Sevgili șehrim Antakya’dayım. Buraya varamadan önce Antakya’ya dair sadece iki görüntüyü belleğimde tutuyordum. İlki babamın mezarı, diğeri ise avludaki yenidünya ağacı.

Anadolu’da yaptırılan ilk cami olan ve bir hıristiyanın adını taşıyan Habib-i Neccar camii yıkılmıș.

Vaftiz edildiğim Rum Ortodoks kilisesi yıkılmıș. Vaftiz babam Simon amcanın depremde öldüğünü duydum. Hemencecik defnetmișler. Anlaşılan zamanın acelesi var, her acıma durağında duracak hali yok ya!

Türk katolik kilisesi yıkılmış. Cemaat dağıldıktan sonra aurası tılsımlı bir ruh devinirdi kilisenin malta taşlarıyla kaplı bahçesinde.

Sinagog yıkılmıș. Musevi cemaati başkanının ve eşinin cansız bedenlerini yıkıntıların altından İsrail’den gelen kurtarma ekipleri çıkardı.

Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Hatay Arkeoloji Müzesi kısmen hasar görmüş.

Ana yurda katılmadan önce kısa bir tarihçesi olan Hatay Cumhuriyeti’nin meclis binası yıkılmıș. Bina Antakya’nın sembolik binalarından biriydi.

Şehrin kültürel bir mozaik olduğunun kanıtlarından biri olan Antakya çarşısı yıkılmıș.

Anlayacağınız, kültür, tarih, gastronomi, çan, ezan ve hazzan, ahlâk, erdem, fazilet, can, canan, bebek, eşya, kedi, köpek ve bellek göçük altında.

Antakya’nın altın çağı çocukluğumdu. İyimserliğin uğradığı sarsıntıları çok güçlü hissettiğim yıllardı.

Antakyalı geçmişimi düz bir arazide akan, engebeli topraklarda seken, bazı bazı kopuklukları olan bir nehir gibi düşünüyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu nehrin denize ulaşamayıp bir «ıssızlık» çölünde kaybolduğunu görüyorum.

Çok sevdiğim arkadaşlarımın olduğu Armutlu mahallesinin hâline baktıkça, kurumalarını yasaklamak istediğim iki gözyaşı damlası süzülüyor yanaklarımdan.

Boğulan biri yeniden denize atılmaz, derdi babaannem, meğer defalarca atılıyormuș…

Zararın eşiği aşılırsa, gürültüler duyulmaz, ölüler sayılmaz olurmuș. Șu anda Antakya’da olan şey bu. Acının ve zararın eşiği çoktan așıldı ve şehir hafızasını hızla kaybediyor.

Toplumu, birinin, üzerinde saray yapmayı tasarladığı, vıcık vıcık bir bataklık olarak düşünüyorum. Ve burada herkes bir aklanma telașında.

Topluma hafıza ve vicdan eğitimi verilmesi gerekiyor. Henüz larva halinde bulunan kolektif vicdanın olağanüstü bir kelebeğe dönüșmesini sağlamak için bence her şeyden önce insanların yaslarını adamakıllı tutmalarını sağlamak gerekiyor. Çünkü bizim gibi toplumlarda yas bile, doya doya ve gönül rahatlığıyla tutulamıyor.

Bırakın bu gece gözyaşlarınız aksın, yarın yeniden dövüşmeye başlarsınız.

İnanın, kendi üzüntüsü kadar insanı yenilgiye uğratan başka bir şey yoktur. Ancak, bir acı eğer göstermelik değilse ve güçlüyse, içimizi temizleyecek, bizleri daha iyi insan yapacaktır.

Dibini görmeden doruklara ulaşmaya izin vermeyen, bir kere doruklarına ulașmaya gör, seni Sisifos gibi aşağılayan, bin bir zorlukla dağın tepesine taşıdığın kayayı gerisin geriye aşağı yuvarlayan, absürt ile tıka basa dolu, acayip bir şey bu hayat.

Ama yine de bu şehirde hayatın sisifosvari diyalektiğine itiraz eden, insan yazgısına, öz kardeşin yazgısına yön veren, adı umut olan bir şey var.

Şehrimi terk etmeden önceki son gecede bir karabasanın içindeyim. Kalın sisleriyle örtülü bir günde çok işlek bir caddesinde karșıdan karşıya geçerken buluyorum kendimi. Ne yöne kaçsam, ileriye mi, yoksa geriye mi? Zamanım var mı, yok mu ?” diye düşünüyorum. Caddenin ortasında olduğum yerde kalakalmıșım. Sisin içinden, bana sadece bir adım uzaklıkta, bana doğru ekspres treni hızıyla yaklaşan soluk soluğa bir yılkı atının burnu beliriyor… Nabzım kulaklarımda zonklarken uyanıyorum. Gitme vakti geldi, diyorlar. Bizleri Mersin Rum Ortodoks kilisesinin misafirhanelerine nakledecekler. Boynunu kısmıș bir çocuğun bakışları  zihnime mühürlenirken, utanıyorum kurtarılmıș olmaktan.

Mesih’in çarmıha gerilmeden önce, doksan yaşındaki bir kardinali kansız dudaklarından öperek onunla vedalașması gibi, ben de, 2300 yıllık çatlamış dudaklarından öperek vedalașıyorum șehrimden…

Bir sen kalıyorsun geriye, o şehri çağrıştıran bir tek sen…

 

TEILEN
Önceki İçerikPOLVO’DAN HEYKEL SERGİSİ  “WHY SO?”
Sonraki İçerikTRAJEDİLERİMİZİ PERDELEYEN SANAT
Josef Kılçıksız
Josef Kılçıksız Hiristiyan bir ailenin çocuğu olarak Antakya’da dünyaya geldi. Hacettepe Felsefe’den mezun olduktan sonra burslu olarak gittiği Finlandiya’da, Tampere Üniversitesinde yardımcı asistan doktora öğrencisi olarak çalışmaya başladı. Aynı üniversitenin Pedagojik Bilimler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Fin devlet ve özel eğitim kurumlarında felsefe ve yabancı diller öğretmeni olarak çalıştı. Doktora çalışması nedeniyle burslu olarak gittiği Almanya’da, Ernst-Moritz Arndt (Greifswald) üniversitesinde yazar Wolfgang Koeppen’in üçlemesi üzerine araştırmalar yaptı. (Temmuz/2011) İlgi alanları varoluşçu felsefe, epistemoloji (Karl Popper, Thomas Kuhn) Ontoloji (Christian Wolff, Heidegger) ile genel anlamda Alman felsefesi ve postmodern metafiziktir. Kılçıksız’ın ”Zamana Adanmış Yüzlerimiz” adlı deneme-öykü kategorisinde bir kitabı ile ”Buzdan Kuşlar Ormanı” adlı bir şiir kitabı Ekin Yayınevi tarafından (2018) yayınlandı. Kılçıksız’ın ayrıca daha önce yayınlanmış ”Bahar Kapımda” adlı bir şiir kitabı daha bulunuyor. Kılçıksız’ın ayrıca Finlandiya’da yayınlanmış (2004/Eylül) ”Hedelmät jotka eivät tuoksu ruudille” (Dilin barut kokmayan meyveleri) adında bir şiir kitabı da bulunmaktadır. Kültürel ve sosyal içerikli yazıları, ”Aamulehti”, ”Helsingin Sanomat” ve ”Tamperelainen” gibi değişik Fin gazetelerinde yayınlanmış olan Kılçıksız’ın, Türkiye’deki siyasal-sosyal gelişmeleri analiz eden sayısız makalesi de bulunuyor. Tematiği geniş bir yelpazeye dayanan felsefi ve siyasi içerikli denemelerinin yanı sıra, şiirleri ve öyküleri de çeşitli basılı dergiler ve sanal yayın organlarında yayınlannaya devam ediyor. (DevHaber, Duvar Gazetesi, Bianet, Mukavemet Dergi, Artı Gerçek, SalakFilozof, YazıAtölyesi, Cafrande, Komplike Dergi, İnsancıl, DüşünBil, İktisat ve Toplum, Evrensel Kültür, İnsancıl, Ekin, Amanos, Güney, Süje, Bachibouzouck, Gerçek Edebiyat, Kurgu Kültür, Patika, Tmolos, Revue Ayna, Kirpi Edebiyat, Lacivert Dergi, Muhabirce (Almanca ve Türkçe olarak) Asma Köprü, Şiiri Özlüyorum, Yaşam ve Sanat, SonGemi, Elize Edebiyat, Edebiyat Nöbeti, Edebiyatist ve Ek Dergi vb.) Josef Kılçıksız, iyi ve çok iyi derecede Fince, Almanca, Arapça, Türkçe, İngilizce, Fransızca, ve İtalyanca biliyor. Uzun yıllar Helsinki’de yaşadıktan Josef Kılçıksız, daha sonra Paris’e yerleşti. İletişim: e-posta: hasekjusef@gmail.com