Bönlük, kendini çeşitli biçimlerde gösteren bir fenomendir. İletişimsel olduğu gibi estetik de bir önem veya sorun ifade eder.

Bönlüğü kabaca, kendinin farkında olmayan kişinin estetik alıklığı olarak tarif edebiliriz. Sadece insanla, canlıyla sınırlı bir olgu değildir. Nesneleri insanbiçimleştirdiğimizde onlarda da bönlüğün çeşitli formlarını tanıyabiliriz.

Nidularium innocentii var. paxianum (Mez) L.B.Sm. (1949). The New York botanical garden virtual herbarium. NYBG sitesinden çevrimiçi olarak erişildi. http://sweetgum.nybg.org/science/vh/specimen-details/?irn=503706

Bir koleksiyondan, taçyaprakları kılıç gibi sivrilmiş, içinde rektumunu saklayan kurumuş bir nidularium

Mesela, yapaymış gibi gözüken doğal bitkiler vardır. Amorphophallus gibi. Sanki, seyredende fallik bir alay duygusu uyandırmak için, bön bir sanatçının şakacı emeğiyle yaratılmıştır. Ya da nidularium, erotik fetişist; işleri çok satmayan başarısız bir peyzajcının kusurlu imgeleminden çıkmış gibi ölçüsüzdür. Bönce açılan taçyaprakları, derinindeki hazineyi sergiler: Kılıç gibi keskin bir ağzı olan, çürük çarık bir rektum.

Fakat doğallığın çok üzerine çıkmış, kösnül varlığını katlayarak onun üstesinden gelmiş insan gruplarının arasında bu fenomen çok daha ikna edici bir biçimde kendini sunar. Mesela köylüler ya da köysoylu olup kentte gene kırsalın adetlerini sürdürenler; bu kimseler küçültücü sıfatlar gerçekleştirmekten çok, bönlüğün biçimbilimsel hazineleriyle dolu muhteşem kültür ürünleri olarak algılanabilir. Anadolu romantizmini bir kenara bırakacak olursak, mesela köylü şalvarları absürd bir doku oluşturur. Köylü diyalektinin dudak kazanıp genizsi seslerle kaba saba konuşmasına imkan verecek suni bir canlılığa sahiptir. Şalvarın kıç bölgesinin, apışarasının; dizkapaklarına kadar olan sarkıklığı, izleyende; bu kıyafetin pastoral ve konvansiyonel örgeleri kullanarak komik olmayı amaçlayan bir konfeksiyoncu tarafından tasarlandığı izlenimi bırakabilir.

Benzeri geleneksel kıyafetler ve günlük araçlarda bize bönce gelen bir çok detay keşfedebiliriz.

Sokakta gördüğümüz insanın, pazar yerindeki kalabalığın, cami avlusunun, akraba evlerinin, hırdavat dükkanlarının, ilçe merkezlerine kurulu; çok genelleşmemiş markaların tekelinde olan marketlerin içinde bahsettiğim fenomen güle inleye cirit atar. Bir esnafı ziyaret ettiğinizde muhakkak sizin yetkinleşmiş estetik algınıza ters düşen bir bönlük sergileyecektir. Para sayma biçimi, boğuk parmaklarındaki incelmemiş kaba nezaket, eşyaları dizme tercihleri ve tezgahın arkasına sığınmış bedeninin tuhaf konumu; gören gözü rahatsız eden bir çok unsurla doludur. Ya da cami avlusunda birinin şadırvan çeşmesinden; çatlak tabanlı ayakları soğuk, kirli su bulanmış mermerde, ağzı muslukta köpürte köpürte su içtiğini görebilirsiniz. Hassassanız bu sizde bir sinir gerilimi yaratabilir. Uzak köylerden akraba ziyaretine gelmiş kişinin suratı da bu fenomenin cinleriyle dolup taşar. Bu insanların pek çoğunda kişisel alan duygusu yoktur, bedenleri bir insan hurdası gibi, köy yollarında geliştirdiği yayıla yayıla yürüme adetini sürdürecek, göz zevkinize tükürecektir. Fazla gelişmemiş, kasabadan bozma yerlerde, bu insanlardan sürüyle vardır.

Pazar kalabalığı, o karnavalın içinden besin seçmeye çalışan insanların kaba telaşı ve esnafın bağırtıları, ciyakları göze olduğu gibi kulağa da zarardır. Pazar yeri eşyalarının, kırmızı mavi tenteler ve bitki kökleriyle pürtüklenmiş bezlerin; asfalta ağır demirlerle çakılmış hantal şemsiyelerin arasında dolaşırken tetanoslu, ağır bir bönlük bulantısı hissedebilirsiniz.

Fakat en tahrik edici bönlük biçimbilimi, salak bulduğumuz bir insanın dudak duruşu ve ağız hareketlerine, o yutaktan çıkan tümcelerin zarafetten yoksunluğuna; onun adına bizde utanç uyandıran kötü mizah anlayışına; en önemlisi de gece kadar çiğ ve bir karbon kağıdına kurşun kalemle çizilmişçesine hatsız, özensiz gözbebeklerinin içine işlemiş saf ve kutsal bönlüktür. O hantal dudak hareketlerini hatırlayın, kendinden emin o duyarsızlığı; onların uyarılarınıza tepki verme süresinin uzunluğunu, muhatabınızın bakışlarında ve dudak çeperindeki hayvansı sapma ve eğrimeleri. Ah, düşünmesi bile çarpıntı uyandırıyor.

Bundan daha güçlü bir bönlük sunumu varsa, o da dışardan göremediğimiz kendimiziz. Başkalarını küçük görme huyumuz, kendimizi kayırma darkafalılığının en üst noktası olup onların da bize, bizim onlara baktığımız gibi baktığı ihtimalini öngöremeyen kuru bir mizah duygusundan kaynaklıdır.