Türkçe edebiyatta polisiye ve casusluk romanı eksikliği bir hayli hissediliyor.

19.yüzyılın İngiliz kentleşme sürecinde ortaya çıkan dedektif romanlarına, sır küpüne girmiş cinayetleri çözen bizden akıllı roman kahramanlarına nedense bizim sosyolojimizde pek rast gelinemiyor.

Türkçe yayınlanmış eserlerimiz arasında, hiç kuşkusuz pek çok örnek var …
Piraye Şengel, Şebnem Şenyener, Pınar Kür polisiye türüne ilgi gösteren kadın yazarlarımızdan akla en başta gelenler…

Erkek yazarlarımızdan favorim hiç yok! Ahmet Ümit hariç…

Ahmet Ümit’i polisiyede Mickey Spillane yerine koyarsak, geriye pek isim kalmıyor.

Polisiye, başka dertleri tasaları olan bizim Türk romancılarımızın şimdilik el attığı bir alan değil; anlaşılan bu.

Fakat geçtiğimiz yıllarda, polisiye-casusluk-gerilim romancılığına bir müstear isimle mimar Ahmet Sönmez katıldı.

Müstear-takma bir isimle yazdığı eserler son zamanların dikkat çeken eserleridir.

Karşımda birkaç kişiliği olan, multiple personalite, vaziyetinde bir yazar oturuyor; hangisine sesleneceğimi bilemedim ama nihayetinde ortada yazılmış bunca roman varken, ben ortaya konuşayım, sahibi alınganlık gösterip cevap versin.

Siz Ahmet Sönmez Bey, herhalde roman yazarı Jake Stephenson’u temsilen buradasınız, yoksa bu casusluk hikâyelerine uygun bir senaryo mudur, kestiremedim. J.W.Stephenson imzalı, ilki Brüksel Lahanası sonraki Ankara Tavası ve ardı sıra Waşington Portakalı… Bu üçlemeden sonra gelen roman, ¨1974

Son yıllarda, ‘Teknik Takip Dizisi’ diye başlayan Rezil Fabrikatör Dosyası, Kaçak Mercedes Dosyası, Kompozit Jüpiter Dosyası, derken, kitaplar çoğaldı. Peş peşe baskı yapıyor, okuru da pek memnun. Türk Edebiyatının polisiye-casusluk-diplomasi, her türden karanlık işlerine burnunu sokan kitaplar…

Kitapların yazarı Jake W.Stephenson’dur. 1946’da doğmuş Ankara’da. Amerikalı bir babanın çocuğu ama Türkiye’de büyüdüğünden ana dili gibi, maşallah, Türkçe konuşuyor. Romanları yayın dünyasının tanınmış isimlerinden Cem Akaş’ın elinden geçmiş bulunuyor.

Waşington Portakalı başlıklı romanda bir Pentagon subayı 43. Başkan Bush’un yanına gider, bir mesaj iletir. Romanda, ¨Başkan G.W.Bush notu okuduğunda yüz ifadesi değişti, ‘Condi’ye haber verin, General Hayden’i de hemen bulun!’ dedi. Kahve fincanın varlığını unutmuş, istihbarat notunu baştan aşağı tekrar tekrar okumaya başlamıştı,¨ şeklinde yazılmış Bush’un pek ‘okuduğunu anlayan’ başkanlardan olmadığı bilinir, yoksa Bush cin gibi bir adam mıydı? Bu cümle bilerek bir kinaye olsun diye mi yazıldı? Diyeceğim şu ki; Bush bu kadar zeki biri miydi?

Bu gibi soru-cevap durumlarında cevap vermesi beklenen kişi, kendi aklına gelenleri anlatır da anlatır. Böylece esas cevap güme gider… Ben öyle yapmayacağım. Sorularınıza çok net cevaplar vermeye çalışacağım:

George W.Bush isimli malum ABD başkanı, muhterem babası George H.W.Bush’un başarılı bir projesidir. Babasının önce CIA başkanı sonra da ABD başkanı olduğu yıllarda hızla yükseltilmiş ve netice olarak dünyanın başına bela olmayı becermiştir. Zeki değil, ortalama seviyede bir ahmak olduğu savunulabilir.

Amerikalı-Türk kimlikli, çeşitli isimler arkasına saklanan meçhul yazar konusuna gelince; eğer Google’a sorarsanız, o benim Amerikalı olduğum konusunda kesin kanaat sahibi. Ekşi Sözlük dahil, hakkımda pek çok bilgi var. FaceBook ise, benim 19 Mayıs 1919 doğumlu, New York Üniversitesi’nden mezun, Ankara’da yaşayan bir Amerikalı yazar olduğumun farkında. Sağ olsunlar, her yıl bana doğum günü kutlaması yapıyorlar. Böylece, bu yıl başarıyla 100 yaşımı idrak etmiş bulunuyorum.

Amerikalı yazar müstear adı kullanmamın nedeni çok basit: Beni bu kitapları yazmaya yönlendiren temel neden ÖFKE… Kurtuluş Savaşı vermiş, bağımsız, egemen bir Cumhuriyet olarak 20.Yüzyıl dünyasındaki onurlu yerini almış bir ülkenin, son 17 yılda içine düşürüldüğü durum beni isyan ettiriyor. Eğitim, ekonomi, dış politika, kültür demeye dilim varmıyor, çeşitli alanlardaki gerileme… Afgan gibi giyinip Arap gibi yaşamayı Müslümanlık zanneden yozlaşma.

Öte yandan, ülkemizde Amerikalılar pek sevilmez ama, ‘Japon malı taklittir, Çin malı çürüktür, Amerikan malı pahalıdır ama iyidir, sağlamdır,’ gibi bir anlayış egemen. Polisiye-Casusluk romanlarını bir Amerikalı yazdı ise, bu kitaplar mutlaka güzeldir. Hele hele ¨Bu herif Ankara’da yaşıyorsa ve romanlarını Türkçe yazıyorsa, tadından yenmez.¨ Al sana gizemli bir yazar profili.

Editörüm Cem Akaş’ın romanlarımdaki katkısı unutulmazdır. İlk kitabımın yayınlanmasından, 1974 Kıbrıs müdahalesini anlatan casusluk kitabıma kadar geçen sekiz yıllık sürede Amerikalı yazar kimliğimin koruyabildiysem, onun yardımıyla oldu. Sonra dedik ki; “Bu kadar eğlence yeter.” Ahmet Sönmez kimliğini açıkladık ve yeni baskısı yapılan bütün kitapların arka kapaklarına ifşaat olarak yazmaya başladık.

Sizin, 68 Kuşağından eski ODTÜ’lü mimar olduğunuzu ve Bodrum’da ikamet ettiğinizi biliyoruz. Çok yönlü kişiliğinizle çevrenizde hep ilgi odağı olduğunuzu dostlarınızdan da öğrendik. Roman yazarı Jake sizi tanıyınca bu kişilikten nasıl etkilendi, romanlarında sizi anlatıyor mu mesela?

Jake kardeşimiz sadece beni yazmıyor. Ben neyim ki? Jake kardeşimiz, 1968’den bu yana Türkiye ve dünyada yaşanan her türlü narkotik kaçakçılık, suikast, terör, dolandırıcılık, siyasi komplo, nüfuz ajanı yetiştirme, askeri darbe hazırlama, casusluk gibi operasyonlarda, böyle önemli rezaletlere başarılara imza atmış çok sayıda yerli ve yabancı aktörlerin marifetlerini yazıyor.

Zavallı Ahmet Sönmez’in bu süreç içindeki rolü ise elli küsur yıllık arşivinde bulunan Türkçe ve İngilizce, binlerce kitap, makale, araştırma, rapor, fotoğraf, film gibi malzemeyi, Jake kardeşimizin kullanımına açmaktan ibaret. Diğer bir deyişle, Ahmet hücumu organize edip topu havaya dikiyor, çakma Amerikalı yazar Jake de filenin üzerine sıçrayıp SMAÇ vuruyor. Böylece sayı yapıyoruz.

Şimdi sizi konuşturup anladık ki, bu romanların yazarı Jake bir müstear isimdir. Ben şimdi şüpheye kapıldım. Belki sizin adınız da sahtedir. Ahmet Bey yok belki de… Demek istediğim, gerçekte Mr. Jake var ama saklanıyor, size yazdırıyor bütün bunları… Vallahi, kafam karıştı! Kim kimdir, çıkartamadım. 1960-70’lerin Fransız filmlerinde Jean Gabin yüzünü göremediğimiz bir karakteri canlandırırdı: Fantoma… Romancı Marcel Allain’in kurgusal karakteri. Sanki siz Fantoma’sınız, Jake sahte suratlı biri, ben de bu karakterin maskesini düşürmek isteyen filmlerin komedyen oyuncusu Louis de Funes’im. Haydi saklamayın, devlet sırrı değilse faş edin, öğrenelim kim kimdir?

Müstear ismimi seçerken çok uğraştım; öyle hemen faş edilemez. Casusluk tarihinde böyle anlamlı, ağır başlı isimler iş görüyor. Sıradan isim konulamazdı.Türkiye’de iş yapan Amerikalı yazar olmak kolay değil. Adamın gelmişine, geçmişine, şeceresine bakarlar, araştırırlar. Dişe dokunur bir sonuç çıkmazsa madara olmak kaçınılmazdır… Nitekim ilk kitaplarımın yayınlandığı yıllarda benimle yapılan gazete-dergi röportajları vardı. Elbette mübarek suratımı gizlemek zorunda olduğum için, bu röportajlar telefonla yapılıyordu… Günlerden bir gün, Jake W.Stephenson isimli yazar hakkında yeterli ön araştırmayı yapmış olduğu anlaşılan muhterem bir gazeteci kardeşimiz bana telefon açtı ve çeşitli sorular sormaya başladı. Görüşmemizin ikinci dakikasında sözünü kestim ve Türkçe’ye döndüm: “Değerli kardeşim, ben Ankara doğumluyum, eğitimimin önemli bir bölümünü Ankara’da tamamladım, kitaplarımı da Türkçe yazıyorum. Benimle neden İngilizce konuşuyorsun Allahaşkına?” diye sorduğumda, önce bir sessizlik oldu, sonra odada olduğu anlaşılan başka birinin, arka plandan sesi duyuldu: “Abi, bu herif kesin Amerikalı…”

Edebiyatın pek çok alanında müstear isim, halk şiiri gibi folklorik alana sirayet eden eserlerde mahlas ve takma isimler kullanılır. Mesela, ¨Açık Gazete¨de 15 yıldır yazan bir edebiyat eleştirmeni var, Serdar Müteferrika Serhatlı! Yüzlerce eleştiri, deneme ve gazete fıkra yazısı yazmıştır. Aslında bir romancı, hikâye yazarı, gazeteci ve akademisyenmiş, yeni öğrendim. Bunun gibi, sizde de kimlik karmaşası oluyor mu?

Aradan zaman geçince ben de karıştırmaya başladım. Rüyalarımı Amerikanca görüyorum, karşımdaki kötü adamlara, casuslara, siyasetçilere ¨Amerikanca¨ küfür ediyorum. Uyandığım zaman, “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi,” diye bağırmak istiyorum ama televizyon kanallarında haber izlemeye niyetlendiğimde, bazı suratları görüp bazı sesleri duyunca prozodim bozuluyor.

Galiba gerçek olan Ahmet Sönmez. ODTÜ’den, 68 kuşağından eski tüfek dediklerinden. Bu durumda, müstear isim “Jake the Fake,” oluyor.Brüksel Lahanası, Ankara Tavası, Washington Portakalı… Kitap başlıklarında sebze, meyve, et yemekleri dikkati çekiyor. Bu başlıklar için okurumuza küçük ip uçları verir misiniz? İştahınızdan mı kaynaklanıyor bunlar yoksa romanda Mr.Jake bunların yemek tariflerini mi veriyor. Ayrıca, bu başlıkları kullanırken, Mr. Jake özellikle bir mesaj mı vermek istedi? Olur ya! Ben öyle casusluk işlerine pek aklı yatan biri değilim, belki bir kripto filan var bu sıfatlarda…

Dikkatiniz ve tevazu yansıtan ‘tecahül-ü arifane’ [Bilir de bilmezden gelme] yaklaşımınız için teşekkür ederim. Nükleer bomba patladığında oluşan mantar biçimli bulutun, Brüksel Lahanası olarak bilinen sebzeye çok benzediğini hatırlatmakla yetiniyorum… Havadan bakıldığında Anıtkabir avlusu ve tam ortasına saplanan ‘Aslanlı Yol’, uzun saplı ve köşeli bir tava görüntüsü verir… Ankara Tavası isimli romanımın isim babası; Anıtkabir hedefli bir terör saldırısıdır. Vaşington Portakalı ise, teröristlerin kontrolünde, Kıbrıs’tan ABD’ye narenciye taşıyan bir kuru yük gemisini konu almaktadır. Kitaplarımın isimlerini sorgularmış gibi yaparak, aslında beni çok sevindirdiniz.

Brüksel Lahanası’nda karşılaştığımız eski MİT ajanı Bahri Bey ve Emniyet’ten Kemal Bey’in maceraları, diğer romanlarda devam ediyor; yılıp usanmaz, yorulup bıkmaz insanlar bunlar. Böylece Mr. Jake ya da siz, yahut kim yazdıysa bu romanları tıpkı Mickey Spillane‘in dedektif karakteri Mike Hammer gibi bir süreklilik arıyor; bu apaçık belli. Bilirsiniz, rahmetli Kemal Tahir de parasız kaldığı zamanlarda Babıali gazeteleri için Mike Hammer romanları yazmıştı; telif hakları yok tabii o zamanlar. Bu söyleşiye konu olan romanların hepsinin Mr.Jake’in elinden çıktığına siz emin misiniz?

Biraz gülmek için ara vereyim… Mickey Spillane büyüğümüz, toplam 7-8 tane Mike Hammer romanı yazmıştı. Oysa, 1960’lı yıllarda, her iki haftada bir Mayk Hammer kitabı piyasaya sürülürdü. ‘Hadise Yayınevi’ tarafından yayınlanan bu Türkçe kitapların yazarı; Muzaffer Ulukaya idi. O yıllarda, Türkiye’de, benim bildiğim 200 kadar Mayk Hammer kitabı yayınlanmıştır. Kemal Tahir büyüğümüz, Muzaffer Ulukaya mahlasını kullanan çok sayıda yazardan sadece bir tanesidir.

Bu cevaba bakılırsa, belki de romanları bir başkası yazıyor, biz sizi ama aslında Mr. Jake’i yazdı sanıyoruz. Karışık iş! Romanların arkasındaki sırrı çözmekte zorlanıyorum. O zaman başka bir şey sorup devam edeyim; son sorumuz olsun. Cinaî ve polisiye roman türü 19.yüzyıl Londra’sında yeşerdi. Kent nüfusunun artışı adaletten kaçan suçluya saklanabileceği alanlar yaratıyordu; eskiden diyelim birisini öldüren, köy-kasaba-prenslikler üçgeni içinde kolayca ele geçerdi. O yüzden hikâyesi de olamazdı. Polisiye, 20.yüzyılda özellikle Soğuk Savaşla birlikte casusluk romanlarına kolayca dönüştü, evirildi. Şimdiyse dünyayı tehdit eden global suçlar ve siyasi-radikal terör var. Bitmeyecek gibi görünüyor. Sizce bundan sonra ne olacak? Mehmet Bahri ve Kemal Beyler, uzay yolu gibi başka mecralara mı gidecekler, başımıza neler gelecek?

Güzel bir soru daha… Dediğiniz gibi, adına ‘polisiye roman’ dediğimiz kitaplar, İngiltere’de Sherlock Holmes, Amerika’da Nat Pinkerton gibi roman kahramanları sayesinde popüler oldu. Derken İkinci Dünya Savaşı ve hemen arkasından ‘Soğuk Savaş’ olarak bilinen yaklaşık 40 yıllık bir dönem yaşandı. Casusluk, çift taraflı çalışan ajanlar, devletlerin bir birine kazık atmak için geliştirdiği gizli operasyonlar ve daha neler neler, polisiye ve casusluk romanlarının sayfalarına doldu taştı.

Emekli MİT mensubu Mehmet Bahri Bey ve emniyet amiri Kemal Bey, çalışkan, fedakâr, vatansever, dürüst, düzgün insanlar. Dünya çapında yaşanan bazı terör olayları sırasında aciz duruma düşen ABD ve AB ülkelerinin yardımına koşan T.C. etiketli bazı kurum ve kuruluşların başarısı için çaba gösteriyorlar. ‘Medeni’ dünyamızda, enerji kartelleri, finans-kapital tekelleri ve silah sanayii olarak bilinen karanlık patronlardan oluşan üçgenin çaktırmadan planladığı ve uyguladığı elli türlü küresel savaş, askeri darbe, suikast, işgal ve benzeri karmaşık olaylar yaşanıyor.

Eli kalem tutan bir kişi, her gün gözler önünde yaşanan karanlık oyunları görebiliyor ve pekâlâ analiz edebiliyorsa, Polisiye-Casusluk romanları yazmasın da ne yapsın?

TEILEN
Önceki İçerikAŞK HAKKINDA DÜŞÜNCELER
Sonraki İçerikMehmet Aksoy: Sanat siyasetin dışında tutulabilir mi?
Mahmut Şenol
1958 yılında, İstanbul'da doğdu; şimdiye kadarki ömrünün üçte ikisini bu şehirde geçirdi. 1997'de ABD'ye, daha sonra Kanada'ya göç etmesiyle yaşamının bugüne değin olan kısmını Kuzey Amerika'da sürdürüyor. Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi'nden lisans, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden (SBF) Yüksek Lisans derecelerine sahiptir. Ayrıca Indiana Eyaleti Purdue Üniversitesi ve yine İstanbul SBF'den misafir öğrenci olarak doktora dersleri almış olup, hâlen tez aşamalarını beklemektedir. Türkiye'de ulusal basının en eski gazetelerinden Cumhuriyet'te 1977 yılından itibaren muhabir gazeteci olarak çalışmaya başlayan Şenol, 1987'den sonra bir müddet serbest ticarî faaliyet göstermiş, daha sonra TV yapımcılığına yönelmiştir. Kanal D, TGRT, ATV gibi kanallara seri-dizi programlar üreten yapım şirketlerinde bulunmuştur. [Selim İleri ile Nostalji, Şenola Düğün, Leyla Tekül Şov gibi programlar, sıralanabilir.] 2000 yılında edebiyata yönelip roman yazmaya başlayan Şenol'un ilk eseri Phaselis Adağı'dır. Bu eserle birlikte yine Cumhuriyet gazetesinin dışhaberler servisi sayfalarına ABD, Kanada yazılarıyla haftalık yazılarıyla katılmış; tekrar gazeteciliğe adım atmıştır. Ayrıca o tarihlerden başlayarak web portalları imkânı doğduğundan Açık Gazete, Arkitera Mimarlık Dergisi, Mesele Kitap, Bodrum Baskısı, Kent TV gibi hem basılı hem de online kanallarda yazılarına bolca rast gelinmiş, yine bu meyanda Varlık edebiyat dergisi, Roman Kahramanları, Edebiyatist, Papirüs gibi pek çok dergide denemeleri, küçük hikâyeleri yer almıştır. Eserleri arasında Bay Konsolos adlı romanı hem müzikal hem de tiyatro eseri olarak, ayrıca sinema senaryosuna çevrilip Devlet Tiyatroları ve İstanbul Şehir Tiyatrolarında ayrı ayrı repertuara alınmış; oyun sırasını beklemektedir. Yine Akhisar Düşerken adlı romanı, hâlen üzerinde sinema film yapılmak üzere yapımcı firmaların elinde bulunmaktadır. Yazarın sırasıyla yayınlanmış eserleri şöyledir: 1. Phaselis Adağı, Altın Kitaplar 2. Bay Konsolos, Altın Kitaplar 3. Çerkes Âdil Paşa'nın Tahsildarlık Günleri, Papirüs Yayınları ve 2.Baskı Alfa Yayınları 4. Kayısı Topuklu Kadınlar, Papirüs Yayıncılık 5. Keşfini Bekleyen İnsan, Kadim Yayıncılık 6. Akhisar Düşerken, Ayrıntı Yayınları 7. Capon Çayevi, Ayrıntı Yayınları ve 2.Baskı Alfa Yayınları 8. Geçiyordum Uğradım, İskenderiye Yayınevi 9. Dalkavuk Hanım, Alfa Yayınları 10. Altıncı Hasta, kendi yayını-e/book, tiyatro eseri Yazarın, bugün itibariyle, yayın aşamasında bulunan ¨Aklı Kızda Kaldı¨ başlıklı yirmi hikâyeden oluşan bir kitabı da bu listeye eklenmesi mümkün görünmektedir.