Yaygın kanı, firavunların hep erkek olduğu yönünde. Oysa, kadın firavunlar da vardı. Mısır hanedanlığının ilk dönemlerinde en az 5 kadın firavun vardı. Sonraki dönemlerdeki kadın yöneticiler artık ‘firavun’ olarak değil ‘kraliçe’ olarak adlandırılır. Bunların sayısı 15 civarında.

Kadın firavunlar, sırasıyla, Herodot tarihinde geçen Nitocris (yönetiminin sonu İ.Ö. 2181), Sobekneferu (ölümü İ.Ö. 1802), Hatshepsut (İ.Ö. 1507-1458), Neferneferuaten (ölümü İ.Ö. 1332) ve Twosret (ölümü İ.Ö. 1189).

Nitocris’ten Merneith’e

Nitocris’in gerçekten yaşayıp yaşamadığı tartışmalı. Ancak Herodot tarihinde ve kimi Mısırlı tarihçilerin kayıtlarında geçiyor. Herodot, Nitocris’in abisini öldürenleri yeraltındaki bir odada şölene davet edip odaya kilitlediğini, sonra kanal kapaklarını açarak Nil Irmağı’nın sularıyla boğulmalarını sağladığını anlatır. Ondan önce, günümüzden beş bin yıl önce firavun olduğu ileri sürülen Neithhotep var. Yakın zamanlara dek erkek sanılıyordu; kadın olduğu anlaşıldı. Öte yandan, firavun mu kraliçe mi olduğu henüz kesinlik kazanmış değil. Yine bu dönemlerde firavun mu kraliçe mi olduğu belli olmayan Merneith var. Nitocris örneğinin tersine, Neithhotep ve Merneith’in gerçekten yaşamış olduğuna ilişkin çokça arkeolojik bulgu var. Bu iki kadın firavunun ya da kraliçenin döneminde taht hakkının, erkeklerden değil kadınlar üzerinden geçtiği ileri sürülüyor. Öte yandan, bir diğer açıklama ise, Neithhotep’in taht’a bebek yaştaki oğlu yerine, ona vasi olarak geçtiği yönünde. Merneith’in firavun olduğuna ilişkin kanıtlar, mezarının özelliklerinin erkek firavunlarınkiyle benzer olmasında. Firavun ile eşi için aynı mezar gelenekleri bulunmuyor. Merneith’in de Neithhotep gibi, bebek oğlu için vasi olarak tahta çıktığı düşünülüyor.

Mısır’ın Sakallı Kadınları

Bu kadın firavunların erkek sanılması ve işin aslının sonradan öğrenilmesi, gerçekte araştırmacıların ataerkil önyargılarıyla ilişkili olabiliyor; bir de elbette, erkek firavunların sayıca daha fazla olmasından… İlk dönem mısırbilimciler, ataerkiye karşı mücadelenin erken bir döneminde araştırma yaptıkları için, bulguları da kendi dönemlerinin değer yargılarından az çok etkileniyor. Firavunlar, sakallı. Buradan kadınların firavun olamayacağı gibi bir sonuç çıkartılabiliyor. Ancak, sonradan anlaşılıyor ki, sakallar takma. Kadın firavunlar da, bu takma sakalları kullanıyorlar. Onların heykelleri ve resimleri, sakallı. Ataerkil beklentiler bu gibi örneklerle birleşip ilk dönem araştırmacıların yanlış sonuçlar çıkarmasına yol açıyor. Tarihte, böyle, eşitlikçi bir açıdan yeniden değerlendirilmeyi bekleyen nice bilgi, belge ve bulgu var.

Sobekneferu zamanında, taht, babadan/abiden kıza/kardeşe geçebiliyordu. Tahtın varisi olarak Sobekneferu’nun ablası uygun görülür; fakat o, erken yaşta ölünce, tahta kız kardeşi çıkacaktır. Sobekneferu, Nitocris’in gerçekten yaşayıp yaşamadığı arkeolojik verilerle desteklenemediğinden, ilk kadın firavun olarak kabul ediliyor. Babasının erkek çocuğunun olmaması, firavunun ilk kez kadın olmasının önünü açacaktır. Sobekneferu’nun hükümdarlığı 3 yıl sürecek, çocuksuz öldüğü için, bir hanedanlık onunla son bulacak; ondan sonra yeni bir hanedanlık kurulacaktır.

Hatshepsut

En bilinen kadın firavun olan Hatshepsut, Neithhotep ve Merneith gibi, bebek oğlunun vasisi olarak tahta geçer. Bir kralın kızı, kardeşi, eşi ve üvey annesidir. Onun döneminde deniz ticareti gelişir. Afrika Boynuzu, Arabistan ya da Sri Lanka’da olduğu düşünülen eskil bir krallıktan hoş kokulu ağaçlar ve ürünler getirtir. Özenli bir biçimde kökleriyle getirilen ağaçlar, saray bahçesine dikilir. Kimi sanat yapıtlarında kadın olarak, kimilerinde ise bir erkek gibi resmedilen Hatshepsut’un yabancı (Asyalı) işgalinin bitimi sonrasında başlayan uzun firavunluk yılları (20+ yıl), bir barış, bereket ve bolluk dönemi olarak tariflenir. Onun döneminde, inşaata ağırlık verilir; birçok yapı ve anıt dikilir. Tanrıça inancı yaygınlaşır ve tanrıça için tapınaklar inşa edilir. Özellikle savaş tanrıçası olan dişi aslan kültü güç kazanır. Firavunlar tanrıların soyundan gelirler; ancak, inanışta tanrıçalar da vardır. Hatshepsut, toplumsal ve siyasal gücünü işte bu tanrıça ninelerine yönelik saygıdan alacaktır. Bu özellikleriyle, günümüze en çok kalıntı bırakmış firavunlardan biri olur. Bu durum, kuşkusuz, kadınlar açısından yeni bir tarihyazımı için paha biçilmez veriler sağlamaktadır.

Öte yandan, Hatshepsut, sonradan gelen erkek firavunlar ve erkek tarihçiler tarafından hanedanlık kayıtlarından düşülür; döneminin birçok anıtı ve diğer yapıtları tahrip edilir. Fakat yine de, ona ilişkin olarak günümüze ulaşan çok sayıda kalıntı, sonunda onun kadın olarak firavunluk yaptığı gerçeğini doğrular. Hatshepsut’la ilgili bir de şu tartışma var: O, ataerkiye etki etmeyen bir tür onursal erkek gibi mi görüldü? Yoksa toplumsal anlamda bir kadın olarak mı firavunluk yaptı? Bu çifte soruyu yanıtlaması zor. Kadın firavunların varlığı, firavunluk kurumunu dişilleştiremedi. Zaten sayı ve oran bunun için yeterli değildi. Firavunluk, eril bir kurum olarak kalırken, istisna niteliğindeki kadın firavunlar, ancak “erkek gibi erkek” oldukları ve böyle kabul gördükleri biçimde firavun olabildiler. Fakat Hashepsut, kendini erkek olarak hissetmiyordu. Konu, toplumsal cinsiyet bağlamında ayrıntılı bir tartışmayı gerektiriyor. Öte yandan, kadın firavunların icraatlarının erkeklerinkilerle farkları üstüne daha fazla düşünmemiz gerekiyor. Hatshepsut’un ilk döneminde savaşlar var; orduya komutanlık ediyor. Sonrasında barışa ve ticarete yöneliyor.

Diğer Olası Adaylar

Neferneferuaten’e geçersek, bu firavunun kimliği tartışmalı. Hakkında çok az bilgi var. Tek başına firavun muydu yoksa bir firavunun eşyöneticisi olan bir kraliçe miydi belli değil. Twosret’in ise bir kadın firavun olduğu kesin olarak biliniyor; fakat hakkında günümüze ulaşan bilgi, belge ve bulgular çok kısıtlı. Bir de, erkek mi kadın mı olduğu saptanamayan firavunlar var, bunlardan biri, Smenkhkare (ölümü İ.Ö. 1334). Bunların dışında, adları tarihe kazınmış, Ahmose-Nefertari (İ.Ö. 1562-1495), 1. Ahhotep (İ.Ö. 1560-1530), 2. Ahhotep ve Nimaathap gibi kraliçeler var. Bunlar, firavun olmasalar da yönetimde bir hayli etkililer. Sonra yüzyıllar ileri saracak, en çok bilineni Kleopatra (İ.Ö. 69-30) olan Mısır kraliçelerinin tahta geçtiği dönemler gelecektir. Fakat bu dönemlerde, özellikle de Helenistik dönemde, artık firavunluk kurumu büyük bir dönüşüm geçirecektir. Bu kraliçelerin kimileri tahtın tek sahibi olsalar da, artık, tarihsel olarak firavun olarak değil kraliçe olarak anılacaklardır. Zaten yönetimde Mısır yerlilerinin yerini Yunanlılarla Makedonların aldığı dönemde başa geçerler. Yine de bu “firavun mu kraliçe mi” sorunsalını yalnızca bir tarihyazımsal tercih sayıp onları da firavun sayan tarihçiler bulunmaktadır.

Yorum ve Sonuç

Konuya yöntemsel olarak, sosyalist feminist bir açıdan baktığımızda, ataerki ve anaerkinin mutlak değil göreceli olduğu sonucuna varabiliriz. Sınıf ve kesişimselliği dikkate alıyor olmalıyız.(1) Tümüyle ataerkil bir toplumda kadınların hiyerarşinin tümüyle altında olmasını bekleriz. Oysa sınıf, cinsiyete ve diğer ayrım olasılıklarına baskın çıkıyor. Bu açıdan, Obama ile Hatshepsut karşılaştırılabilir. İkincisi, liberal bir feminist tarihyazımı, kadın firavunlardan övgüyle söz ederken, kadınlar içindeki alt sınıf çoğunluğun tarihini yazmayacaktır bile. İdeal bir düzen, hiyerarşide yukarı çıkmaya dayanmak yerine, hiyerarşiyi ortadan kaldırarak cinsiyetler arası olduğu kadar sınıflar, ten renkleri ve diğer ayrım noktalarını da gözeten eşitlikçi bir nitelikte olmalıdır. Bir kadının firavun olması elbette başarıdır; ancak, asıl sorgulanması gereken, bir kadının başarılı, tarihe not düşülmeye değer vb. sayılabilmesi için firavun olmasının gerekmesidir. Ayrıca, tepeye çıkanın kim olduğundan öte, kadınlar için ve genel olarak ataerkiye karşı eşitlikçi bir toplum kurma yolunda neler yaptığına bakılmalıdır. Yoksa, böyle bir tarihyazımı, bireysel başarı öykülerinin toplamından öteye gidemiyor.

(1) Konuyla ilgili bir marksist tarihyazımı tartışması için bkz.

Gezgin, U.B. (2019). Marksist Tarihyazımı Öldü mü?: Ruhuna El Fatiha ve Nice Yaşlara! Eleştirel Kültür Dergisi, 28.03.2019.

http://www.ekdergi.com/marksist-tarihyazimi-oldu-mu-ruhuna-el-fatiha-ve-nice-yaslara/

TEILEN
Önceki İçerikATLAR (ŞİİR)
Sonraki İçerikHASAN AKSAKAL İLE SÖYLEŞİ: “MUHAFAZAKÂRLIK DÜNYAYI YAVAŞLATMAYA ÇALIŞMAKTIR.”
Ulaş Başar Gezgin
1978’de İstanbul’da doğdu. Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 15 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 13 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi ve gazete yazısı vardır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü ve deneme türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri Türkçe’ye kazandırmaktadır.