Samplerman mahlasını kullanan Yvan Guillo’nun tumblr sayfasında hakikaten -çizgi romanı güzel sanatlar ve tasarımla ilişkilendiren- bir çizgi roman devrimi sahneleniyor. Guillo çizgi romanlardan aldığı görüntüleri kullanarak -bunların çoğu Digital Comics Museum, Comic Book Plus gibi ücretsiz sitelerde bulunuyor- bu zamana dek internet ağında mahsur kalmış imgelerden nefes kesici, oyunbaz kaleydoskopik imgeler yaratıyor.

Street Fight Comics’i kendi imkânlarıyla yayımlaması (ki 2016, yılın en iyi çizgi romanları seçkimin içindeydi) ve Los Angeles’ Secret Headquarters tarafından yayımlanan 44 sayfalık kendi adını taşıyan yeni kitabının yayımlanması nedeniyle Yvan Guillo’yla bu baş döndürücü ve provokatif çizgi roman sanatını ve bunu nasıl yarattığını konuşmanın tam sırası gibiydi. Söyleşi 2016’nın Ocak ve Şubat’ında e-posta aracılığıyla gerçekleştirildi. Söyleşiyi resimlendirmek için Guillo, bizlere favori Samplerman’lerinden nefis bir seçki yaptı.

Kendinizi bir çizgi romancı olarak mı görüyorsunuz? ‘Samplerman’ personasını yaratmanıza yol açan şey neydi?

46 yaşındaki bir çizgi romancıyım. İtiraf etmeliyim ki -belki özgüven eksikliğinden, belki yayıncıları yeterince sıkıştırmamaktan, belki “hayır” cevabını “hayır teşekkürler” olarak almamdan ve belki de sayfalarımı (çoğu doğaçlama ve bitmeyen öyküler) kuytudaki bloglarıma artık yüklemememden dolayı- popüler bir başarım olmaksızın 25 yıldan daha fazla süredir çizgi roman yazmakta ve çizmekteyim.

Fanzinlerimi ve mini çizgi romanlarımı yaparken her zaman DIY (do it yourself – kendi başına yap) yöntemini seçtim: Düşük maliyetlidir, ekseriyetle adanmışlığa ve zamana ihtiyaç duyar. Geri bildirim eksikliğinden dolayı zaman zaman hevesimin kırıldığını hissetmişimdir. Gerçek bir iş bulmak yerine uzun süredir bunu yapmayı sürdürdüğüme ben bile inanamıyorum bazen…

Hayatım boyunca çizgi romanlara meraklıydım. Çizgi roman karikatüristi olmak istiyordum ama maalesef Fransa’da böyle bir kariyer pek de kolay değil. Buradaki konvansiyonel formatlar senelik çıkan 44 sayfalık kitaplar ya da 300 sayfalık, tek sefer çıkan, siyah beyaz grafik romanlardan ibaret. Sanatın her türüne her zaman ilgi duydum: Şiir, radyo, sinema, animasyon, avangart, deneysel ve alternatif iletişim metodları. Aynı zamanda soyutlamaya, çarpıtmaya, yıkıma, sürrealizme, sosyolojiye ve politikaya da yakınlık duyuyordum. Eski çizgi romanlarımdan çoğu absürt ve anlamsız (daha güzel bir ifadeyle saçma) idi. Her ne yaparsam yapayım, bir kareden diğerine gün geçtikçe yol aldığım bu patika kendimi iyi hissettiğim alternatif bir gerçekliği (çizgi romanı) keşfettiğim bir yol haline geldi. Yani evet, sanırım ben bir çizgi romancıyım; tuhaf bir çizgi romancı.

Dolayısıyla soru şöyle olabilir: “Samplerman eserleri kesin surette bir çizgi roman mıdır?” Şöyle cevaplamak isterim: “Çizgi roman tanımınızın ne kadar açık olduğuna bağlıdır bu.” Okuyucular “öykülerim”i mantıksal bağlantılar bulundurmayan paneller ve diziler olarak değerlendirirlerse ne âlâ, fakat benim işlerim en azından bir sanatçının nevrastenik beyninden gelen sıradışı bir öyküyü yaratma teşebbüsüdürler de aynı zamanda.

Başlangıçta “Samplerman” bir yan projeydi. İlk girişimler, onları internet’e yüklemeden evvel sabit diskimde aylarca bekledi. Bunlar düşük çözünürlüklü, web’den edinilmiş “Fantastik Dörtlü” ya da “Süpermen” taramalarını kopyalayıp simetrik olarak birleştirdiğim (en temel manipülasyon) çok basit karelerdi. Bu işlemin sonucunda ortaya çıkan soyut görseller yabancılaşmış olmalarına rağmen, sanki çizgi romanlar çarpık bir aynada görünüyormuşçasına görsel anlamda aşina olduğumuz orijinal çizimlerin ve renklerin baştan çıkarıcılığına müdahele etmedi.

Bu yöntemi kullanarak çizgi romanların parodisini yapmanın eğlenceli olacağını düşündüm -36 sayfalık kaleydoskopik bir çizgi roman- ve sonra elle çizilmiş eski çizgi romanlarıma geri döndüm. Fakat karikatürist arkadaşım Léo Quiévreux’laortak tumblr sayfamız la Zone de Non-Droit/the No-Go Zone’a bunlardan birkaç sayfa yükleyince, gelen tepkiler epey güçlü oldu. Kısa süre sonra bir yayıncı kitap çıkarmayı düşünüp düşünmediğimi sordu ve ben de işleri geliştirmeye, daha derinlere inmeye karar verdim.

Mahlasımın adı bu şeyleri sayfama her yükleyişimde koyduğum etiketten (#samplerman project) geliyor. Farklı zevklere ve ilgi alanlarına hitap eden binbir çeşit çizgi roman yaptığımdan dolayı, insanların kafasının karışmaması için mahlas iyi bir yöntem. Gerçi bunun da kendine has sorunları var. Web sitemin ana sayfasında farklı çizgi roman evrenlerimi nasıl sergileyeceğimi çözemedim ve işlerimden popüler olmayanları kaldırmalı mıyım yoksa kaldırmamalı mıyım, bunda da pek hâlâ emin değilim.

“Samplerman” başlığı işlerimdeki bilinçli müzikal çağrışıma gönderme yapıyor (bu arada, İspanyol bir DJ bu mahlası benden evvel kullanmıştı). Burada aynı zamanda doku ve desen uyumu da var, ayrıca bir tür salak süper kahraman ismi gibi: Yamalı kıyafetiyle Süpermen. Çok fazla düşünmeden, bir anda aklıma geldi bu isim. Üstelik işlerimle ilgili benimle irtibata geçen insanların bu kelimeye başvurmaları da mahlasın benimsenmesinde yardımcı oldu.

Kolajlarınızı meydana getirmek için kullandığınız nostaljik, anonim çizgi romanları nasıl buluyorsunuz? Comic Book Plus, Digital Comics Library ve benzeri mecralardaki dijital arşivlerden yararlandınız mı?

Bu eski çizgi romanları açgözlülükle araştırıyorum; ayrıca evet, bu web sitelerini de sık sık ziyaret ediyorum. Amerikan çizgi romanı uzmanı değilim. Burada yayımlanmalarına rağmen birçoğunu çocukken okumamıştım. Çizgi roman tarihinin geçmiş dönemlerinin sanatçıları hakkında sürekli bir şeyler keşfediyor ve öğreniyorum. Konu hakkındaki bilgim yavaşça ve rasgele arttıkça bu çizgi romanları anonim olarak değerlendirmiyorum artık. Burada sergilenen tasarımlar, stiller, çeşitlilik ve enerji beni gerçekten şaşırtıyor.

Bulabildiğim çoğu şeyi kaydetmeye çalışıyorum ama o kadar fazla çizgi roman mevcut ki her şeyi elde edebilecek miyim bilmiyorum. Bu web sitelerinden edindiğim çizgi romanların neredeyse hepsinde ilginç ve işe yarar birçok şey keşfediyorum. Bu inanılmaz kaynaklar olmadan sayfalarımı bu kadar değişik grafik unsurlarla dolduramaz ve bu kadar iş üretemezdim.

Etrafı sınırsız bir çizgi roman yığınıyla sarmalanmış bir çocuk gibiyim. Öyküleri ciddi anlamda okumayan, takip edemeyen fakat sayfalarında bulunan evrenlere kendini kaptıran bir çocuk. Açgözlülük ve keyifle!

Daha fazla Samplerman üretip üretemeyeceğimi düşünüp dururken, bu web-siteleri hakkında pek bir bilgim yoktu açıkçası… Onlarla tam zamanında karşılaştım ve sadece kamuya açık materyalleri tarayıp yükleme prensiplerini de takdir ediyorum ayrıca. Bu beni telifli işler kullanıp, parasını karşılayamayacağım legal sorunlara bulaşmaktan koruyor.

Tek üzüntüm: Bazen görüntülerin netliği ve kalitesi kullanım açısından yeterince iyi olmuyor. Her ne kadar düşük çözünürlüklü ya da çok sıkıştırılmış olsalar da eserlerim için gene de dipsiz bir kaynak olmayı sürdürüyorlar. Eski çizgi romanların fiziksel kopyalarını ise eBay’den satın almaya başladım, böylece sayfaları kendim tarayıp en iyi kaliteyi elde edebiliyorum ama zengin biri değilim ve dolayısıyla seçici olmak zorundayım.

‘Street Fights Comics’de açıkça görülüyor ki, imgeleri serbest biçimde bir çizgi roman hikâyesi inşa etmek maksadıyla arayıp buluyorsunuz. Tumblr’a yüklediğiniz alışıldık ‘Samplerman’ çalışmalarınızda ise, poster benzeri imajlar yaratıyorsunuz. Sanatsal açıdan sizin için hangisi en tatminkâr?

Sanırım hem sağ beyin hem de sol beyin çizgi romanları yapıyorum. Her ikisi de kendi alanında tatmin edici. Doğaçlama gerektiren, ayrıca rastlantısallığı, açık fikirliliği ve sözsüz iletişimi kucaklayan biçimsel, resimsel bir yaklaşımım var. Kendimi bir çeşit transa sokuyorum ve önceden mevcut bir plan olmaksızın çalışmaya başlıyorum. Bir sayfa için bir şablon seçerek (altı kare ya da daha sıradışı bir şablon) işe başlıyorum. Getirdiğim tek kısıtlama bu. Daha sonra sayfamı oluşturuyorum. Bu iki boyutlu bir sanal gerçeklik. Bu tip işler okunmaktan ziyade görülmek için yapılır –Samplerman’i klasik çizgi romandan ayıran taraf da budur.

Ayrıca daha fazla mizah, anlam/anlamsızlık ve bir araya getirme/ritim barındıran entelektüel bir yaklaşımım da var. Sayfaları bir kitapta toplama fikri ise hep kafamdaydı ve Street Fights Comics tam istediğim gibi oldu.

Bu bir hazırlık çalışması gerektiriyor –bir hikâyenin temasına ve muğlak fikrine ilişkin unsurları toplamak ve bir araya getirmek. Konuşma balonları, diyalog ve sembolleri (“bu sırada”, “daha sonra”, “ondan sonra” vb. tipografik öğeleri) bu türden çizgi romanlar için daha kayda değer bir rol oynuyor. Bu çizgi romanlar daha lineer ve adeta gerçekçi ya da gerçeküstüdürler; insan figürü daha fazla mevcuttur ve daha tutarlıdır, ayrıca bir zemin ile bir gökyüzü barındırır. Ancak farklı yaklaşımlar tarafından değiştirilmişlerdir. Oturup kendi hikayelerimi yazmaya başlamadığım müddetçe bu çizgi romanlar tutarsız ve anormal olmayı sürdürecekler gibi görünüyor.

Kuralları olan bir oyunu oynar gibi çalışıyorum ama can sıkıntısından ya da yaşayan bir algoritmaya dönüşmekten kaçınmak için kuralları değiştirmeyi de seviyorum. Birbiri peşi sıra görünen patikaları takip ediyorum. Bazen şunun gibi aptal bir fikre kapılıyorum: “Neler olacağını görmek için sayfanın ortasına ya bir delik ya da kare yaparsam?” Yaratıcı sürecin sınırlarını zorlamayı sağlayan heyecan verici bir araç olarak gördüğüm Brian Eno’nun ‘Eğik Strateji’ kartlarına ilgi duyuyorum.

Absürd bir mizah anlayışı, işlerinizin tümüne hakim. Bu mizahın bir kısmı işleriniz için kesip biçtiğiniz hikâyelerden, 1940’lar ve ‘50’lerin çizgi romanlarının tabiatından mı kaynaklanıyor?

Çizgi romanlar her devirde isteyerek ya da istemeyerek mizah barındırmıştır. Bu çizgi romanları ilk yayımlanmalarından 70 yıl sonra okumak, kaçınılmaz şekilde okuyucunun onları zaman zaman gülünç, aptal ve saçma bulmasına neden oluyor. Romans, korku ve savaş çizgi romanları gibi ciddi çizgi romanların barındırdığı mizah ise daha çok hikâyelerdeki provokatif anlatımdan kaynaklanıyor. Çizgi romanların yaratıcıları tarafından dahi ciddiye alınmadığı bir dönemden gelen bir ciddiyettir bu.

Bazı metinler kusursuz bir dâhilikte. Fletcher Hanks tarafından çizilen bir karede bir grup şeytani karakterin “demokrasiyi ve uygarlığı sonsuza dek yok etmeliyiz!” dediği kare aklımdan çıkmaz mesela. Bunu aynı anda hem komik hem de korkunç bulurum. Hâlâ gerçekten komik olan çizgi romanlardan da malzeme topluyorum: 1920’ler ve ‘30’lardaki gazete çizgi romanları, Herbie, Plastic Man, Abbott ve Costellovb. Kaynak malzemeleri kimi zaman da orijinallerine sadık kalarak kullanıyorum.

Bu hikâyelerden çekip aldığım konuşma balonlarını yanyana koyarken hep bir acayiplik, bir saçmalık arıyorum. Bazı karelerimi matrak kılan şey yanlış yerleştirmelerdir, dekolaj. Umulmadık şekilde gerçekçi olabilir bu durum: Gerçek hayatta da insanların çoğu zaman birbirlerini dinlemeden konuştuklarını görürüz. Kolaj pratiğinde elinizdeki parçalarla hareket ederken başladığınız noktadan uzaklaşmaya, beklenmedik sonuçlara, farklı anlamlara, okuyuculardan gelen kahkahalar da dâhil olası tüm yorum ve tepkilere açık olmak zorundasınız.

Bağımsız işlerinizin büyük bir kısmı dokulardan ve tekstürlerden oluşuyor. Bu dokuları çizgi roman karelerindeki şapkalar, eller, ayakkabılar, hatta harfler gibi önemsiz imgelerden yaratıyorsunuz. Bu kompozisyonları orijinal çizgi roman kaynaklarını incelerken mi hesaplıyorsun? Yoksa yeni bir sayfaya başladığında, önceden kesilmiş olan unsurları bir araya getirerek mi tasarlıyorsun?

Esnek bir yöntemim var. Kolaj yapan ve çizgi roman çizen biri olarak, taranmış sayfalara göz gezdirirken hangi unsurun kopyalamaya ve kaleydoskopik işleme elverişli olduğunu fark edebiliyorum.

İlk olarak tramlarla karışmış parlak renkler, üst üste binen ve kesişen çizgiler -mürekkebin sayfada organik eriyişi- dikkatimi çeker. Bazı kareler sanatçının belirli bir unsuru çizerken yaşadığı hazzı dışa vurur gibidir. Genellikle yarı soyut, yarı figüratiftir: Bir kadının saçı, sigara dumanı, denizin dalgaları, bulutlar ve hayvanlardan yılan, fil, ya da ahtapot. Bunlar sanatçının hikâyeden uzaklaşmak ve kalemine biraz olsun özgünlük tanımak adına yakaladığı fırsatlardır.

Sanatta maniyerizmden keyif alıyorum. Stil çeşitliliği keyif veriyor bana: Basil Wolverton gibi bazı sanatçılar detaylara dönük saplantısını sergiler, bazıları ise daha jestüeldir. Dairesel çizgilerin kendine has çok ilginç bir enerjisi vardır.

Bazen öyle bir çizgi romanla karşılaşırım ki bileşenleri, kolaj yapmak için şiddetli bir arzu uyandırırlar bende. Seçerim, kesip çıkarırım ve elemanları kompozisyonuma yerleştiririm. Aynı zamanda onları düzenli bir imaj bankasında korumaya çalışıyorum. Bu işlem hızımı biraz düşürüyor. Bazen elemanları kayda geçirmediğime pişman oluyorum çünkü sayıca büyük olmaları onları hangi çizgi romanda bulduğumu hatırlamakta zorluk çıkartıyor. İmaj bankamı tekrar ziyaret edip elemanları tekrar kullanıyorum bazen. Aynı eleman kendi başına kullanılabiliyor ya da bir dokuya dönüşüyor. İmaj bankamda ‘doku’ bölümü de var ayrıca.

İmajları birleştirmek için Adobe Photoshop veya benzeri bir bilgisayar programı kullandığınızı düşünüyorum. Yaratıcı sürecinizde bilgisayardan ne şekilde faydalanıyorsunuz? Yoksa her imgeyi birleştirmeden evvel eskizler ya da başka ön hazırlıklar mı yapıyorsunuz? ‘Samplerman’ imgelerinden bazıları aşırı derecede düzenlenmişken diğerleri daha çok bir doğaçlama duygusuna sahip. Bu iki karşıtın harmanlanması işlerinizde dikkat çekiyor.

Yaratıcı süreç çoğunlukla bilgisayar başına oturduğumda başlıyor. Eskizleri sadece bilgisayarım kapalıyken -cebimde bir kâğıt, kalemle yürürken ya da olası kompozisyonlar için bir yapı ya da aklımda geometrik bir fikir varsa- yaparım. Parçalarla birleşecek ve onlara uygulanacak birtakım temel geometrik manipülasyonları düşünürüm hep. Kareler, üçgenler ve daireler her yerdedirler ve işimin sıkıcı ve tekrarlı olmaya başlama riskini taşıdığı yer de burasıdır.

İşlerimde belli bir hareket duygusunu korumaya çalışıyorum. Bazen kompozisyonumu parçalamak, göz gezdirmeyi düzensizleştirmek ve onu diğer kareye doğru ilerletme dürtüsü hissederim. Arka plan ile grafik elemanları bir araya getirmeye başlarken simetriyi çok fazla kullanma eğilimindeyimdir. Bir dereceye kadar bu tatmin edicidir fakat aynı zamanda herhangi bir hareket duygusunu da paralize eder. Genelde işin sonunda çılgın bir bilim adamı gibi güvendiğim o simetriyi bozar, sarsar ve ortaya çıkan nesnelerin yaşamını bir şekilde farklılaştırırım.

Rengi kullanışınız Samplerman imgelerine çok şey katıyor. Kaynak aldığınız eski çizgi roman parçalarının renklerini değiştirdiğiniz oluyor mu? Yoksa renkleri buluntu imajların orijinallerine sadık kalarak mı kullanıyorsunuz?

Renklere çok ufak dokunuşlar yapıyorum. Parçalardan bazılarına özel efektler uygulayıp renklere müdahele ediyorum ama 1990’lara kadar yayımlanan çizgi romanlara hakim olan tipo baskı tekniğinin dört renkli spektrumunun içerisinde kalmaya da gayret ediyorum. Gelecekte bu kuralı çiğneyip, daha gelişmiş düzenlemelere girişmeyi de düşünüyorum.

Yalnızca siyah beyaz dengesini düzeltiyorum. Taranmış sayfalardaki hakim renkler, birinden ötekine çok farklılık arz ediyor. Eski yayınlardaki kâğıtların soluk sarı tonlarını seviyorum. Tonların ılık -fazla doygundan ziyade parlak- kalmalarına gayret ediyorum. Dosyaları baskıya hazırlarken hepsini dört renke dönüştürür, her kanalı gözden geçiririm. İşlerimde renkler büyük bir etkiye sahip olmakla beraber yaratıcılığımı da tetikler. Bir kareyi düzenlerken hangi grafik elemanı seçersem seçeyim, çoğu kez belirli bir renge de ihtiyaç duyarım.

1950’lerin çizgi romanlarından ‘Dick Tracy’yi kolajlayan ‘Tricky Cad’in yaratıcısı Jess Collins’den haberdar olduğunuzu düşünüyorum. Çalışmalarınız çok farklı olsa da Samplerman eserleri üzerinde Collins’in bir etkisi oldu mu? İşlerinize ilham veren başka kolajcılar var mı?

İtiraf etmeliyim ki, Jess Collins’den projeme başladıktan çok sonraları haberdar oldum. Birisi çalışmalarımı onunkilerle mukayese edince derhal onun eserlerine baktım ve gördüğüm örneklerde kesinlikle bazı benzerlikler vardı.

Diğer sanatçılar, Samplerman projesine başladıktan çok daha sonraları dikkatimi çektileri için beni etkilediklerini söyleyemem ancak aynı yaklaşım ve malzemeyi kullanarak neler yaptıklarını görmek beni meraklandırıyor. Son zamanlarda keşfettiğim başka bir sanatçı da Öyvind Fahlström(1928-1976). Eski bir sanatçı olmasına rağmen işlerinden bazıları benimkileri andırıyor.

Bunun dışında 1960’lardaki çizgi romanlardan sistematik olarak parçalar toplayıp, çok güzel düzenlemeler yapan Ray Yoshida(1930-2009) var. Bir çizgi romandan diğerine tekrarlanan parçalardan koleksiyon yapma fikrini ondan esinlendim. Bir çok çizgi-roman disiplininde arka planda boşluk bırakan yapı-sökümcü yaklaşımlar da kolajlarıma tesir etmişlerdir.

‘Garfield Minus Garfield’ projesinden bayağı etkilendim. Başka birisinin çalışmasına bu şekilde müdahalede bulunulması, bana çizgi romanlarda farklı çeşitte manipülasyonlar yapmakta ilham verdi. Benzer şekilde, Fransız karikatürist Jochen Gerner yarı çizgi roman/ yarı sanat kitabı TNT en Amérique’de Herge’nin 1931 tarihli Tintin en Amérique albümündeki sembol ve işaretlerin çoğunu siyah bir arka plan üzerinde vurgulayarak onu yeniden ele almıştır. Ayrıca Art Spiegelman’in eski bant-karikatür karelerine ilaveler çizdiği bir öyküsünü (1976’daki “The Malpractice Suite”) hatırlıyorum.

Diğer sanatçıların çalışmalarını yaratıcı bir şekilde yorumlayan sanatçılar, uzun süredir ilgimi çekmiştir. En iyi arkadaşlarım karikatüristler olmasa bile onlar da etkiledi beni. Hem dijital hem de ‘gerçek’ kolaj (tutkal ve makasla) yapıyorlar: Laetitia Brochier, Frédox ve Jean Kristau. Çalışmaları çoğunlukla Marsilya’daki Le Dernier Cri tarafından yayımlanıyor. Arkadaşım karikatürist/ illüstratör Léo Quievreux kolaj görünümlü çizimler yaratıyor. William Burrough’un cut-up tekniğinden etkilendi ve benzer deneyleri görsel olarak yapmayı başardı. Le dernier Cri’yi işleten Pakito Bolino‘nunda (her ne kadar onları nadiren sergilese de) çizimleri için eskiz amaçlı manga, E.C. korku çizgi romanları, eski korku filmleri ve pornografik fotoğraflardan gizli kolajlar yaptığını biliyorum.

Bir de IM’e (Internet Memes) kendimi kaptırdım: Bağımsız sanatçılardan müteşekkil anonim bir topluluğun gittikçe genişleyen, zincirlerinden kurtulmuş yaratıcılığı. Max Ernst’in 19. yüzyıl gravür illüstrasyonlarından bir araya getirdiği kolajların da hakkını teslim etmemiz gerekir. Uzun zamandır onları severim. Yirmi yıl evvel bir Kurt Schwitters retrospektifine gitmiştim ve çalışmalarının bende doğrudan bir etkisi olmasa da onları önemli addederim. Birkaç isim daha: Una Biografia kitabıyla Chumy Chùmez, Roman Cieslevicz, John Heartfield ve Dada hareketi.

Sanatçının web-sitesi: https://www.instagram.com/yvang______/

Çeviri: Onur Civelek

Kaynak: The Comics Journal