2021’in son ayı popüler sinemanın pek çok büyük işinin izleyiciyle buluştuğu kritik bir dönemdi. Aralık ayının kritik ve hayli uzun Noel tatilinden ötürü stüdyoların pek çok altın vuruşu bu zaman aralığına sıkıştırması doğal ve beklenen bir hareket. Kimsenin beklemediği ise gündemde en çok konuşulan filmlerden birinin bir politik mizah işi olmasıydı.Dünyaya yaklaşan bir göktaşının keşfedilmesi ve ardından gerçekleşen toplum tepkisini işleyen Adam McKay’in yeni filmi Don’t Look Up, beklenmedik bir şekilde seyircilerin gündemi oldu. İlginçtir, film Amerika’da orta karar tepkiler alırken (hatta beğenilmezken) Türkiye’de film büyük sempati kazandı. Bazı filmlerin değerinin zamanla keşfedilmesine yahut vizyon döneminde bir coğrafyada gişe başarısı toplayamazken başka bir coğrafyada coşkuyla benimsenmesine aslında alışığız; ancak Türkiye izleyicisinin, esasında Hollywood izleyicisi için yapılmış ve kendi ülkesinde beklediği karşılığı görememiş bir blockbuster işini bu denli beğendiğine belki de ilk kez tanıklık ediyoruz.

 

Don’t Look Up, Michigan State Universitesi’nde doktora yapan Kate’in daha önce bilinmeyen bir kuyrukluyıldızı keşfiyle başlıyor. Danışmanı Dr. Randy Mindy ile yörünge hesaplaması yapan Kate, kuyrukluyıldızın altı ay içinde dünyaya çarpacağını ve büyüklüğünden ötürü dünyadaki tüm yaşamı bitirebileceğini keşfeder. İkili, bu noktadan sonra devlet yetkililerine bulgularını bildirirler ve acilen Amerika Birleşik Devletleri başkanı ile bir görüşme ayarlanır. Kısa süreli görüşmenin ardından filmde işlerin hiç de öngördüğümüz şekilde gelişmeyeceğini anlarız. Kuyrukluyıldız ve yarattığı tehlike gerçektir; ancak yeni dünya düzeninde küresel tehlikenin anlamı ve algısı belli ki çok değişmiştir.

 

Don’t Look Up, her ne kadar COVID-19 sürecinde çekimleri tamamlanmış olsa da yapım süreci birkaç yıl öncesine dayanan bir film, gerçek bir küresel krizin ortasında çekiminin tamamlanması ve seyirciyle buluşması da filmin hikayesine yaraşır bir kara-komik rastlantı. Hollywood’un astronomik felaketlere duyduğu sevda yeni değil. 1998 yılında Armageddon ve Deep Impact filmleri üzerinden geliştirdiği mimari, sonraki yirmi yılın felaket sinemasını şüphesiz şekillendirdi. Yıllar geçtikçe küresel felaket üzerinden anlatılan vatanseverlik hikayeleri zamanla hafifledi hafiflemesine, ancak felaket karşısında devletin gururlu duruşu hep baki kaldı. İster özgürlükçü ister totaliter olsunlar, devlet kurumlarının gezegeni tehlikeye atan süreçlere karşı her an hazırlıklı olduğu fikrinin yarattığı güven her daim popüler kültüre hakimdi. Devletin bu tehlikeyi atlatamasa bile bizi korumak için elinden geleni yapacağına inanmamız algısı, yani devlete atfedilen “baba”lık rolü, belki de son yirmi yılın felaket filmlerinde her daim bulunan esas değişmezdi.

 

Öte yandan Don’t Look Up, devlete ve yönetenlere güven duyulamayacak bir düzenin tasvirini vererek bugün esas farkını yaratıyor. Filmin esas noktası, kuyrukluyıldız felaketi ile COVID-19 krizinin benzerliğinin yarattığı komik benzerlikler değil, Devlet Baba’nın felakete gösterdiği kayıtsızlık ve idrakındaki yavaşlık.  İdari kadronun felaketi önemsememesi yahut bundan çıkar sağlamasından daha korkutucu ve gerçekçi olan, kadronun felaketi anlayacak analitik zekaya sahip olmaması. Aptallığın ve cehaletin devletin elinde kendi vatandaşlarını mutlak felakete sürükleme süreci o kadar berrak anlatılıyor ki, Don’t Look Up, bir noktadan sonra modern bir Aziz Nesin hikayesine dönüşüyor. Bizimkisi gibi ülkelerde Devlet Baba’ya karşı düşkırıklığı çok daha rahat içselleşirken, devletinin vatandaşının iyiliğini gözeteceğine inancı yüksek olan Anglosakson seyirci için bu cehalet anlamlandırılması zor ve inandırıcılıktan uzak. Belki de filmin kendi izleyicisi tarafından övgü toplayamamasının sebebi bu, yani devlet kurumunun bilgeliğine ve kollayıcılığına duyulan inanç. Eleştirmen Peter Debruge, Variety’deki incelemesinde Don’t Look Up, 1990’ın felaket sinemasına sol bir cevap olduğunu, ancak COVID-19’da alınan hızlı önlemlerin ve aşı sürecindeki başarımızın insanlık olarak filmin iddia ettiği kadar umutsuz olmadığımızı gösterdiğini belirtmekte (1). Ne var ki Debruge’nin kaçırdığı nokta, Batı dünyasının  da bu ve benzeri pek çok biyolojik felakete çoğunlukla gözlerini yummayı seçtiği, bunların Afrika ya da Çin gibi uzak cografyalarda başlayıp bitmesini beklediği, COVID-19’da ise bu duyarsızlığın ilk kez görünür karşılığının alındığı. Geçirdiğimiz son birkaç yıldan çıkarılması gereken en önemli şey, kendilerini her türlü felaket senaryosuna hazır” iddiasıyla pazarlayan uluslararası güçlerin, aslında süreci ve tehlikeyi idrak etmekte son derece hantal oldukları bilgisi.

Evebeynlerimizin kötü ve çıkarcı olduğunu bir noktada kabul edebiliriz, ama onların tüm aileyi felakete sürükleyecek bir aptallıkta olduklarını görmek başka bir şeydir, zira bu çok daha güvensiz bir duygudur. Don’t Look Up’ı hazmetmek kimileri için bu sebeple daha zorlayıcı olacaktır. Batı dünyası bu hazmı yaşadığında belki de çok şeyin dengesinin değiştiğini göreceğiz.

 

 

 

https://variety.com/2021/film/reviews/dont-look-up-review-leonardo-dicaprio-jennifer-lawrence-1235127627/

TEILEN
Önceki İçerikTarihsel Kısa Bir Döküm: Neymiş Bu Beyaz Türklük?
Sonraki İçerikÖzgür Üniversite’de 2022 Kış  dönemi başlıyor!
Yigilante Kocagöz
1987 İstanbul-Beylerbeyi doğumlu popüler kültür ilgilisi/moleküler biyolog. Lise eğitimini İstanbul Erkek Lisesi’nde üniversiteyi Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde tamamladı. Heidelberg Üniversitesi’nde gelişim biyolojisi alanında yüksek lisans yaptıktan sonra Türkiye’ye döndü. İlk gençliğinde Homur Mizah Dergisi’nde yayınlanan yazılarıyla dergiciliğe yakınlaştı. Altyazı Dergisi, Sinematik Yeşilçam, Kahhramangiller, Radikal Kitap, Geekyapar gibi site ve basılı dergilerde sinema, çizgiroman ve video oyunları üzerine eleştiri yazıları kaleme aldı. 2014’te Gezi Direnişi’ni konu alan çizgiroman antolojisi Dirençizgiroman’ın ekibinde bulundu. 2017’de Nümayiş Radyo’da “Tuhaf Günler” isimli programı sundu. Şu an Bilimsol sitesinde bilim haberciliği yapmakta ve Ekdergi ile 221B Polisiye Dergisi’nde popüler kültür üzerine yazılar kaleme almaktadır.