Safiye Başar, geçtiğimiz günlerde Galeri Mod’da ‘Hakikati Ara-la-mak:Bir Endüstri Mirası’ adlı bir sergi açtı. Sergisinde yakın geçmişimizin önemli bir parçası olan Yarımca Porselen kalıntılarına odaklanan sanatçı, özelleştirme süreciyle yok olan fabrikadan, bugün geriye kalanları bir arkeolog gibi araştırıyor, inceliyor. Başar, sergi kapsamında hazırladığı videolar, fotoğraflar ve fabrikaya dair çeşitli dokümanlar sunuyor. Açıldığı günden kapandığı güne kadar çok sayıda kadın işçinin de çalıştığı fabrika, sanatçının müdahale edilmiş fotoğrafları eşliğinde, kadınların 1960’larda iş dünyasına girdiğinin de altını çiziyor. Sergi, 3 Ekim’e kadar izlenebilir…

Hakikati Aralamak’ adlı serginiz neye odaklanıyor?

Türkiye endüstri tarihinin önemli bir parçası olan Yarımca Porselen Sanayinin kalıntılarına odaklanan bu proje, akademik bir araştırma sürecinin sonrasında, teorik çalışmalara paralel olarak gelişti. Kocaeli Üniversitesi’nde görev yapan bir akademisyen olarak yaşadığım coğrafyaya odaklanmayı, bu coğrafya üzerine araştırmalar yapmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Dolayısıyla bu refleksin sanatsal çalışmalarıma yansıdığını söyleyebilirim.

Nasıl bir hazırlık aşaması geçirdiniz?

1967’de üretime başlayan ve otuz yıl sonra, 1998 yılında özelleştirilen Yarımca Porselen Fabrikası’nın tarihini araştırmak, buradaki üretim sürecinin Türkiye ekonomisindeki yerini tespit etmek, özellikle fabrikanın tasarım yaklaşımlarını saptayıp belgelemek öncelikli amaçlarım arasındaydı. Araştırma süreci ilerlediğinde, işciler, özellikle kadın işciler, onların çalışma hayatına katılımı da dikkatimi çekmeye başladı. Dolayısıyla fabrikanın sadece ekonomik değer taşıyan bir üretim merkezi değil aynı zamanda özgün sosyolojik bir yapı olduğunu da farkettim. Bu araştırma sürecinde, arşiv taramasının yanısıra fabrikanın eski işçileri ile görüşmeler gerçekleştirdim. Fabrika binasının ayakta kalan son yapılarını gezdim, kayıt altına aldım.

Fabrika hala ayakta mı?

Aslında bugün fabrikanın fiziksel varlığından söz etmek mümkün değil. Fabrikadan geriye sadece bir giriş kapısı, bir idari ofis ve sosyal tesislere ait bir bölüm kalmış. Bunlarda kullanılabilir durumda değil.

Sergi kapsamında bir takım planlar ve fotoğraflar kullanıyorsunuz. Bunlar orjinal mi?

En büyük şansım, 1998’deki özelleştirmeden sonra, yıllarca oradan oraya taşınmış, çöpe atılmaktan belkide son anda kurtarılmış, fabrika planlarına ve fabrikanın kuruluş yıllarına ait fotoğraflara ulaşmam oldu. Bu dokümanlara Yarımca Porselen’in eski bir çalışanı, Sadık Çayıri sayesinde ulaşabildim. Sadık amca, vicdani bir sorumlulukla fotoğrafları korumaya çalışmış, fabrikanın yıkık idari binası içindeki dökümanları atmaya kıyamamış, tavandan akan sulardan daha az etkilensinler diye kağıt hurda yığınının yerini değiştirip oradan oraya taşımış. Ulaştığım dokümanların bir bölümü Çek Mühendisler tarafından çizilmiş fabrikanın inşaat ve yerleşim planları ile seramik tünel fırınlarının orjinal ölçekli çizimleriydi. Çizimlerin büyük bir bölümü su almış, nemlenmiş, kurtlanmış böceklenmiş. Tüm yazılı ve görsel dökümanı şu anda dijital ortama aktarılarak bir arşiv oluşturma çalışmasını yürütüyorum. İşte bu görsel dökümanlar, 2000’li yıllardan 1960’lı yıllara bakmamızı sağlıyor.

O zaman ‘Hakikati Aralamak’ adı bu araştırmalardan ve belgelerden geliyor diyebilir miyiz?

Evet, onları gün ışığına çıkarmanın heyecanı, bu projenin, Hakikati Aralamak sergisinin de doğuşuna neden oldu. Türkiye endüstri tarihini ve Yarımca Porselen’ni teorik bir çalışma ile anlatabilirdim. Ben onu sanatsal bir dil üzerinden aktarmayı tercih ettim. Böylece, siyasi kararların, ekonomik çıkar ilişkilerinin üzerini örttüğü gerçekleri görünür kılabilirdim.

Sergi Türkiye’deki sosyal/ekonomik dönüşümleri de irdeliyor, değil mi?

Yarımca Porselen tarihine Cumhuriyet sonrası karma ekonomiden liberal ekonomiye kayışın, yapısal bir değişimin tarihi de diyebiliriz. Dolayısıyla Türkiye’deki sosyal ekonomik dönüşümleri Yarımca Porselen tarihi üzerinden okumak, okutmak mümkün. Bu konuyu ele almamın asıl nedeni porselen üretim tarihi üzerinden bu dönüşümü aktarmak ve gündeme taşımak. Yarımca porselen sadece ürettiği ürünlerle ekonomik bir değer değil, aynı zamanda içinde çalışan yaklaşık 2000 işçisiyle sosyolojik bir yapı. Geçtiğimiz yüzyılda, endüstri sektöründe bünyesinde en fazla kadın işci barındıran bir kurum. Dolayısıyla 1960’larda kadının iş hayatına katılmasının da bir tarihi.

Sergide videolar yanısıra müdahale edilmiş fotoğraflar ve çeşitli dokümanlar var. Sergi kaç bölümden oluşuyor?

Sergi hazırlık ve üretim sürecinde, arkeoloji biliminin teknik ve yöntemlerini sanatsal bir yaklaşımla ele aldım. Sergi iki bölümden oluşmakta. İlk bölümde Yarımca Porselen kalıntılarına ve fabrikaya ait görsel dökümanlara bir arkeolog olarak yaklaştığım çalışmalar yer almakta. Diğer bölümde ise 1968’lerde bir kadın işci kimliği taşımaktayım. Ilk bölümde yeralan ‘Bir kazı Güncesi’ adlı video yerleştirme, Yarımca Porselen fabrikasının son kalıntılarında, sosyal tesis binasında çekildi. Binanın içindeki seramik duvar panosunu tıpkı arkeologların yüzey temizliği ya da açma adını verdikleri, kalıntıları ortaya çıkarma sürecine benzeyen bir yaklaşımla temizleyerek, süreçi kayda aldım. Videonun iki ve üçüncü parçalarında aynı mekanın pencerelerinden dışarıya ve dışarıdan içeriye baktığımızda izlediğimiz görüntüleri de video yerleştirmede kullanıldım. Böylece Yarımca Porselen fabrikasına ait bir mekanı galerinin içinde yeniden bir bedene kavuşturmaya çalıştım. Video bölümlerinden birinde bugün Yarımca Porselen’in yıkılan binaların üzerine inşa edilen Dubai Port görüntüleri bulunmakta. Diğer videoda ise yine aynı mekanın dışarıdan çekilmiş bir görüntüsü var. Kırık camlı pencereden salınan bir perdenin görüntüleri videoya yansıtıldı.

Bu bölümde sergilenen bir başka çalışma ‘‘Ateşhane Açma (02.06.2019-01.09.2019)’’ isimli bir diğer video. Bu çalışmada, 1960’lı yıllarda Çek mühendisler tarafından çizilmiş seramik tünel fırınlarının çizimlerini kullandım. Yaklaşık 50 yıldır, yani yarım yüzyıldır açılmayan dosyalar içinde kapalı kalmış nemden, tozdan yıpranmış, organik bozulmalara uğramış bu planlara ulaştığımda bunları temizleme süreci, bu çalışmanın ortaya çıkmasınınına neden oldu diyebilirim. Planların gün yüzüne çıkarılması, temizlenmesi adeta fırınların fiziksel yapısının yeniden bir bedene kavuşturulması gibiydi.

İlk bölümde değerlendirilebilecek ‘‘Arşiv No: 531’’, ‘‘Arşiv No: 532’’, ‘‘Arşiv No: 576’’ ve ‘‘Arşiv No: 341’’ adlı fotoğraflar, arkeologların bulunturarı belgeleme sürecindeki yaklaşımlarına gönderme yapıyor. Buluntu dökümanlar ve nesneler ölçekli kağıtlarla birlikte fotoğrafladım. Sergide buluntu nesnelerle gerçekleştirilen yerleştirmede ise, 1974’den 1980’lere kadar Yarımca Porselende üretimiş elektro porselen nesneleri kullandım. Yerleştirmede fabrikaya ait kağıt dökümanlarda yeralıyor. Aynı zamanda serginin içerisinde bir kazı raporu metnim bulunmakta. hazırladığım bu kazı raporu ‘‘Yarımca Porselen Fabrikası Güney Saha Açması’’ adıyla sergilenmekte.

Serginin ikinci bölümünü manipüle edilmiş fotoğraflar oluşturmakta. ilk bölümde bir arkeolog kimliği ile Yarımca porselen kalıntılarına odaklanırken, ikinci bölümde ise 1960’lı yılların ortalarında yaşayan bir Yarımca Porselen kadın işçisi kimliğiyle, o yıllara ait hatıralarımı paylaşmaktayım. ‘‘68 Hatırası I,II, III, ‘’ adlı manipüle edilmiş fotoğraflarda fabrikanın kuruluş yıllarında çekilmiş fotoğraflardan yararlandım. Bu fotoğraflarda kendimi bir Yarımca Porselen çalışanı, işçisi olarak tanımladığımı söyleyebilirim.

Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı?

Bu proje, Yarımca Porselen tarihine ilişkin teorik araştırmalarım hala devam etmekte. Hayalim Türkiye endüstri tarihine ilişkin dokümanter bir sergi gerçekleştirmek. Bu noktada, araştırma sürecine destek veren Yarımca Porselen eski çalışanlarına, Kamil Günay’a ve özellikle Türkiye’de benzeri zor görülür bir sorumlulukla fabrikaya ait belgeleri, fotoğrafalrı, yıllarca saklama gayreti gösteren, Sadık Çayır’a çok teşekkür etmek istiyorum.