Minima Moralia, genelde felsefe, özelde ise konusu her şey olan bir kitap… Anlatılmak istenen düşünceler 153 aforizma ile okuyucuya sunulmuş.

Söz var, sözcük var…

Öyle sözler var ki, üzerinde durup düşünüldüğü zaman ansiklopediler dolusu anlamlar çıkar, çıkarılır. Öyle sözler de var ki, boş lakırdıdan öteye gitmez… Cümle var ki, duyduğunuzda ya da okuduğunuzda ruhunuzu titretip kendinize getirir. Yeni bir milat sayfası açtırır hayatınızda… Enerji verir, divane eder, yollara düşürür… Belki yaşatır belki de sağ koymaz sizi… Sözün gücü var elbette; bazen kılıçtan keskin bazen de kıldan ince nitelikte…

Adorno da eserinde sözlere olan yaklaşımını bu cümle ile yazıya dökmüş; “bir görüş bir kez dile getirildikten sonra, ne kadar saçma, raslansal veya yanlış olursa olsun, sırf söylenmiş olduğu için onu söyleyenin mülkü olarak kendi sahibini boyunduruk altına almakta ve artık ondan kurtulma olasılığı da ortadan kalkmaktadır. Sözcükler, sayılar, tarihler bir kez ağızdan çıktıktan sonra bağımsız güç kazanmaktadır.” “Söz ağızdan çıkana kadar esirindir, ağızdan çıktığında ise sen onun esiri olursun” veciz sözünü anımsattı bana.

Düşünmek…

Bence düşünmek nam-ı diğer tefekkür etmek güzeldir, sonu iyiye ve güzele çıktığı müddetçe… Aksi yorar, yıpratır hatta kaybettirir çoğu zaman. Değil mi ki, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. “Düşünmeyi sevmemek çok geçmeden düşünmeyi becerememeye dönüşür” “Düşünce, bir sabah kaçırılmış olanın anısıyla uyandırılmayı bekler ve böylece öğretiye dönüşmeyi” Adorno’nun diliyle…

Vermek…

“Hayal gücümüzü biraz çalıştırmakla müthiş derecede sevindiremeyeceğimiz kimse yoktur. İnsanlarda vermemenin yarattığı bir boşluk mutlaka oluşur; hissedilir ve hissettirir kendine düşen payı kadarını… Vermeyen insanın en vazgeçilmez yetileri dumura uğrar; çünkü veremeyen insanların yaptıkları her şeyden bir soğukluk yayılır; gereken şefkat sözcüğü söylenmemiş, beklenen düşünceli davranış gösterilmemiştir. Bütün şefkatli, ,iyi ilişkiler hatta belki de insan doğasının bir parçası olan barışma bile, hediyedir bilen için…” ve “Zamanımızın cimrisi ise kendisine hiçbir şeyi, başkalarınaysa her şeyi pahalı gören kişidir.”

Mutluluk…

“Mutlu olup olmadığımızı rüzgarın sesinden bile anlayabiliriz. Mutsuz insana evinin korunaksızlığını anımsatır bu ses, onu kuş uykularından, huzursuz düşlerinden uyandırarak… Mutlu adam içinse korunmuşluğun şarkısıdır; öfkeli uğultusunda, artık ona karşı etkisiz olduğunu itiraf eden fısıltıyı da işitir” ve “hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir; kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur” diyor yazar.

İnsan…

“Gözetilecek çıkarları ve gerçekleştirilecek planları olan ‘dünyevi kişinin’ gözünde karşılaştığı insanlar otomatik olarak dost veya düşmana dönüşür. Kendi planları içinde oynayabilecekleri rolü kestirmeye çalışırken onları daha en baştan nesneye indirgemiştir; bazıları yararlıdır, bazıları engel…“Muhtemel avantajlara dikilmiş göz, bütün insan ,ilişkilerinin ölümcül düşmanıdır.”

Umut…

“Umutsuzluk karşısında sorumlu bir biçimde sürdürülebilecek tek felsefe, her şeyi kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimleriyle düşünme çabasıdır.”

Ve yazı…

“Yazar bir ev kurar metninde. Kağıtları, kitapları, kalemleri ve evrağını bir odadan ötekine taşıyıp dururken yol açtığı kargaşanın aynısı düşüncelerinde de oluşur. Kah memnun kah huzursuz, içine gömüldüğü eşyalardır bu düşünceler. Onları şefkatle okşar, kullanır, eskitir, karıştırır, yerlerini değiştirip, tahrip bile eder; artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur, yazı…”

Ve tabii ki en önemlisi yaşamak; altına imza attığı her sözü… Nasip olması dileğiyle, vesselam…