Hisler, İlham ve Edep nazarında şiir dili ve çeviri sorunsalı

 

Şiir ederini, edebini ve haddini kabul etmek için konuyu delilleri ile ortaya koymamız gerekir. Şiirin konuşma dilinden ayrılan özelliği, sadece kalemin rengi yani edebi dili değildir. Şiirin şiir olarak görülmesi için kaleme dökülme esnasındaki edebi dili dışında his ve ilham gerçekliğini de bilmek gerekir. Bu yazımızda sizleri Şairin kelime pişirdiği şiir mutfağında ağırlayacağız. Sonuçta, yemek dahi önümüze ne kadar hazır halde gelmiş olsa bile, lezzet verildiği lezzet aldığı ince dokunuşların olduğu bir mutfak süreci vardır. Marifet sadece pişirme ve bir araya getirmede değildir. Her tadın bir ham ve hazırlanış süreci vardır. Şiir içinde bu geçerlidir. Şiir mevzubahis olunca, sadece kalem rengi ve edebi dili şiirin kalitesine yetmeyecektir. Sizleri, şiirin olmazsa olmazı en ham hali olan, his ve ilham ikliminde harmanlanıp edep bulma pişmişliği ile ağırlayacağız

 

İnsanın varoluş iklimidir, hisler. Hislerin duyguya taşıp akmasına da, ilham. Hislerin coşkusuna taşan duygunun ilhama akması ve ilhamdan gelen duygunun kalemde alev almasına da edep deyiverelim. Hislerin ilhama taşıp haddi ve ederiyle kalem ile kelamda edep bulması iklimi de şiir olsun.

Şairi, mutfağından lezzetlenen şiirlerini; Hisler, ilham ve edep nazarında üç kategoride ele alacağız.

Şiirin ilk oluşum evresinin evvelinde his gereklidir. His duyguların ilk ve en ham halidir. Bir varlığın, yaşam olarak canlı ile var olmasının ilk iklimdir. Hislerin iklim oluşturmasını şu örnekle açıklayabiliriz. Su, ırmak ve çeşme bileşkesinde, evren için yaşamın olmazsa olmazı olan su, ilk ham hali ile dağın içinde derya umman olmasına rağmen, akışı olmadığında hayat verdiği tüm canlılar için sır olmaktan öteye gitmez. Bu suyun varlık ederinin evrene hayat olması için kaynağından fışkırıp akması gerekir. Su, akışı için bir kaynak, gözene, bir nehir yatağı ya da akacağı bir çeşmeye ihtiyaç duyar. Suyun yatağında akışıp gittiği yerde her canlının ihtiyacına göre varlık bulması ile yaşam olmaktadır.

 

Hislerin su gibi düşünürsek, ilhamın su yatağı, ırmak veya çeşme olduğu bu bileşimde, suyun ırmak içinde akış şeklini de edep olarak kabul edebiliriz. Hislerin ilham yatağında akıp kalemin rengine göre edep bulması ve bu edebin okuyucuya verdiği lezzete şiir denilmektedir. Yoksa şiirin normal konuşmadan bir farkı olması gerek. Şiiri, şiir eyleyen his olduğu kadar, hislerin doğru aktığı bir ilham, ilhamın kendi rengi ile ahenkleşebileceği bir kalem ve kalemde kelam olan hecelerin okuyucuya verdiği lezzetin haddi, ederi ve edebidir şiir.

Şiirde hissedilenin duyguya coşması için hisler tek başına yeterli olmaz. İlham ikliminde yoğrulan hislerin, kaleme dayatmaları da şiire yeterli değildir. Hislerin, ilhamda akışa geçmesi için doğru bir iklim gereklidir. Kalemden kelama renk olabilmesi için de bir edep lazımdır. Çünkü her kaleme dökülenin hissettiğimizi doyurmadığı gibi, ilhama gelen hislerin kalemde renk bulması tek başına ilham akışını tetiklemeyebilir. İşte oluşan bu sürecin tamamı için bir iklim gerekir ve bu iklimi doğru aktaran bir kalem ya da kalemşör lazımdır. Şiir için ham bir his, Hissin kendini akıtabileceği doğru bir ilham, ilhamın da edep bulacağı kelama uygun bir edep gereklidir.

Edebiyat mahallesinde veya edebiyat ikliminde, ilham ile ilgili bilinen bazı yanlışlar vardır. İlhamı hisler ile karıştıranlar vardır. Kişi, ilham bulmaya ve aramaya çalışırken kendini yalnızlığa ve sessizliğe çekmesi ile ilhamı yakalayabileceğini düşünmesi büyük bir hatadır. Ve ilhama bakış açısının yanlış olduğunu gösterir. Hâlbuki ilhamın şiirde tek başına bir ederi yoktur. İlham şiirde hisler ile İlhamın ne zaman ve nerede akacağını belirleyen hislerin varlığıdır. Daha doğrusu kişinin kendi ham iklimine doğru girdiler oluşturmasıdır. Mesela özlem ile ilgili şiir yazmak istediğinizde, hislerinizde özlem iklimi oluşturmanız gerekir. Hislerde özlem iklimi oluşması ile ilham çok farklı şeylerdir. Hislerde oluşan bu iklimin doğru bir şekilde hislerden kaleme akma sürecidir ilham. Yoksa ilham kendi başına bir sır küpü ve tek başına iklimsel bir ederi yoktur. His iklimi oluşması için her zaman doğru bir girdi yani oluşturulmak istenen bir iklime ihtiyaç duyulur. Hislerin hareketlenmesi için gerekli anahtar kelime veya amaçlanan istek ile ilgili bir akıl iklimi oluşması gerekir. Hislere doğru iklim oluşumu için gerekli olan girdiyi, anahtar kelimeyi alıp o iklimde yoğunlaşmak gerekir. Su örneğinde verdiğimiz gibi suyun varlığı farklıdır. Aktığı yatağın kendi ederi farklıdır. Bu akışın haddi ederini belirleyen çeşme musluğundan akış kapasitesi ya da nehir yatağının genişliğince suyu taşırken ederi farklıdır. Edep olmadan sel veya tufanlar olabildiği gibi, su olmadan nehir yatağının varlığı kuru bir yataktan öteye gitmediği gibi tek başına akışa yeterli değildir. Bu durum şiir için ilhamın tek başına var olmasını istemek gibidir. Her hissedilenin ilhamla akarken, belli bir edep süzgecinden geçmesi gerekir. Hislerin, ilhama edebin haddi ve ederince kaleme akmasına şiir demiştik.

Aşk duygusuna hepimiz kapılmışızdır. Sevdiğimizle müthiş bir aşk ikliminde iken harika hisler içinde yüzdüğümüz anları hatırlayalım. O duyguları sevdiğimize aktarma sorununu herkes yaşamıştır. Kelimeler duygularımıza kifayetsiz kalmıştır. Bizdeki aşk ikliminin dozunu tutturup haddini edebince hissettirmek gerekir. Yoksa hissin çok ya da az olması değil, hissin kontrolsüz olması aşk için anlaşılma ve anlaşılmama problemi yaratır. Çoğumuz sevgimizi hissettiğimiz kadar vermeye çalışırken sevdiğimizi ilgiye, sevgiye ya da aşırı ve gereksiz tepkilere boğmuş oluruz. Bu sorun, akmak isteyen suyun kontrolsüz ve aşırı yoğunluğundan dolayı nehir yatağına sığmayıp akmasının sel felaketine yol açması gibidir. İşte bunun içindir ki buna bir edep, had ve eder gereklidir.

 

Aynı durum şiir içinde geçerlidir. Sadece hissin ve duyguların çokluğu şiir için yeterli değildir. O hislerin bir ilhamdan akması gerekir. Hisler, ilhama gelirken kendindeki yoğunlukla değil, ilhamın ederi ve edebi süzgeci gibi akması gerekir. İlhamdan akışa geçen duygular, ilham ederince törpülenir. Bu törpü duyguların haddi ve ederi için gereklidir. İlhamın kaleme gelme aşamasında bu eder kalemin rengi ve kelimelerin edebi dilinin ahengini oluşturur. Bu ahenk ve ölçülülük şiirin edep ikliminin olmazsa olmazıdır. Yoksa hislerden farklı olarak, kelime gücüne ve kalem rengine dayalı coşkular şiire zarar verebilir. Şiiri güçlendirmek için kalem rengi, gücü ve kelam derinliği çoğu şiiri aşırı imgeye ve gereksiz kelime kurgusuna yönlendirir. Bu şirin okuyucuya, hem tadını vermesine hem de iklimince okunmasına engel olur.

Şiirde hisler, ilham ve edep birbirine bağlı gibi görünse de aslında varlık ve yoğunluk bakımından birbirinden ayrı iklimler olduğunu anlatmaya çalıştık. Şiirde maksut, bu üçlemenin her birinin güçlü olması değildir. Edebi şiir için her biri dengede olacak şekilde his kadar his, ilham kadar ilham, edep kadar edep alması gerekir. Kelama aktarılmak istenen duygu için his, ilham ve edep iklimince birbirine bağlı doğru iklimde bir akış gerekir. Nasıl ki his tek başına şiir olamıyorsa, ilham da tek başına şiir oluşturmuyor. Kalemin rengi ne kadar güzel olsa da his ve ilhamdan bağımsız yazılan şiirler süslü kelime kurgusundan öteye gitmemektedir.

 

Özellikle, Türkçe yazılan şiirlerde buna sıkça rastlarız. Şiiri daha da güçlendirmek için Osmanlıca kelimelere başvurmak, şiirin kalitesi ve derinliğine yeterli gelmemektedir. Yazdığı şiirin Osmanlıca kelime karşılığını bulup şiire derinlik kazandıramazsınız. Bu Kürtçe şiirler içinde geçerlidir. Kürtçe diline hizmet etmek için şiirleri akademik Kürtçe kelimelere doldurup şiirin duygusuna uymayan cafcaflı ve anlamını doyurmayan kelimeler yerleştirmek şiire ve şiir iklimine zarar vermektedir. Bu şiire de Türkçe veya Kürtçeye hizmet etmediği gibi dilin edebi gelişmişliğine fayda vermez. Şiir tek başına bir dildir zatihi. Yukarıda anlattığımız gibi şiir iklimi göz önünde bulundurulması gerekir. Şiiri yazarken his karşılığı ve ilham akışı ne kadar önemliyse aktarılan dilin ederi, his ve ilham karşılığına dikkat edilmelidir.

 

Şiirin hissi ile ilhamın ederi kalemin rengine ulaşıncaya kadar oluşan iklimi detayıyla şiire bağladık. Bundan dolayı şiirin hissetme şekli ile ilhama gelirken ki dili kalem rengine gelinceye kadar edebi bir başkalaşım gösterebilir. Bundan dolayı güzel hisseden birinin ilham akışında gelen kelimelerin kalem rengi ile şiir bütünlüğünde edebi bir bütünlüğe uyması gerekir.

Şiir ikliminde, şiir dili ve çeviri sorunsalı

Ana dili Kürtçe olan biri için, hislerin ve ilhamın oluşma iklimi ve yoğunluğu, doğal olarak şiir ikliminde dilin aktarımına etki etmektedir. Her dilin kendine göre ifa ve fonetik bir yapısı olduğu gibi aktarılan his ve ilhamın kelimeye verdiği rengi de şiiri etkileyebilmektedir. Bu iklimin kelimelere kattığı anlam duyguyu etkileyecektir. Kişinin yaşamı, yaşadığı coğrafyanın yaşanmışlıkları, duygusal algısını ve iklimi edebi dilini etkilemektedir. Şiirin varlığı, sadece dilsel değil de hissel olarak yaşamdan etkilenmesi bir realite olduğu gibi aynı zamanda edebi bir zenginliktir. His olarak, ilham olarak, girdi olarak aldığınızın şekillenmesi, algısal yaşanmışlıklardan bağımsız değildir. Algıyı oluşturan sadece dil değil aynı zamanda coğrafya da olabilir. Burada bahsettiğimiz kavramlar değildir. Girdilerin hislerde oluşturduğu iklimdir.

 

Hisler Kürtçe doğuyorsa ilhama gelince de Kürtçe olarak şekil alır. Bu şekil kalem renginden ziyade kelime kurgusundan kendini ele vermektedir. Kürtçe hissedip Kürtçe ilhamdan akan iklimin yazılan kalemin rengini etkilemesi kaçınılmazdır. Ve Kürtçe hisseden Kürtçe iham alan bir akışın aktarım dili Türkçe ise yazılan şiirin yazım örgüsünü etkileyecektir. Türkçe yazılmış olsa da aktarım akış Kürtçe olduğu için yazım dili olan Türkçeye çevrilirken şiirin yazılan dil gramerine uymayan bir örgüye büründüğünü göreceksiniz. Bunu nedeni yukarıda anlattığımız gibi dilin tek başına anlatılmak istenilenin aktarma da yeterli olmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. Her dilin kendi yaşamsal birikim ve duyguların aktarımında imgesel kurgularının farklılığından dolayı şiiri yazılan dilin gramerinden farklı kurgulara girilmesi kaçınılmazdır.

 

Şiirde his, ilham ve edebin kurgusal olarak dilden bağımsız renklenmesi dilin yetersizliğinden değildir. His ve ilhama alınan iklimin dile aktarımdaki değişime verdiği edebi dildendir. İlk hissedilen dilin renginden kaynaklanmaktadır. Bu tek başına o dilde uzman olmanıza ve hâkimiyetine bağlı değildir. Sonuçta her dilin bir yaşam kurgusu, algısı ve ifa şekli vardır. Şiirin, duygu iklimi ve aktarım sistematiği yanında bir yazım grameri vardır. Bu gerçeklik her dilin edebi gramerinden bağımsızdır. Her şiir iklimine bir dil gereklidir. Şiir dili, hissedilen ve ilham alınan dil ile olmaktadır. Bu dil yazım biçimi ve aktarım şeklini etkilemektedir. Sorunsal olarak ele aldığımız sadece çeviriler için değil edebiyat bakış açısı içinde olmazsa olmazlardandır.

Sizin algısal hissiniz, aktarmak istediğiniz dilin şiirsel kurgusunu oluşturmanıza yetmeyebilir. Çünkü her dilin yaşanmışlıkları, coğrafyası ve kültürü, dilin edebi aktarımlarını belirler. Kürtçe düşündüğün bir ilhamı Türkçeye çevirdiğinde bu dizeler başkalaşıyorsa bu yazdığın dilin yaşam şekli ve gramer yapısının etkisindendir. Onun için Kürtçe yazılan bir şiiri modta mod aynı kelime kurgusuyla Türkçe bir şiir haline çevirdiğinizde şiirdeki anlamın yanında kurgusal düzeninde bozulduğunu göreceksiniz. Ve bu başka dillerdeki edebi zenginliğin aktarımında sorun oluşturduğu gibi çevrilen metinlerin hissi ve aktarılmak istenilenin konu bütünlüğünü bozmaktadır.

 

Örneğin Melayê Cizîrî’nin bir şiirini çevirirken şiir dilinin yanında, şiir kurgusunu da göz önünde bulundurmanız gerekir. Mela’nın şiirlerini Türkçeye birebir çeviremezsiniz. Çünkü Mela şiirlerini bir bütünsel kurgu ile yazar. Şiirlerindeki kurguyu beyit beyit olarak yazmamıştır. Anlatmak istediğini şiirin konu bütünlüğüne uyarak, parça parça şiirin tamamına yayarak belli bir sistematikle yazmıştır. Mesela Melayê Cizîrî’nin anlatmak istediği ya da değindiği bir konuyu sadece bir beytinden alıntı yaparak yapamazsınız. Çünkü konu bütünlüğü ile yazılmış bir şiirde, belli yerdeki güzel ifadeleri almak, Şairin şiirsel birikimine ve aktarmak istediklerini, hem eksik aktarmaya hem de kaleminin gücüne saygısızlıktır. Bu süslemeli alıntılar büyük şairler ve büyük kalemler için sözlerinin cımbızlanarak seçilmesi edebi kişiliklerine ve iklimlerine saygısızlık olur.

 

Şiir yazımında his, ilham ve edebi iklim önemlidir. Çevirilerde, Şairin edebi dilinin, kurgusal sistematiğini de göz önünde bulundurmanız gerekmektedir. Şair şiirini bazen apaçık yazdığı gibi bazen de sırlanarak yazabilir. Bunun tercihi tamamen şaire ve aktarım iklimindeki tercihlerine kalmıştır. Çeviri yaparken bu hususun en büyük kurbanı Melayê Cizîrî’dir. Mela’nın şiirlerini Kürtçeye aktarırken bile beyit beyit değil de şiirin tamamı ele alınmalıdır. Hatta bunun da ötesinde bir sorun daha vardır. Örneğin Mela, şiirlerinde öğreti dili ile yazmıştır. Şiirlerinde hissi uyanmışlık ve farkındalıktan bahseder. Bu uyanmışlığı anlayabilmek için sizin tasavvufi bilgiye sahip olmanız yetmeyecektir. Bunun için Mela’nın yaşamış olduğu iklimi de bilmeniz gerekir. Mela şiirlerinde tekrarla bıkmadan bu husustan bahsetmiştir. Aşk makamından yazdığımız şiirlerimizi anlayabilmeniz için Arif olmanız yetmez. Bu şiirlerimizi anlayabilmeniz için okuyanın ve anlamak isteyenin aşk makamına varmış olması gerekir, demiştir. Tüm şiirlerine aşk ayeti demesinin nedeni vardır. Şiirlerini aşk makamından yazıldığı için her birine aşk ayeti demiştir. Bunun için herkesin şiirlerini anlamayacağını defaatle dile getirmiştir. Şiirlerimizi aşk makamından okumanız gerekir demiştir.

Çeviri sorunsalında basit hatalardan bir tanesi de kıyasa gidilip dilleri birbirinden üstün tutmaktır. Hâlbuki çevirilerde dilsel aktarım ve kurgusal anlatımlar çeviri de değişebileceğini bilinmesi gereken en önemli husustur. Dillerin birbirinden üstünlüğü olmayacağı gibi uyuşması da gerekmez. Dillerin aktarım şekilleri ile mukayese edilmesi ne edebi ne de insanidir. Sonuçta aktarımı güçlü kılan dilin zorluğu ve derinliği değil ifa şeklidir. Bir aktarımın kırk dereden su getirir gibi anlatılması edebi olmadığı gibi düz anlatılıp işlenmesi de basitlik değildir. Her yazım anlaşılma gayesi taşır. Sonuçta her dil bir insandır. Her insan bir yaşama sahip ise duygusal yaşantıların, yazılan ve anlatılan dile aktarımında dillerin birbirinden farklılık gösterebildiği gerçekliğini göz önünde bulundurulması gerekir.

Özellikle şiir çevirilerinde bu daha çok belirgindir. Şiirlerin veya çevirilerin bazen çiğ kalmasının belli başlı nedenleri vardır. Yukarıda değindiğimiz gibi şiirin iklimi yanında aktarılan dilin aktarım şeklide önemlidir. Bunun yanında Şairin edebi dilinin aktarım sistematiği ve anlatmak istediğinin farkındalığı da gerekir. Felsefik ve tasavvufi çeviriler bu nedenden dolayı sorun teşkil etmektedir. Çeviri yaparken sözlük yardımı ya da başkasından yardım ile yapılan çeviriler Yazara saygı olmadığı gibi edebi kişiliğine hizmet yerine yazdıklarına zarar vermektedir. Bununla ilgili Melayê Cizîrî ile ilgili yığınca çalışma olmasına rağmen her birinin diğerine benzemesinin nedeni vardır. Aktarıma ve çeviriye referans alınan Melayê Cizîrî’in aşk makamı ve edebi aktarımdaki maksudu değil de onunla ilgili çalışma yapan herkes tarafından makbul görülen ve önerilen kişinin aktarımlarıdır.

 

Şiir çevirilerinde gözden kaçmaması gereken önemli hususlar vardır. Şiirlerin dil çevirilerinin zor olmasının nedeni de budur. Şiirin yazıldığı dille aldığınızda his ve ilham iklimini kaçırmış olursunuz. His ve ilham iklimini ele aldığınızda şiirin yazılmış olduğu dilden biraz farklılaştığını göreceksiniz. Bu şiiri değiştirmek değildir. Aktarımdaki dilin kurgusundan kaynaklanmaktadır. Çevirmenler bu hatayı gizlemek için şiiri şiirsel olarak, edebi kalıbıyla değil de düz anlatımlı kelime şekliyle şiir gibi aktarırlar. Ki bu şiirleri hem özünden, hem de ikliminden öksüz bırakmak olur. Çeviri işi o dilde çok kelime bilmek ile değildir. Muhatap olduğun edebi türün uzmanlığı yanında, Yazarın yazmış olduğu iklimin, aktarımsal sistematiğini de bilmek gerekir. Sonuçta Çevirmenin çeviri dilinin zenginliği yeterli olmamaktadır. Hislerin ve ilhamın dilini de göz önünde bulundurması gerekir. Bu hassasiyetler başlı başına edebi aktarımların hissi doyum frekansını yakalama zorluğunu beraberinde getirebilir.

Şiir çevirilerinde şiirin his, ilham ve edep bulması için hangi dilde yazıldığı yeterli değildir. Şiirin hangi dil kalıplarını ve anlatımını kullandığı da çok önemlidir. Bunun yanında, şiirin yazılmış olduğu dildeki kelime kalıpları ile aktarıma sıkıştırılan hislerin ve ilhamı çeviriye dönüştürürken, şiir dilinin yazım şeklinin, dilden kaynaklı kelime kurgusu olarak değişeceğini kabul etmek gerekir. Şiirin değiştiğini görmek Şairin şiirine yeni bir şiir yazmak gibi algılanmaması gerekir. Bu sıkışmışlıktan kurtulamayan çevirilerde, şiirlerin hissi ve duygusundan yoksun çevirilerden öteye gitmez. Çünkü şiirde kelime çevirisi yanında, anlam ve his iklimi de göz önünde bulundurulmalıdır.  Zaten Şair, his ve ilhamını, yazdığı dile uyumlarken, yazdığı dilin kelime kalıplarından ve kelime kurgusundan dolayı bir renk değişimine girmiştir. Çevirmenin his ve ilhamı bir tarafa bırakıp yazılan dilin kelimelerine göre şiirde birebir çeviri yapması şiirin yazılma ikliminden tamamen uzaklaştığı sorunsalını ortaya çıkarır. Çeviri durumunda, Yazarın iklimini göz önünde bulundururken çeviri yapılan şiirin anlam olarak değil de yazım olarak farklılaşmasından korkmamak gerek. Önemli olan anlatılmak ve aktarılmak istenen ise Yazar ve şiirinin iklimi ile haddince yapmaktır çeviri. Bu husus şiir için kaçınılmazdır. Şiirde his ve ilhamın ilk akış haline göre çeviri yapmak için çevirmenin şiir dili, duygusunu ve şiirsel kurguyu çok iyi bilmesi gerekir.

Şiiri yazdığın dille değil hissettiğin dille okumak gerekir. Bilinen bir gerçekliktir ki şiir Şaire ait değildir. Şiir onu kendinde iklimlendirip yaşam bulana aittir. Bu husus bu kadar hassas iken şiirin duygusu ve ilhamından bağımsız yazım diline bakıp şiiri değerlendirmek edebi bir hatadır. Yazarın şiirlerinde taşımak istediği öğretiye haksızlıktır. Son olarak şunu belirtmek isterim. Şiiri hangi dilde yazdığın önemli değildir. Hangi süslü ve akademik ölçülere uydurduğun hiç değildir. Şiir duygu iklimince yaşadığındır.

Hissedip, hissettirdiğin iklimdir, şiiri şiir yapan…

 

Aşktan dalarsan ummana Hafiz Şirazi’den aya çıkarsın

Seyreylersin aydınlığı alemden mecazen

Kime ki damlarsa Molla Cezeri cenneti alaya baksın

İçtik makamdan aşk ayeti gerisi mahzen

 

-Ê-

 

Ger hûn bixwînin Hafizê Şîrazî hûnê herin heyvê

Seyrana heyvê çi xweşe bi mecaz

Kî xwe bi gîn Melayê Cizîrî xwedî bihuşta peyvê

Ayeta eşqê pir xweşe bê mecaz