Hikâyenin geçtiği sitede ilginç takma isimleri olan sevimli mi sevimli kediler vardır.

Birçoğu farklı sebeplerle bakıma muhtaç duruma düşmüş ve site sakinleri tarafından sahiplenilmiş, bazısı ise bu siteye keyfî göç etmiştir.

Bu sevimli kediler hikâyemizin devamında epey haylazlık etmektedirler fakat evvela onları tanımak gerekir.

Bunlardan ikisi Şirin ile Sarışın, her eve lazım denecek türden uslu mu uslu, kucaktan inmez, yanında durana sürünmeden edemez kediciklerdir. Gerçi Şirin’i olur da fazla bunaltırsanız kediliği bırakıp kemirgenliğe soyunuverir, elinizi tırtıklar durur lakin yine de pek tatlı pisiciktir. Şirin ismini kabarık siyah tüyleriyle, narin suratıyla ve bedenine göre küçücük kalan patileriyle ortaya çıkan pek sevimli imajından almaktadır. Sarışın ise sitenin doğuştan yaşlı ayyaşıdır. Uzun, sarı, tok tüyleri ve iri kıyım patileri vardır. Bu kalın patiler üstünde bir ayyaş gibi nereye gittiği ve neyin peşinde olduğu belirsiz bir biçimde, ağır ağır yalpalayarak gezinir. İkisi de siteye göç ederek gelen, sevimli, uslu ve sağlıklı, geçer akçe kedilerdir. İsimlerini üzücü bir hikâyeden değil, kendilerini görüp tatlı tavırlarına ve görünüşlerine hayran kalanların ortak seslenişlerinden almaktadırlar.

Teko ise sitedeki bir apartmanın şişko tekir kedisidir. Apartmanın birinci katından geçenlere sürünerek mırlamakta hatta gevezelik etmektedir. Beş numaralı dairenin kapısının önünden nadiren ayrılır, yediği önünde yemediği arkasındadır. Nankörlükten ise son derece uzaktır bilakis vefalı kedidir; kendisini sokakta hasta iken bulup iyileştiren beşinci daireyi yabancılardan korumaktadır. Başka hayvanların buraya yaklaşmasına izin vermez. Sitedeki birçok kişi Teko için beşinci dairenin önüne seveceği türden yiyecekler bırakmaktadır. Sadece beşinci daire değil, neredeyse bütün site ilgilenmektedir kendisiyle. Daire sakinleri bu durumdan memnundur çünkü boğazına düşkün bir kediyi doyurmanın yükü böylelikle hafiflemektedir. Beşinci dairenin önü kediler için bir nevi açık büfedir fakat neyse ki bunu sadece Teko farkındadır…

Bir de sevimli ve pek zavallı Bulldog vardır ki kendisi kedi denince akla gelen atiklik ve kurnazlıktan son derece uzaktır, yabancılara karşı ise oldukça ürkektir. Yavruyken site yakınlarında kuyruğu kesik hâlde, kanlar içinde, ölümle burun burunayken kurtarılmıştır. Zavallımız sitenin hayvan ve şaka seven topluluğundan nasibini almıştır: Pek akıllı sayılmaz tavırları, tıknaz bedeni ve kesik kuyruğundan olacak, kendisine Bulldog ismi layık görülmüştür.

Deli’yi ise Teko’nun bulunduğu apartmanın on ikinci dairesi henüz öksüz bir yavruyken sahiplenip büyütmüştür fakat delidir işte; eşyalara ve evdekilerin kollarına saldırarak ve zarar vererek oyunlar oynaması yetmezmiş gibi sürekli evden firar etme peşine düşünce, on ikinci daire bir günlüğüne kapıyı açık unutmuştur hani…Kızmayalım, böylesi canavar dışarı çıkmak istiyorsa çıksın efendim, eğer isterse geri gelecektir. Zaten bu sitede açıkta kalması olacak iş değildir…evde durmak istemediyse on ikinci daire ne yapsın değil mi! Deli hani Yolcu Abbas misali, bağlasan durmaz bir kedidir. Aylarca ortalıktan kaybolup, sonra tekrar belirir. Öyle delidir ki, sokakta onu gören her canlı yönünü değiştirmektedir çünkü bizimki kediymiş, köpekmiş, insanmış ayırmadan hareket eden her şeye arkasından gizlice yaklaşıp vurmakta sonra koşarak kaçmaktadır; sataşmadan edemez.

Son olarak bu siteye bir de Yaygaracı eklenmiştir. Özetle, kendisi zor durumdan kurtarılmış heybetli bir kedidir. Kendini sevdirir fakat bir kötü huyu vardır; okşanmadığı müddetçe hiç durmadan sokak sokak, kapı kapı dolaşıp zerzevatçı gibi bağırmaktadır.

Hasılı bu sitenin kedileri epey şanslı kedilerdir çünkü sitenin hayvan seven sakinleri tarafından sahiplenilmişlerdir; ortaklaşa bir biçimde hepsinin düzenli olarak bakımları yapılmaktadır, hepsiyle ilgilenilmektedir ve hepsine barınak sağlanmaktadır.

Sitenin kedileri sadece kendilerine sunulan ortaklaşa yardımdan ibaret değildir elbette. Bu mesele kedilere yardım etmekle kalmayıp site sakinlerinin sosyalleşeme aracı bile olmuştur. Kedilerin isimlerinin hikâyeleştirilmesi, bunları unutulmaz ve üzerine konuşulur kılmıştır. Bir bilseniz sitenin sokaklarında kaç kişi bu kedileri severken bilenin bilmeyene hikâyesini anlatmasıyla hoşbeş etmiştir, tanışmıştır; şaşar kalırsınız…

Nitekim sitenin kedileri etrafında bir topluluk oluşmuştur. Bu sadece sitedeki tanışıklıklarla değil, kedileri besleyenlerle-beslemeyenler, sevenlerle-sevmeyenler, ilgilenenlerle-ilgilenmeyenler arasındaki çatışmalar üzerinden de gerçekleşmiştir. Kediler üzerinden ortak duygu, sorumluluklar ve davranışlar şekillenmiştir. Onların isimleri ve hikâyeleri, artık kolektif bir olgudur.

Birbirinden habersiz site sakinlerinin örgütlenmesini ve bir topluluk oluşturmalarını kedilerle başlayan bu kurgu sağlamıştır. Çünkü insanlığın tarihini kısaca anlatan Sapiens’in yazarı Harrari’nin de söylediği gibi kurgu sadece bir şeyleri hayal edebilmemizi değil, bunu kolektif olarak yapmamızı sağlamaktadır. Harrari aynı kitabın kırk ikinci sayfasında ise yüzlerce, hatta milyonlarca insanın bir arada ve bir yönetim içerisinde nasıl yaşayabildiğini şöyle açıklamıştır: “Bunun sırrı muhtemelen kurgunun ortaya çıkmasıydı. Ortak bir mite inanan çok sayıda yabancı, başarılı iş birliği yapabilirler.”

Nitekim kedilerin bakımı meselesi bir müddet sonra sadece kedilerle ilgili olmayı aşmış, bundan daha öte bir mite dönüşmüş olacak ki bu grubun parçası olanlar tarafından sitenin yönetilmesi işinde kuvvet birliği sağlanmıştır. Bu birliğin dışında kalanların fikirleri ise adeta yok sayılmıştır. Böylelikle söz hakkına sahip olabilmek adına bu çoğulcu kuvvete gün geçtikçe kedilere elini sürsün veya sürmesin, hayvanları sevsin sevmesin, öyleymiş gibi davranan birçok kişi katılmıştır. Kedilerin bakımı konusu ise hayvansever yöneticilerin site yönetimi meselelerinin yanında devede kulak kalmıştır.

Fakat unutmamak gerekir, bu kediler içinden en azından ikisi vardır ki bunlar unutulmayı, göz ardı edilmeyi ve ikinci plana atılmayı asla kabullenemez ve sindiremezler… Bunlar söz gelimi değil, kelimenin tam anlamıyla istediklerini tırnaklarıyla kazıyarak alırlar!

Bu haylazlar gibi ilgi odağı olmayı seven, böylece kendisinin merkezde olması koşuluyla insanları kendi etraflarında gruplaştıran daha nice kedi vardır ki bunlar mevzubahis siteden ibaret değillerdir, kendilerine sanat eserlerinde bile yer bulmuşlardır.

Bu nedenle hikâyeye devam etmeden önce kalemi bir de Rokoko sanatçısı Jean Honore Fragonard ile öğrencisi ve akrabası Marguerite Gerard’ın 1783 yılında birlikte yaptıkları Le Chat Angora (Ankara Kedisi) resmine daldırıp çıkarmak gerekir. Nitekim burada bir Ankara kedisi bazı haylazlıklar peşindedir…

Kadının kıyafeti ile beraber oluşturduğu zarafetin, parlayan cilalı süslü motiflerin, yaşlı bir yardımcının ve 18. yüzyılda Avrupa soylularının ilgi odağı hâline gelen Ankara kedisinin yer ettiği bu resim sanki bize dönemin toplumunun kaymak, créme de la créme tabakasından bir sahneyi göstermektedir.

Resmin merkezinde gümüş bir küre yer almaktadır, evin haylaz kedisi ise bu parlak küreyle oynamaktadır; yine üç kâğıt peşindedir. Kedimiz tam olarak neyi planlamaktadır bilinmez fakat mekândaki herkesin dikkatini kendine çekmeyi başarmıştır. Elbiseli kız eliyle parlak küreyi tutmakta, sanki kedinin üst üste yaptığı haylazlıklardan bıkmış usanmışçasına ona bakmaktadır. Onun hemen arkasında yer alan yaşlı yardımcı kadın ise kedinin bu sevimli haylazlıklarını izlemeye dalmış, ona gülümsemektedir. Parlak gümüş kürenin üzerindeki yansımadan gözüken insanlar da odanın gördüğümüz tarafına, kediye bakmaktadırlar. Görünüşe bakılırsa bu kedi de tıpkı sitenin kedileri gibi ilgiyi kendi üzerinde toplamış, etrafındakileri kendi hakkında konuşulacak, kendisiyle ilgilenilecek biçimde gruplaştırmıştır. Herkesin ortak meselesi bu kedidir artık. Hepsi birlikte kedi etrafında toplanıp birlikte gülüp eğlenmekte, üzülmekte yahut bunun sorumluluğunu üstlenmektedirler.

Ressam böyle mi tasarlamıştır yoksa bu lakırdıcınız uydurmakta mıdır bilinmez, fakat resimde bir mesele vardır ki buna değinmemek olmaz.

Mevzubahis odadaki herkesin yansıması kedinin oyuncağı olan parlak kürenin üzerindedir; kedi bu küreyi oyuncak olarak görmekle aslında sahiplerini oyuncak olarak görmektedir sanki… Kedinin sahipleri ise olaydan bihaber, olan biteni izlemekte ve hatta duruma gülmektedirler fakat aslında fena hâlde faka basmışlardır. Yaşlı yardımcı kadın, beyaz elbiseli kadın ve odanın öbür ucundakiler; hepsi küreyle birleşmiş kedinin oyuncağına malzeme olmuşlardır. Kediciğimiz bu insanları bir sağa bir sola vurup yuvarlamaktadır, kendileriyle oynamaktadır fakat bizim akıllılar bunu fark etmemektedirler. Belki bir tek sağdık dostları, köpekleri durumu fark etmiş olacak ki ciddi bir ifade takınmıştır ve havlamaktadır; sanki bir şey anlatmaya çalışmaktadır.

Gogol, Bir Delinin Anı Defteri isimli öyküsünde şu satırlara yer vermiştir:

Köpek kısmının insanoğlundan daha akıllı olduğundan hep huylanmışımdır; dahası bunların konuşabildiklerinden de eminim ben, konuşmamalarının tek nedeni inatçılıklarıdır.”

Bereket ki mevzubahis köpeğimiz konuşmaktadır fakat maalesef kendisini anlayan yoktur!

Köpeğin uyarılarına bile aldırış etmeyen insanların karşısında haylaz kedimiz elbette oyunundan vazgeçmeyecektir.

Bu oyun meselesi ise sadece Ankara kedisinden ibaret sanılmasın, sitenin kedileri de fena oyuncu değillerdir… Site yönetimi işleri yüzünden dikkatler üzerinden çekilince ve üstüne üstlük beslenmeleri de ihmal edilince bizim haylaz kedilerimiz hemen eyleme geçmişlerdir.

Otoparkına sitenin en pahalı arabalarının park ettiği, sitenin yöneticilerinin, créme de la créme tabaksının ve aynı zamanda sevimli tekir kedimiz Teko’nun yaşadığı apartman bir süredir pek revaçtadır.

Sarışın ve Şirin bu apartmandaki açık büfeden haberdar olacaklar ki açlığın getirdiği arayışla birlikte apartmana giriş yapmışlardır. Fakat malumumuz, bölgesini büyük bir hırsla koruyan Teko’nun yanına yaklaşamadıklarından zemin kattan yukarıya çıkamamaktadırlar. Neyse ki kendileri Bulldog ile birlikte sitenin en sevilen kedileridir; uslu, sevimli hallerine herkes hayranlık duymaktadır. Bu sebeple zemin katta yer alan bütün daireler bu iki kediciğe gereken ilgiyi göstermektedir. Açlığı başına vuran ve cesaretini biraz olsun toplayan Bulldog bir duyum almış olmalı ki, bir süre sonra zemin kattaki beslenme serüvenine o da katılmıştır. Apartmanın büyük kısmı onu ürkekliğinden ve acınası geçmişinden ötürü koruyucu bir tavırla sahiplenir. Teko yukarıda ve diğer üç kedi zemin katta olmak koşuluyla huzur içinde hep birlikte beslenirler.

Fakat günler sonra Yaygaracı da meseleye dahil olunca işler kızışmaya başlar. Yaygaracı her zaman olduğu gibi gece gündüz demeden ortada hiçbir sebep yokken sürekli bağırmakta, çığlıklar atmaktadır. Zemin kattaki kediler Yaygaracı’nın bu anlaşılmaz davranışını oldukça garipsemekte ve ondan çekinmektedirler. Böylece zaman içinde kendisinden uzaklaşırlar ve zemin kattaki bütün yemek Yaygaracı’ya kalır. Hâl böyle olunca apartman sakinleri Şirin’e, Sarışın’a ve Bulldog’a üst katlarda yemek vermeye başlarlar. Fakat Teko birinci kattan geçişleri diğer kedilere kapattığı için tek yol bu üç kedinin yangın merdivenini kullanmasıdır ki bu da acil çıkış kapılarının sürekli açık kalması gerektiği ve apartman koridorlarının buz keseceği anlamını taşımaktadır. Soğuk koridorlar ve durmaksızın işitilen kedi çığlıkları kimsede huzur bırakmamıştır, apartman sakinleri illallah etmişlerdir; geceleri kapıyı açıp Yaygaracı’ya su fırlatanlardan tutun eline sopa alıp kovalayanına kadar neredeyse herkes Yaygaracı’yı apartmandan def etmeye çalışmaktadır.

Fakat aman diyelim, Yaygaracı hiç buna aldırış eder mi? …pek edepsiz kedidir.

Gider, gelir, yine bağırır. Yaygarcacı’nın sürekli dışlanan ve sevgiye aç hâline ise zemin kattaki iki numaralı daire acımaktadır. Nitekim Yaygaracı’nın gürültüsü dışında sevimli ve zavallı bir hâli de vardır hani…

İkinci daire apartmanın geri kalanının aksine onu sahiplenir, besler; onu koruyup kollamaktadır. Apartmanın neredeyse tamamı bu duruma tepkilidir. Yaşanan tartışmaların sonu gelmez olmuştur; herkes duruma öfkelidir. Apartmandakiler ikinci dairenin sahiplenici bir tavır takındığı Yaygaracı’yı kovaladıkça daire ikideki kadın ödeşmek niyetiyle diğer kedileri kovalamaktadır. Ona göre diğer kediler hangi haklara sahipse, Yaygaracı da aynı haklara sahip olmalıdır. Uzun süre kısasa kısas bir tutum sergiler. Apartmanda aylarca gürültü ve tartışma eksik olmaz.

Aylar sonra ise yeniden ortaya çıkan Deli, geldiği gibi mevzubahis apartmana giriş yapar ve karşısında bulduğu ilk kediye, Yaygaracı’ya sataşır. Yaygaracı korkudan nereye kaçacağını bilemez ve bir üst kata çıkar böylece Teko ile kavga eder. Deli ise Teko’nun meşguliyetini fırsat bilip üçüncü kata doğru ilerlemiştir. Zavallı Bulldog ürkekliğinden ötürü Şirin ve Sarışın’ın bulunduğu bölgeden biraz uzaktadır, merdivenin dibinde yalnız vaziyettedir. Onun bu yalnızlığını fırsat bilen Deli, Bulldog’un kafasına şamarı indirir ve tehdit dolu bağırışlarda bulunur. Zavallı Bulldog’u o hâlde gören üçüncü kattaki bir adam ise eline geçen bir bardak suyu Deli’ye fırlatınca kıyamet kopar.

Olaya kapı deliğinden bakarken şahit olan on ikinci daire, yani Deli’nin kurtarıcısı, ona su fırlatan adamı kapı deliğinden bakarken görünce, eyvah eyvah, olanlar olmuştur…

Vive la guerre eternelle!

Yaşasın ebedi savaş!

(Dostoyevski)

Deli’nin sahibi kapıdan çıktığı gibi suyu fırlatan adama bir yumruk indirir, böylece bu iki adam şiddetli bir kavgaya tutuşurlar. Gürültüyü duyan diğer daire sakinleri neyse ki müdahalede bulunurlar, bu iki kavgacıyı ayırırlar ancak yumruklaşma bittiyse bile diğer apartman sakinlerinin de dahil olmasıyla tartışma iyice büyür ve uzun süre devam eder… Ancak unutmamak gerekir:

İki kişinin kavga ettiği yerde üçüncüsü gülermiş!

Bu kediler çok kurnaz hayvanlardır efendim….

Ne tesadüftür ki apartmanın ahmakları kavgaya ve tartışmaya devam etmektedirler fakat tüm kedilerin yedikleri önünde yemedikleri arkasındadır.

Hani şu Ankara kedisi misali; apartmanın ahmakları sanki kedinin oyuncağı olan gümüş topun içindelerdir fakat durumu farkında değillerdir.

Kediler istediklerini almışlar, bizim ahmaklar ise birbirlerine düşmüşler… Eminim şimdi tüm kediler bu ahmaklara bakıp pek gülmektedirler…

Hikâyemizin devamında resimdeki durumu farkında olan ve etrafındakileri uyarmaya çalışan köpek gibi olay yerinde bulunan bir kadın haykırışlarıyla dikkat çekmektedir; olan biten her şey için kedileri suçlamakta, onların apartmanda bulunmasının ve bu kadar yüceltilmesinin yanlış olduğunu söylemektedir. Bu davranışıyla kendisinin sitenin hayvanseverler grubuna ait olmadığını belli etmiştir. Hâl böyle olunca az önce yumruklaşan iki adam dahil herkes hep bir ağızdan bu kadına tepki göstermiş, kadını susturmuş ve evine geri dönmesini sağlamıştır. Böylelikle biraz önce bir kedinin apartmanda bulunması üzerine birbirleriyle yumruklaşanlar dakikalar sonra bu kedileri korumak için birlik olmuşlardır.

Sitenin ahmaklarının bu çelişkili ve dengesiz tutumu ise akıllara popüler dizi Leyla ile Mecnun’nun Hırsız Yavuz karakterinin şu lakırdısını getirmektedir:

Hayatta nefret ettiğim iki şey vardır İvan. Birisi fok balığı, diğeriyse fok balığı avcıları. İşte ben böyle dengesiz, tutarsız bir insanım.”

Bir yandan şu kedi iyi, bu kedi kötü hesabı yapıyorlar, öte yandan grup dışından biri meseleye dahil olunca tüm kedileri korumaya alıyorlar; grubun dışındakini düşman biliyorlar.

Sitenin şu sinsi kedileriyle apartmanın iflah olmaz ahmakları ve onların çelişkili, düzensiz hâlleri sanki “opus incertum” prensibini, düzensizlikten doğan düzeni anımsatıyor hani…

Karmaşa, kavga ve düzensizlik hiç bitmiyor ama olsun…yine de diğerlerine karşı birliklerdir sonuçta; bir gruba ait olmanın gücünü ve mutluluğunu hissetmektedirler…

Ne demişti Herakleitos?

Çatışma her şeyin babasıdır!