Anlatısı, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, Cumhuriyet’in eski gazetecilerinden Fikret Otyam’a aitti, Âşık Veysel’le yaptığı sözlü tarih değerindeki söyleşilerinden kalmadır.

Âşık Veysel’e soruyor Otyam:

¨Bunca saz çalıyorsun, hep dilinde aşk var, hep ondan bahsediyorsun, kısaca AŞK nedir?¨

Veysel, tebessüm ediyor; sanki bunu bilmeyecek ne var ki, gibi.

¨Oğlan kızı ister, vermezler aşk olur!¨

Bize de bu veciz söze şapka çıkarıp, ¨E, aşk olsun vallahi¨ demesi kalıyor.

Kalıyor da âşığın vahim durumu sazın ucunda sızlayan bir kalbin sesi gibi tınlayıp çıkıyor, Sivas’ın köylüğünden ta İngiltere’ye bir ressamın tuvaline fırça olup, aşk budur işte dedirtiyor.

¨Tabloda konulu anlatım¨ tarzının on dokuzuncu yüzyıldaki İngiliz ressamlarından William Powell Frith’in 1819’da başlayan hayat çizgisi, onu ressam olarak, Büyük Britanya Krallığının en görkemli zamanları diye bilinen Viktorya Çağında, sanat tarihinin eşsiz bir yerinde tutuyor.

Royal Academy’den mezuniyetinde diploma tez-resmi olarak sunduğu Uyuyan Model tablosu, bugün hâlen Akademinin sergi salonunda önünde en çok oyalanılan, ilgi çeken bir çalışma. Bir ressama poz veren, model deyince de lütfen olarak hemen algılamayınız, tam tersine giyinik ve oturan bir modelin koltukta içi geçmiş de uyumaya başlamış hâlini bütün gerçekçiliğiyle tasvir eder.

Frith hakkında, sosyal bilimlerin ressamı unvanı kullanılır; ama ondan evvel William Hogarth gelir, ki bu ayrı bir yazının mevzusu kalır.

Frith’in mezuniyetinden önce, 1852’da yaptığı bir başka tablo, İngiliz burjuva toplumunun kaymak tabakası, crème de la crème olan yüksek sosyetedeki bir aşk ilanına dokundurmadır:

¨Pope Makes Love to Lady Mary Wortley Montagu¨

Pope Leydi Mary W.Montagu’yu Seviyor…

120 santime 95 ölçülerinde ufak bir tablodur aslında; yağlı boya çalışılmıştır. Bir salonda üstü yeşil çuhayla örtülü bulunan bir masaya sağ eliyle dayanmış, ayakta duran olgunluk çağında bir güzel kadının müstehzi, tebessüm eden dudaklarında kibri kolayca okunan, mağrur ve belli ki biraz da aşağılayıcı gülüşünü görmekteyiz. Bir aşk ilanı az önce gerçekleşmiştir, erkek söylediğine söyleyeceğine bin pişmandır; koltuğa âdeta yığılmıştır, yüzündeki anlam apaçık, ¨Hay dilim tutulsaydı, aşkımı söyleyemeseydim¨ demektedir.

Erkek ve kadın, Rokoko mobilyalarından oluşan bir burjuva salonundadır ve türlü eşyalar arasında, ikisinin tam ortasına denk gelen boşluğun arka duvarında klasik Roma üslubunda yontulmuş sarmaş dolaş âşıklar heykeline dikkat ediniz; ressamın zihninden geçen tezat burada ifade ediliyor.

Kendisine edilen ilan-ı aşkı ret ederek erkeğin kalbini onarılmaz biçimde yaralayan kadın, Lady Mary Wortley Montagu’dur.

Durunuz, durunuz! Bu isim bize yabancı değildir, tanıyoruz: Osmanlı İmparatorluğuna 1716 tarihinde Büyükelçi olarak Kral I.George tarafından gönderilmiş, Sör Lord Edward Wortley Montagu’nun karısıdır. Üç yıl boyunca, İstanbul’da Pera’da, Beyoğlu’ndaki İngiliz sefarethanesinde kalırlar; ancak dikkat edilsin ki, burası, bugünkü Pera-Galatasaray’da, Nevizade’ye komşu köşedeki büyük İngiliz Elçilik binası değildir. Şimdiki yapı henüz inşa edilmemiştir o tarihte; 19.yüzyıl başında temeli atılacaktır.

Osmanlı’nın Avusturya-Venedik-İspanyol koalisyonuyla yaptığı savaş sırasında Padişah III. Ahmed’e Mora’yı Venedik Cumhuriyetine geri vermesi için yapılan siyasi baskıya karşı, İngiliz akılları veren bir görevi vardır, Lord Büyükelçinin…

Bu çetrefil vazifeyi Dersaadet’te kırk kapının ipini çekip adım atılmadık konak eşiği bırakmadan, görülmedik köşe dolaşmadan tamamlamazlar ve anlaşılan o ki, karı koca aslında İstanbul’da hoşça vakit geçirmişlerdir.

Lady Mary kalem ustasıdır, çalakalem ama büyük bir özenle yazdığı bu görevli geldikleri ülkeye ait mektuplar, gözlemler, seyahat anıları sonradan Londra’da basılacak, yakın zamanlara kadar eksik olduğu Türkçe dahil, hiç kuşkusuz pek çok dile çevrilecektir. Lady Mary bir gazeteci gibi, iyi bir seyyahın gözlemiyle Osmanlı Haremi, hamamı, İstanbul’un kadınlarına kadar gizemli bir dünyayı Batı’ya tanıtan isimlerden birisidir.

Onun anlattıklarından ilham alan ressam Jean-Auguste Dominique Ingres’i ve Osmanlı dünyasını görmeden, sırf Lady’nin mektuplarını okuyup yaptığı ‘Türk hamamlarında yıkanan kadınlar’ konulu pek çok ünlü tablosunu hatırlarız.

İşte bu Lady, daha İstanbul’un Pera’sındayken, İngiliz yazarları, entelektüeller ve sanatçılarıyla mektuplaşmaktaydı; onlardan birisi İngiliz Edebiyatının ünlü isimlerinden şair Alexander Pope’tur.

Shakespeare’dan sonra en çok alıntı ve atıf yapılan İngiliz şairidir. 1688 tarihinde doğmuştu, 1744’de kadar yaşadı; kambur, çelimsiz, zayıf, biraz çehre züğürdü, en önemlisi de boyu topuklu ayakkabı giyse bile bir elli’yi geçmiyordu. Mektuplaşmalarından ne hissettiyse, bir büyük aşk duyarak, ki şairler böyledir zaten, bir cesaretle evli kadına aşkını, Lady Londra’ya geri döndüğünde ilan etti.

Burada bir ufak hatırlatmaya da ihtiyaç duymaktayız, Lady Mary ile eşi arasında, tam da o dönemde bir küçük ayrılığın yaşandığını biliyoruz ama bu uzun bir hikâyedir, kısa bir yazının çerçeve menteşelerini zorlar, gıcırdatır, belki de yerinden çıkartır; bu kadarıyla okurumuz yetinsin.

Şurası gerçek ki, bu tabloda şair Alexander’ın içine düştüğü durum, aşk denilen tuhaflığı ve tuzağı iyi kötü tanımış herkesi de kendi hatıralarıyla birlikte, biraz yaralıyor.

Bu zayıf bünyeli, yaşı geçkin şairin Lady Mary’ye aşk ilanı üstelik kendisinden hem çok genç hem evli ve çocuklu hem skandallardan uzak bir hayat geçirmek isteyen bu burjuva kadınını hakikaten böylesine güldürmüş müdür, bunu tam olarak bilemiyoruz; biz sadece Frith’in yalancısıyız.

TEILEN
Önceki İçerikNeden Dostoyevski okumalıyız?
Sonraki İçerikEleştirel Çizgi
Mahmut Şenol
1958 yılında, İstanbul'da doğdu; şimdiye kadarki ömrünün üçte ikisini bu şehirde geçirdi. 1997'de ABD'ye, daha sonra Kanada'ya göç etmesiyle yaşamının bugüne değin olan kısmını Kuzey Amerika'da sürdürüyor. Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi'nden lisans, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden (SBF) Yüksek Lisans derecelerine sahiptir. Ayrıca Indiana Eyaleti Purdue Üniversitesi ve yine İstanbul SBF'den misafir öğrenci olarak doktora dersleri almış olup, hâlen tez aşamalarını beklemektedir. Türkiye'de ulusal basının en eski gazetelerinden Cumhuriyet'te 1977 yılından itibaren muhabir gazeteci olarak çalışmaya başlayan Şenol, 1987'den sonra bir müddet serbest ticarî faaliyet göstermiş, daha sonra TV yapımcılığına yönelmiştir. Kanal D, TGRT, ATV gibi kanallara seri-dizi programlar üreten yapım şirketlerinde bulunmuştur. [Selim İleri ile Nostalji, Şenola Düğün, Leyla Tekül Şov gibi programlar, sıralanabilir.] 2000 yılında edebiyata yönelip roman yazmaya başlayan Şenol'un ilk eseri Phaselis Adağı'dır. Bu eserle birlikte yine Cumhuriyet gazetesinin dışhaberler servisi sayfalarına ABD, Kanada yazılarıyla haftalık yazılarıyla katılmış; tekrar gazeteciliğe adım atmıştır. Ayrıca o tarihlerden başlayarak web portalları imkânı doğduğundan Açık Gazete, Arkitera Mimarlık Dergisi, Mesele Kitap, Bodrum Baskısı, Kent TV gibi hem basılı hem de online kanallarda yazılarına bolca rast gelinmiş, yine bu meyanda Varlık edebiyat dergisi, Roman Kahramanları, Edebiyatist, Papirüs gibi pek çok dergide denemeleri, küçük hikâyeleri yer almıştır. Eserleri arasında Bay Konsolos adlı romanı hem müzikal hem de tiyatro eseri olarak, ayrıca sinema senaryosuna çevrilip Devlet Tiyatroları ve İstanbul Şehir Tiyatrolarında ayrı ayrı repertuara alınmış; oyun sırasını beklemektedir. Yine Akhisar Düşerken adlı romanı, hâlen üzerinde sinema film yapılmak üzere yapımcı firmaların elinde bulunmaktadır. Yazarın sırasıyla yayınlanmış eserleri şöyledir: 1. Phaselis Adağı, Altın Kitaplar 2. Bay Konsolos, Altın Kitaplar 3. Çerkes Âdil Paşa'nın Tahsildarlık Günleri, Papirüs Yayınları ve 2.Baskı Alfa Yayınları 4. Kayısı Topuklu Kadınlar, Papirüs Yayıncılık 5. Keşfini Bekleyen İnsan, Kadim Yayıncılık 6. Akhisar Düşerken, Ayrıntı Yayınları 7. Capon Çayevi, Ayrıntı Yayınları ve 2.Baskı Alfa Yayınları 8. Geçiyordum Uğradım, İskenderiye Yayınevi 9. Dalkavuk Hanım, Alfa Yayınları 10. Altıncı Hasta, kendi yayını-e/book, tiyatro eseri Yazarın, bugün itibariyle, yayın aşamasında bulunan ¨Aklı Kızda Kaldı¨ başlıklı yirmi hikâyeden oluşan bir kitabı da bu listeye eklenmesi mümkün görünmektedir.