Sansasyonel  “sanatçı”  Cattelan  ile ilgili gerek  Anna Sansom’un 8 Temmuz 2022, gerekse Gareth Harris’in   11 Temmuz  2022 tarihli haberleri  önüme düştüğünde   derin bir soluk aldım.  Kısaca aktarayım: Konu Amerikalı sanatçı Joe Morford’un  Miami’deki bir federal mahkemede sanatçı Cattelan’ın “Comedian”ının kendi eseri  olan koli bantlı “Banana & Orange”ın telif hakkını ihlâl ettiği iddiası  ile açtığı  dava  ile ilgili.

 

Bu haberlerde Morford,  Cattelan’ın kendi çalışmasından  ‘intihâl’  yaptığını  ve uygunsuz  şekilde  kopyaladığını iddia ediyor. Basına düşmesinin  nedeni  ise Cattelan’ın  kendisine karşı açılmış bu davayı reddetme talebi.Ve bu talebin  de  Amerika Birleşik Devletleri Bölge Yargıcı Robert N. Scola tarafından reddedilmiş  olması. Sonuç  itibariyle, mahkeme  Morford’un    Cattelan’a  karşı yasal işlem başlatabileceğine karar veriyor.

Morford  “Banana & Orange”ın  2000 yılında, ABD Telif Hakkı Bürosu’na kaydettirdiği  “Heykeller: Natürmort” adlı serisinden olduğunu  iddia ediyor.  İki yeşil dikdörtgen panelden oluşan bir  iş.  Birinde  gri koli bandıyla ortalanarak  yapıştırılmış  bir portakal, alttakinde ise yine  gri koli bandıyla tutuşturulmuş  bir muz var.  Koli bandı aynı zamanda kenarlarda da   kullanılarak bir dikey   diptik oluşturulmuş.

Hakimin  ilk incelemesine göre her iki eserde de ‘gümüş renkli koli bandı’ ile ‘sarı muz’  açılı bir şekilde ortalanarak duvara yapıştırılmış. Cattelan’ın avukatlarının  “Banana& Orange” daki  yeşil arka plan ve maskeleme bandı gibi  unsurların  Morford’un  işinden farklı olduğunu dile getirmelerine rağmen, Yargıç Scola, koli bandıyla yapıştırılan Cattelan’ın ‘muzunun’  “Morford’un çalışmasının  neredeyse yarısını oluşturduğunu,  bu yönüyle  öne çıktığını”  ve bu nedenle  “Morford’un çalışmasındaki ‘muzun’  nicel ve nitel olarak  böylesi  bir iddiada bulunmak için yeterli olduğunu”  belirtiyor.

Ayrıca  Cattelan Banana&Orange’daki “koordinasyon ve düzenlemenin” telif hakkı korumasını   sağlayacak kadar “yeterince orijinal”  olmadığını iddia etse de, Yargıç aynı fikirde değil ve şunları söylüyor:  “bir muzu ‘gümüş koli bandı’ ile duvara yapıştırmak çok yüksek  bir yaratıcılığı desteklemeyebilir, ama absürt ve saçma doğası  ile gerekli olan “minimum yaratıcılık derecesini”  karşılar.

Cattelan  “Banana&Orange”daki meyvelerin sentetik olduğunu, “Comedian” daki  “muzun” gerçek olduğunu söyleyerek ısrarla Morford’un telif hakkı iddiasını geçersiz kılmaya çalışıyor, ancak Scola,  “Morford’un telif hakkı talep edebileceğini” belirtiyor.

Morford ise  çalışmasının görüntülerinin  2008’den beri sosyal medya ve kendi web sitesinden erişilebilir olduğunu iddia ediyor.

Peki Cattelan’ın “muzu”  Joe Morford’un   “muzunu” ne  derece ihlal ediyor?  Scola bu noktada Cattelan’ın  “Comedian”ının  Morford’un  “Muz ve Portakal” ı  ile önemli derecede bir benzerliğe sahip olduğunu ve bunun   da  yeterince  ortaya konulduğunu  söylüyor.

“Comedian”  Maurizio Cattelan’ın  işinin adı ve  2019’da Art Basel’de,  oldukça tantanalı bir şekilde Perrotin’in standında  alaya alınıp dalga geçilerek ve ilgili   üçkağıtçıların ağızlarının suyunu akıtarak “eşzamanlı” olarak  tüm dünya basınına düşmüştü. Yasal belgelere göre galeri, eseri kopyalarıyla  birlikte toplamda 390.000 dolardan fazlaya satmıştı.

The Art Newspaper ile röportajında  Cattelan özetle şunları söylüyor:  “Benim için komedyen  bir şaka  değil,  samimi bir yorum. Bir panayırda başkaları nasıl  resimlerini satıyorsa  ben de bir muz satabilir,  sistem içinde oynayabilirim.  Ama kendi kurallarım  dahilinde.”

Bakalım kendi kurallarını  sanat dünyasının akrobatlarına  kabul ettirdiği gibi Amerikan Mahkemelerine de kabul ettirebilecek mi Cattelan? Ortada tartışmasız bir benzerlik ve  fikir aşırması varken… “Kral Çıplak” iken… Hatta yargıç bile argo tabirle  “yemiyor!”  iken.

Maurizio Cattelan

Uzun süredir  dile getirdiğimiz  ama her ne hikmetse gündeme alınmayan ya da gündemden  türlü manipülasyonlarla düşürülen ülkemiz sanatındaki  “intihâl” vakaları geliverdi aklıma. Şahsen de acı bir şekilde tecrübe ettiğim ve yargıya taşıyıp ihtarlarda bulunduğum trajikomik haller; bir özür bile dilenmeyen… Sanatta intihali alışkanlık haline getirmiş olan bu kifayetsiz  muhterisler için savaş henüz başlıyor dünyada ve burada anlaşılan:)   Dikkatli olmak lazım   dedikten  ve yargıç Robert N. Scola’ya  bir selam çaktıktan sonra devam edeyim… Ha unutmadan: Scola bir süre sonra   sanat dünyasında efsanevi İtalyan yargıçlar gibi  anılabilir:)  Kim bilir?  Zor ama,  darısı bizim sanat dünyamızın başına…  Bu yöntemlerle hilesiz, hurdasız bir “sanat” mümkün olamayacağı için  acaba ne vakit  foyaları ortaya çıkacak diye de bekleyelim bakalım diğerlerini.  Kaç kahraman çıkacak?  Yargıç Scola beni  çok şaşırttı!  Bunlar iyiye işaret…

Bu yazıyı aramızda olmayan değerli eleştirmen Bedrettin Cömert’in ölüm yıldönümü olan 11 Temmuz’da yazıyorum. Bereket  her şeye  rağmen  az da olsa  Cömert’in anısını  yaşatan vefalı,   değerli eleştirmenlerimiz var.  Özkan Eroğlu,  Ali Şimşek   ve adını anamadığım diğer  güzel, aydınlık  insanlar gibi…  Cömert gibi.  Düşünce  hayatımız içinde,   kültür-sanat  alanında onlarca  çok donanımlı kişi olmasına  rağmen,  bunlar sermaye ile ilişkilerine verdikleri  önem  kadar,   bu meselelere dikkat buyurmuyorlar her ne hikmetse. Sanatta  intihal ve çalıp çırpmalar sürüp gidiyor… Sürecek de böyle devam ederse.  Yargıç Scola’ları kısa dönemde buralarda  göremeyecek olsak bile  hep birlikte yeni bir başlangıç yapılabilir oysa.

Bizde ortaya çıktığında en  merak ettiğim de  “Kandırıldık!”  diyecek olan   ‘koleksiyoner’  ve  diğerlerinin suratlarının alacağı ifade!  Ellerindeki çalıntı işlerle  kalakaldıklarında!   Umarım Morford  amacına ulaşır ve hak yerini bulur.  Tabii o da aşırmamışsa:))

Ben de düşünüyorum  nasıl bir tavır alacağımı önümüzdeki günlerde.  Hatalarında “ısrar” ederlerse  bu ülkemiz sanatı açısından hiç de iyi olmaz! Karpuz kabuğu suya düşmeden ellerini çabuk tutsunlar.  Tarihi, yeri, zamanı belli işlerimin. Hâlâ bir şansları var!  Özür dilerlerse ve bir daha yapmayacaklarına söz verirlerse  belki Cattelan’ın akibetine uğramazlar.  Kim bilir belki öte alemlerde de yine  bu mevzuyu dillendiririz çözülmezse işler:)

“Aşırıyor ama üretiyor abi!”  diyen şakşakçılar oldukça, şımarık “sanatçı”  toplama “eserleriyle” parende atsa alkış  tufanına  tutuldukça, bunlara  güzellemeler düzen    bir sanat yazarı ve sözde medya oldukça  da,  bu işlerde bir düzelme zor görünüyor!

İşine isim koyamayan  “sanatçılara”  fikir veriliyor.  Oysa hep söylemişimdir “bir ‘eser’ ismiyle doğar!” Bunu bile yapamıyorsa külliyen bıraksın bu işi!  Fikir veren de  kendine saklasın! Bunlar   iyilik değil!  Kuluçka haline bile gelmeden,   zıvanadan çıkıp darmaduman hale geliyor her şey.   Ama “ünlü” veya  henüz  ünlü(!)  olacak ve  satacak  başkasının fikriyle yaptığı işini!

Hep de böyle olmuş diyorlar.  Mahallenin akıllısı ben miyim? Neyse. Kaptan’ı yazmak istiyorum aslında. Bir de  köpeklerini onların. Ve Baruch’un yanıtını onlara. Sonra ama…

Eğer içinde bulunduğumuz zaman diliminde tüm dünya küresel bir köy ise   oturup  kendimizi kültür-sanat alanında, “kendilik etiği” bağlamında aşırmama, çalmama  konusunda gözden geçirmemiz, aksi durumda da her an birilerinin ifşaatı ile karşılaşma riskini de  baştan kabul etmemiz gerekiyor gibi…

Hep sanattan bahsedip canınızı sıkmayayım. Biraz da iktisadi konulara değinip  bitirelim : Geldiğimiz noktada  ülkemiz tarım ve hayvancılığının  ithalat- ihracat  açısından durumu nedir? Böyle giderse bir gıda krizi mi bekliyor bizi? Dip kriz olacaksa bu dünyadaki genel gidişatın, krizin  bir yansıması   mı yoksa yıllar içinde   iç dinamiğin getirdiği doğal, kaçınılmaz bir sonuç  olarak mı okunmalı?

Ey  çobanlar!   Bu sürülerin akibeti ne olacak peki?  Bunları siz mi güdeceksiniz yine? Yoksa dışarıdan çoban mı getirteceksiniz?   Meslek ölüyor. Ama evlerini, ülkelerini terkeden bu iyi niyetli çocuklara da  yazık!  Tüm yurtta… Umarım emeklerinin karşılığını yeterince alıyorlardır.   Çobanlığı   yapamadığımız  ortada!  Kangalları da zehirlemişler zaten. Uyuklayıp duruyorlar. Sürü de yanlış yerde otluyor. Yediklerinden  “beyin sisi”  gelişmiş. Sisli bir koyun beyni de  diğerinin yoncasına göz dikmiş bekliyor… Hava da puslu zaten…  Ben kaçayım artık!

 

Evet sayın ilgililer!  Durum bu özetle.  Çok üzgünüm:  “Size yalan söylediler!”

 

 

11 Temmuz 2022

https://www.theartnewspaper.com/2022/07/11/artist-can-take-maurizio-cattelan-to-court-over-banana-work-says-florida-judge

 

https://news.artnet.com/art-world/an-artist-sued-maurizio-cattelan-banana-2144524

TEILEN
Önceki İçerikEDİP CANSEVER’DE KENT KAVRAMI
Sonraki İçerik METİN AYDIN’IN BİSTURİ’Sİ
Jale İris Gökçe
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Tarih, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde Resim okudu. Yüksek Lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yaptı. Sanatta doktorasını Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde ‘Kendilik Öyküsü Olarak Resim: Gökkuşağı Meleği’nin Anatomisi’ adlı tez çalışmasıyla tamamladı. Yurt içi ve yurt dışı birçok karma sergide yapıtlarıyla yer aldı. ’İris : Sergilerin Bugünü Uzaktır’ (Ankara 2013), ‘Angel Rainbow’ (Selanik 2017), ‘Kaos’ (İstanbul 2019) ve ‘Pandemi! Sorun Acaba Self de mi?’ (İstanbul 2020), son yıllardaki kişisel sergileridir. Sanat ve sanat yapıtı konusundaki görüşlerini, ‘Kendilik Nesnesi Olarak Sanat Yapıtı’ adlı makalede somutlaştırdı. Sanatsal çalışmalarını İstanbul ve Ankara’daki atölyesinde sürdürmektedir.