Bizler, “yapmamayı tercih ederim”

diyemeyen gönüllü katılımcılarız…”

Keşke 2014 Dünya Kupası öyle olmasaydı! İçime oturmuştu ve unutamadığım bir yazdı o yaz. Tam da 2022 Kupası Katar’da devam ederken… Dönüp dönüp izliyorum hâlâ. Ne yaparsınız? Takıntı haline geliyor bazı şeyler. Ülkemiz kültür-sanatını bir müsilaj gibi kaplamış olan, yol almamızın önündeki büyük engel, intihal de öyle. Yukarıdan aşağıya, bir virüs gibi tüm sistemi etkiliyor.

Sayın Bedri Baykam, geçtiğimiz günlerde paylaştığı, “Yeditepe Bienali’nin Kavramsal Temeli ve Boş Çerçeve Eserim Arasındaki Şaşırtıcı Benzerlik” adlı yazısında da, benzer kaygılardan yakınıyor. Yeditepe Bienali’nin tanıtım videolarını ve sosyal medya paylaşımlarını gördüğümde oldukça şaşırdım. Bienalin ana kavramı ve tanıtımı olarak, sanat basınını da uzun zaman meşgul eden ve kavramsal sanatın yoğun olarak gündeme gelmesine neden olan Boş Çerçeve isimli eserimin aynısının kullanıldığını gördüm.”, “… bariz bir kavramsal ve görsel paralelizmin yaşanmasından” bahsettikten sonra şu paragrafla bitiriyor makalesini: Her sanatçı için kendi sanatsal çalışma alanını korumak son derece önemli olsa da, en az bunun kadar önemli olan başka bir konu ise ülke sanat ortamının etik kodları, özgünlüğü, vicdan bütünlüğü ve dürüstlüğüdür.”

Baykam’ın ‘bizim mahalleden’ biri olacağı, aklımın ucundan bile geçmezdi! Kavramsal sanat ve Boş Çerçeve ile ilgili, kamuoyunda süren tartışmalara burada girmeyi düşünmüyorum. Fakat olayı tatsız bir şekilde tecrübe etmesine rağmen, bu ciddi meselenin üzerinde fazla durmadı, durulmadı.

Kapatılan bu çok önemli sorun gibi, ülkemiz kültür-sanat kamusunda, aslında bir kasırga etkisi yaratmasını beklediğim, ama ne yazık ki hafif bir rüzgar bile estirmeyen, başka bir polemik yaşandı. Baykam ile kendisi gibi polemik ustası olan Sayın Utku Varlık arasında. Dikkatle izleyenler, bu polemikten sanatımızın Cumhuriyet’in kuruluşundan, günümüze dek, hâl-i pür melâlini rahatlıkla okumuşlardır. Ne oldu peki? Bu konuyu yeterince tartışabildik mi? Tabii ki değil! Bunda polemik konusunun tatsızlığı da rol oynamış olabilir.

Polemiğin ayrıntılarına burada uzun uzun girecek değilim. Link de vermeyeceğim. Sanatçıların kendi yazdıkları mecralardan, merak edenler ulaşabilir detaylara. Bununla birlikle, samimi bir polemik olduğu ileri sürülebilir. En azından verimli tartışmalar için bir kıvılcım… Açık ve şeffaf olunması önemli. Sevimsiz olan ise, kamuoyu önünde özel hayatların didik didik edilerek ortalığa saçılması. Tabir-i caizse, temel şeylerin sorgulanmasına ramak kalmış. Ama ortalık süt liman! Ya bu tartışma kamuoyu önünde yapılıp kafa karıştırılmayacaktı ya da yapılıyorsa, arkasında durulup, sonu getirilecekti! Özel hayatların didiklenmesinden değil, satır aralarında saklı olanlardan bahsediyorum. Türkiye’de “sanat” en başından itibaren hiçbir zaman ciddi sorunlarla, toplumsal meselelerle ilişkilendirilmedi ki! Yüzeysel ele alışlardan başka… Alınsaydı zaten, sanat alanında son derece iç acıtan bu meselelerin yazılmasına gerek kalmayacaktı: İntihal, kültür-sanat alanındaki iktidar ilişkileri, “çağdaş sanat” açmazı, en başından itibaren yanlış temeller üzerine oturtulmuş sanat eğitimi ve bunun sonucunda, özgün bir senteze ulaşamamış “sanatımız”…

Niçin ilk sıraya intihâli koyuyorum? Emek hırsızlığı kültür-sanat alanında başlamış ve varlığını sürdürmeye devam ediyorsa, hızla diğer alanlara da yayılıverir doğal olarak. Bu alanlar, ana arterdir çünkü. Her daim, oyun kurucuların ilk göz diktiği alanlar. Türlü hokkabazlıklarla, sahada taklalar attırılıyor seçilmiş, seçkin “profesyonellere”. Dön dolaş aynı şeyler! Aslında neden şaşırıyorum ki?

Denebilir ki, henüz daha en temel sorunlarımız çözülmemiş, tüm dünyada gelir uçurumu artmış ve halen açlıktan insanlar ölüyor iken, bu konuyu tartışmaya açmak ne derece doğru? Evet! Haklı bir düşünce. Ama İspanya İç Savaşı sırasında Picasso’ya atfedilen bir anekdotla söylenecek olursa; bunu biz, hep birlikte yaptık! Çözümü de hep birlikte üreteceğiz!

Ortalama yurttaşın mezardan başka sığınacak yeri kalmadı zira. Açlıkla sınanırken onca insan, “sanat”, yüce sanat”, karnımızı doyurmuyor! Hatta, sanat alanındaki bu ‘bulanık kalkınma’, iç politikada sıradan yurttaşı hiç ilgilendirmiyor! Finans kapitalin dünyayı getirdiği durum malum. Üretim azlığı, hammadde kıtlığı da. Paranın erimesi, cepten gitmesi, nüfus artışı, krizler… Kontrollü kargaşalar… Ve sanatın bu kontrollü kargaşaya katkısı… O artık, para-sermayenin spekülâtif bir yatırım enstrümanı ne yazık ki. Nasıl düzelteceğiz bütün bunları? Kültür-sanat, yeni yollar, patikalar açardı eskiden, kalıcı olmasa bile. Temel meseleler tartışılabilirdi…

Bedri Baykam ve Utku Varlık on yıllardır sahnedeler. Sanatta içler acısı durumumuz ortada iken, böylesi bir polemikle gündeme geliyorlar. Buralardan çıkıp, bu alanın sorunları ülkemizde ve dünyada nedir? Neler yapılabilir? Var olan kriz-ler, nasıl aşılabilir? Bunlara bakabilmeliyiz. Küresel çapta tartışılmıyor ise de gündeme getirebilmeliyiz. Bu biryerlere varmayacak sataşmaların içinde kaybolarak değil! Beklenti bu değil onlardan ve diğer sanatçılardan!

Utku Varlık, kimileri beğense de beğenmese de, uluslarası arenada kendisini kanıtlamış, ülkemizi başarıyla temsil eden bir sanatçımız. Uzun süredir de “ çağdaş sanat” ile ilgili görüşlerini yaşadığı ülkeden paylaşmakta. Çok da yerinde tespitleri var. Ama söylemeden geçemeyeceğim, Değerli Utku Varlık: bu denli özel konuları, kamuoyuna açıklamaya gerek var mıydı?

Artık ülkemiz sanatçısı, fırçasını yere bırakıp, atölyesini bir süre askıya alarak, kültür-sanat alanının temel sorunları üzerinde düşünüp çözüm üretebilmeli. Malum, atölye sürecinde, yaratıcı süreçte, dış dünyayla bağı kopabiliyor, olan bitene bırakın teşhis koymayı, göremeyebiliyor bile kimi arkadaşlarımız. Veya bazı durumlarda tersi de olabiliyor.

Sadece sanatçı mı bırakmalı fırçasını? Kalem erbabı da aynı zamanda. Hatta önce o! Yaramazlık yapan kalemlere sıklıkla rastlanıyor son zamanlarda. Önemli bir kısmı, yazıp çizdikleri, yapıp ettikleriyle kültür-sanat alanını kaplamış olan müsilajı çoğaltabiliyorlar, geçmişte de çok örneğini gördüğümüz gibi… Eskiden öyle kritik yerlerde ipi elinde tutar, devreye girerdi ki kalem erbabı; sanatçısına, politikacısına, yeri gelir aydınına, ince-zarif bir ayar çekerdi çaktırmadan. Ve bunu o denli ustalıkla başarırdı ki, muhatabı ne olduğunu anlamadan, bir bakmışsınız kendiliğinden değişivermiş! İsim zikretmeyeceğim. Niceleri bunu daha önce yaptılar. Ne mutlu ki , sayıları az da olsa, hâlâ öyle insanlar var. Onlara selâm olsun! Kendilerinden aldığımız ilhamla yazabiliyoruz.

Evet sevgili okur, gerçek sorunların hasıraltı edilmeden konuşulması, hepimizin menfaatine olacak! Gerekirse kalemlerimizi kıralım! Fırçalarımızı da. Kaybedecek neyimiz kaldı!..

Kandilli- Aralık 2022

TEILEN
Önceki İçerikİLETİŞİM BİLİMLERİNİN TÜRKİYE’DEKİ KURUCUSU ÜNSAL OSKAY HOCA
Sonraki İçerikATAOL BEHRAMOĞLU’NUN KÖPRÜLERE ŞİİRLER’İ ÜZERİNE
Jale İris Gökçe
Kendini Angel Rainbow (Gökkuşağı Meleği) yani ‘kendilik araştırmacısı’ olarak tanımlar. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Tarih, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde Resim okudu. Yüksek Lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yaptı. Sanatta doktorasını Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde ‘Kendilik Öyküsü Olarak Resim: Gökkuşağı Meleği’nin Anatomisi’ adlı tez çalışmasıyla tamamladı. Yurt içi ve yurt dışı birçok karma sergide yapıtlarıyla yer aldı. ’İris : Sergilerin Bugünü Uzaktır’ (Ankara 2013), ‘Angel Rainbow’ (Selanik 2017), ‘Kaos’ (İstanbul 2019) ve ‘Pandemi! Sorun Acaba Self de mi?’ (İstanbul 2020), Angel Rainbow&Self (İstanbul 2021), ‘Fragmented Self’ ( İstanbul 2022), ‘HEP Self’ (İstanbul 2022) son yıllardaki kişisel sergileridir. Sanat ve sanat yapıtı konusundaki görüşlerini, ‘Kendilik Nesnesi Olarak Sanat Yapıtı’ adlı makalede somutlaştırdı. Ona göre sanat; gerçekliği sadece yansıtmakla yetinmez, yansıtmayı aşar ve gerçekliği dönüştürür. Tek bir akım ve tanıma indirgenemeyecek, geniş perspektifli bir anlayışı sanatçı sorumluluğunu ön planda tutarak, hayata geçirme çabası içinde olduğu söylenebilir. Gerçeklikle kurmuş olduğu bu ilişkide, kendisinden hareketle topluma, dünyaya ve evrene yönelik bir çaba… Sanatsal çalışmalarını İstanbul ve Ankara’daki atölyesinde sürdürmektedir.