bu iki konuda birden kararsız olmasından dolayı da anlayamıyor olabiliriz. Bu tavrı doğal olarak nihilist bir tavır olarak okumalıyız, tanımı Nietzsche’den alırsak:

Nihilist, dünyayı olduğu haliyle yargılayan insandır, zira öyle bir dünyanın ya olmaması gerekir ya da dünyayı olması gerektiği haliyle yargılar, ki öyle bir dünya da yoktur” (Nietzsche 1967).2

İnsan elindeki değerlerin, dünya nimetleri uğruna değersizleştirilirken aynı zamanda spontanlığını değil de kendi aciz dünyasını muhafaza etmeye gönül koyuyorsa, içindeki pasif nihilizm kazanır. Bu insanlar ‘winner’ olmak için, değerleri yok sayarlar.

Bir dünya bulamayan değerleriyle, inandıklarıyla radikal nihilizm ise bu dünyayı olduğu haliyle reddeder, dünyasında değerlerini göremez. Örneğin, içten olmaya, nezakete, açık sözlülüğe, kalp kırmamaya inanır ama bu değerlerin bir karşılığı çoğu zaman somut dünyada bulunmaz, ‘loser’ olarak görülür, oysa dünyayı olduğu haliyle yargılamayandan daha çok kaybedecek bir şeyi de yoktur.

Nietzsche, nihilizm mevzu bahsinde iki tip nihilistten bahseder: Pasif nihilist ve Radikal nihilist. Pasif nihilist, değerlerin olmadığı ama bir dünyaya sahip olan iken radikal nihilist, değerleri olan ama bu değerlerin kendini var edecek, gösterecek bir dünyaları olmayandır. Baran Çaçan’ın radikal nihliste teşne olduğunu söylemek zor olmayacaktır. Şair hatta radikal nihlist olmakla kalmayıp, pasif nihilistlere de saldırmadan duramıyor:

‘‘ben, çoktan başlayamamış bir adam

hızdan ve yeryüzüne ereksiyonla bakanlardan

ereksiyonla bakamamaktan nefret ediyorum’’

(Üzücü Nimetler)

GÜÇLÜ DUYGULARIN SPONTAN TAŞMASI

İngiliz romantik şairler, William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge’in şiirlerinin toplu endam ettiği ‘‘Lyrical Ballads’’ kitabının önsözünde İngiliz romantik akımının manifestosu ayarında bir söz yer alıyor. Wordsworth şiiri tanımlarken “The spontaneous overflow of powerful feelings: it takes its origin from emotion recollected in tranquility.” diyor. Yani kısaca ‘‘Spontanlığını Muhafaza’’ uzunca “Şiir, güçlü duyguların spontan taşmasıdır: kökenini huzur içinde hatırlanan duygudan almaktadır.”

Şairin ilk kitabı sonrası verdiği röportajda ‘kendiliğinden gelen o ilk taslak’ olarak ifade ettiği de tam olarak bu:

‘‘Çok da emek verilmeyen (buna bilinçaltı emeği diyebiliriz), kendiliğinden gelen o ilk taslak (ilham mı diyelim buna bilmiyorum), bende küçük bir taslak oluyor. Gerisine günlerce düşünmek ve kafa patlatmak kalıyor. Ben şiiri kısa sürede bitiremiyorum. 3-4 ayımı alıyor bir şiiri bitirmek’’. 3

Baran Çaçan şiirinin en büyük gerçekliği, bana kalırsa, ‘güçlü duyguların spontan taş(ın)masıdır. Şair, uzun düşünce sürecinin sonunda, güçlü duygularının kendiliğinden akışı sayesinde sıkı şiire ulaşıyor:

bana üç şey sevdirildi dünyanızdan

kadın, güzel koku

ve korku

yaşamaktan beklediğim şey

cesareti alkışlamıyor

(Ben ve Bahar geldik)

TEKRAR TEKRAR TEKRAR

Baran Çaçan şiiri bir tekrar şiiri, Baran Çaçan da bir tekrar şairidir. Tekrar etmek, şiir için olumsuz bir çağrışım yapıyor. Gündelik dilde de ‘tekrara düşmek’ kötü bir şeymiş gibi bir algıya sahip. Şair sürekli kendini yenilemeli, her kitabında farklı bir dil, düşünce, duygu dünyası bulmalıdır. Mı? Geçmiş-bugün-gelecek sürekliliği üzerine düşündüğümüzde bu çağrının ilerlemeci bir çağrı olduğunu görürüz. Şairin kendini aşması, geçmişini de dahil ederek olur. Ne derler bilirsiniz: et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen.

Jacques Derrida tekrarın şiirde, başlangıç noktasını kaydırarak merkezin artık aynı merkez olarak kalmadığına neden olduğunu vurguluyor:

tekrar edildiğinde mısra artık tam olarak aynı mısra değildir; dairenin merkezi tam olarak aynı merkez değildir; başlangıç noktası kaymıştır” (Derrida, 1978).4

Çaçan da bu tekrar numarasını şiirlerinde sıkça yapıyor:

‘‘geçince parlamayı anlıyorsun

yaradılış tabanı üste çıkmış

bu yüksek baldan tekrar çıkmak

çıkmak zamanını alacak refahtan’’

(Keyif Verici Maddeler ve Kinler)

Kitabın ‘jenerik’ şiirlerinden biri olan Keyif Verici Maddeler ve Kinler’de ‘çıkmak’ fiili ardı ardına üç dizede tekrar ederek şiirin merkezini kaydırıyor. Bu hem ritim için hem de biçim-içerik uyumu için değerli. Çünkü Bu yüksek baldan tekrar çıkmak.’ dizesindeki bal kelimesinin refahı, konformizmi imgelediğini çok geçmeden hemen bir alt dizede anlıyoruz: ‘çıkmak zamanını alacak refahtan’. Bal içinde tekrar tekrar çıkmaya çalışmak ve bu işin örneğin bir sinek için zorluğunu düşünürsek, aynı benzerlik rahata, refaha alışanlar için de zaman alacaktır.

Haksızlığın’ tekrar ettiği bir diğer şiir ise Çernezyomlar:

‘‘haksızlığın mineralleri ağzında eriyik halde

bu pahalı zevkten vazgeçmiyor

haksızlığı elliyor

haksızlığın göğüslerini elliyor.

en kötü ve en çirkin insan olarak

onu orgazma komak dil darbeleriyle

yüzüne yayık bir gülümseme

haksızlığın kendisinden daha güzel

biliyor’

(Çernezyomlar)

Nasıl her insan şu ve bu olarak zaten burada olduğu gibiyse, hiçbir şair de öne sürdüğü şey asla olmayıp, hele hele, sergilediği şey hiç değildir, olamaz. Üstelik, herkes sadece şairler değil, zamanla ne olduysa, geldiği geçmiş itibariyle pek az gerçek falan değil, hem de fazlasıyla gösteri olmaya meyyaldir. Bu gösteriye meyyal olmaktan nasıl çıkarız? Duyguları olduğu gibi ortaya koymak ile.

Bu tekrar örnekleri çoğaltılabilir ama ‘tekrara düşmemek adına’ bu kadarla yetinelim.

SONUÇ YERİNE:

Toparlarsak, Baran Çaçan ilk kitabındaki kendiliğindenliği daha derli toplu şiirlere dönüştürdüğünü, üzerinde aylarca çalışıldığı belli olan bu çalışmanın da kendiliğindenliği ıslah etmek için değil, o nereden geldiği ve nereye gideceği muğlak duyguyu muhafaza etmek için olduğunu ve şairin kuşağı içinde farklı bir yerde hem dil olarak hem düşünce olarak durduğunu, kuşağı dışındaki şairler içinse bir ilham kaynağı olarak (bunu da içtenliğiyle başardığını) henüz ikinci kitabında hacimde ve etkide beklenmedik ve genç şairlerin çok da cesaret edemediği açık-sözlülüğüyle, eksiğiyle doğrusuyla, günahıyla sevabıyla, kendini önce sevdiklerine sonra henüz yüzünü dahi görmediği okuyucularına açtığını, bunun bizim için hiç olmazsa bile en azından değerli olduğunu söylemezsek olmaz.

İlk kitapla beraber düşünürsek, kendi ölçütlerine sadık kalan şair, daha şimdiden dünyanın hemen her yerinde yaşamdan olabildiğince kopardı, ama Baran Çaçan kopmuyor.

 (*)Baran Çaçan, Güzelliğimden Ölüyorum, Dedalus yayınları. 2013 http://www.pandora.com.tr/urun/guzelligimden-oluyorum/321620

1 Friedrich Nietzsche. (1967). The Will to Power, Vintage. s. 318

2 Baran Çaçan, Şehrengiz Dergisi https://sehrengizdergisi.wordpress.com/2015/05/18/baran-cacan-durup-durup-susan-sessizce-olen-insan-kesin-daha-guzeldir/

3 Jacques Derrida. (1978). “Ellipsis”, Writing and Difference, University of Chicago Press, s. 296

TEILEN
Önceki İçerikTavuk mu Yumurtadan Çıkar Yumurta mı Tavuktan?:
Sonraki İçerik“Homo Rickus” ya da Ekranda Zekanın Tasviri
Oğuzcan Önver
1993 İstanbul doğumlu. Abdulkadir Gıynaş ile birlikte Palaspandıras Fanzin’i çıkardı. Şiirleri Palaspandıras, Duvar, Japonya, Mosmodern gibi dergi ve fanzinlerde yayımlandı. İlk kitabı ''Spontanlığını Muhafaza'' 2015 yılında, 160. km'den çıktı.