Gustave Doré, Fotoğraf: Nadar

‘‘Ne yazık ki, Bay Gustave Doré’un kötü bir çizer ve kötü bir ressam olarak ününe kötü heykeltıraşlığı da eklediği not düşülecektir. Bu durum ona ne gibi bir fayda sağlayacaktır?’’ 1877 yılında Jules-Antoine Castagnary tarafından yapılan bu sert yorum, hiç şüphe yok ki -olağanüstü bir üne sahip olan illüstrasyonlarını takdir etmelerine rağmen- Doré’un çağdaşlarının pek çoğunun görüşlerini özetlemiştir. Üretken bir illüstratör olarak Doré’un şöhreti, aslında ona oldukça acı vermiş, onu adeta kapana kıstırmış; ‘‘ciddi’’ resim ve heykel uygulamalarına sıçrama çabası, eleştirmen çevreleri tarafından hoş karşılanmamış ve genellikle değişken tabiatlı bir yetenek imajı ile şüphe uyandırmıştır.

Doré o zamandan sonra -ki bugün de hala böyledir bu- Atlantiğin her iki yakasında da neredeyse ani bir ün kazanan olağanüstü bir sanatçı, illüstratörlerin en illüstratif olanı olarak görülür. Yaşadığı süre boyunca ve ölümünden sonra illüstrasyonları, uluslararası ölçekte benzeri görülmemiş bir alana yayıldı. İncil ve Dante’nin İnferno’su için yaptığı çizimlerin çoğu, sonsuza değin kolektif hafızamıza kazındı. Fantastik hayal gücü tarafından ele geçirilmiş olan Doré’un yaratıcılığı adeta sınırlara meydan okur:  O çağının ötesinde bir çizer, Charles Philipon (Daumier’yi keşfeden kişi ve Louis Philippe’nin kabusu Le Charivari’nin editörü) tarafından yetiştirilmiş parlak bir karikatürist, duvar kağıdı tasarımcısı ve sanatsal tekniklerinin geniş yelpazesine kusursuz bir teknik beceri ile uyarladığı büyük boyutlu çalışmaların yorulmak bilmez, gözü kara girişimcisidir.

Doré’un dileği öncelikle bir ressam, ardından heykeltraş olmaktı. Bu alanlarda üretirken dramaya ve teatralliğe, görkemli efektlere ilgi duydu; genellikle -kalabalığın içindeki bir figür ya da fırtınayla yıkanmış bir İskoç dağının yamacı gibi- tek bir ögeyi izole etmek için yoğun ışık kullanıyordu. Hevesli bir müzisyen olmasının yanı sıra, davet edildiği bir partiye ellerinin üzerinde yürüyerek sansasyonel bir giriş yapmış bir akrobattı. Hem topluluk içinde, hem de atölyesine kabul ettiği çok sayıdaki ziyaretçinin önünde göz kamaştırıcı bir konuşmacıya dönüşüyordu.

İkinci İmparatorluğun koruması altında bulunan Doré, 1879 yılında annesinin ölümünden sonra gittikçe artan bir depresyona girdi. Görsel çılgınlığın içinden çalışmalarına hakim olan ve muammanın (The Enigma) amansız dehşeti ile sonuçlanan karanlık bir imgeleme doğru sürüklendi. Fakat aynı zamanda Doré’un illüstrasyonlarında ve hatta heykellerinde -eğlenceden (Frolic) kaynaklanan kaygısız bir zekanın hüküm sürmediği bir alem- gerçek bir mizahçının ruhu vardı.

Doré, sürekli bir arayış içinde gibiydi; yeni sınırların aşılması için daimi bir maceraya atılmıştı. Meraklı bakışlarından hiçbir şey kaçmıyordu; kalemi hikayeler ve efsanelerle dolu hayali bir dünyayı tekrar keşfetmek üzere bir dramı, gökyüzünü ya da bir duruşu yakalamak için hazırda bekliyordu. Sonuç olarak tarihsel ve dinsel resimlerin yanı sıra -basit eskizlerden anıtsal tablolara- kimilerinin on dokuzuncu yüzyıl ortalarının en dikkate değer eserleri arasında saydığı manzaralar ortaya çıktı.

Christ Leaving the Praetorium

Edebi hayal gücü Théophile Gautier’nin tanımıyla “visionary eye-düşsel göz” ile birleşerek, Doré’a on sekizinci yüzyıl boyunca Oudry ve Cochin tarafından gerçekleştirilen Jean de La Fontaine’in Fable’larının efsanevi resimli baskıları ile rekabet etme olanağı verdi. Yaratıcılığını ileri taşıyan görsel güç, olağanüstü bir üretkenlik tarafından destekleniyor ve ona pek çok projeyi eş zamanlı gerçekleştirme, örneğin Christ Leaving the Praetorium-İsa’nın Mahkemeden Ayrılması için bir değil iki varyasyon üretme imkanı sağlıyordu. Sınırsız enerjisi bir estetik bollukta ifadesini buldu: sonu gelmeyen kalabalıklar, girdap gibi dönen ve yuvarlanan figür yığınları; Albrecht Altdorfer’a gönderme yapan, arap saçına dönmüş ormanlar; iç içe geçmiş figürleri ile Auguste Rodin’in Cehennem Kapıları’ndan düşmekte olan deforme bedenlerini önceleyen çılgın yeni-on sekizinci yüzyıl putti grubu kasırgasıyla The Vine-Şarap isimli tuhaf vazo. Sırasıyla Romantiklerin sonuncusu ve Sembolistlerin yüksek edebi formunun öncüsü olan Doré, yüzyılının iki aşırı ucu arasında bir köprü inşa etmiştir.

London: A Pilgrimage

London: A Pilgrimage-Londra:Hac Ziyareti  için illüstrasyonlarında İngiltere’nin başkentini varlık ve yokluk arasında ikiye bölünmüş bir deliler şehri gibi tasvir ederek, hem sinema hem de çizgi roman sanatına ilham kaynağı olacak unutulmaz grafik görüntüler yaratarak, oldukça kasvetli bir başkent görünümü sunar. İşin aslı şudur ki Doré, modern çizgi romanın-karikatürün babası olarak görülebilir; 1930’dan 1960’a kadar çalışmalarıyla Walt Disney’e önemli bir fikir kaynağı sağlamıştır.

 

Guy Cogeval-Direktör, Orsay Müzesi, Paris

Marc Mayer-Direktör, Kanada Ulusal Galerisi, Ottawa

 

Çeviren: Nesli Türk