Tarihin temize çekilmesi; Milli Tarih”

Tarih ile bağı Malkoçoğlu, Kara Murat, İstanbul’un Fethi gibi destanlaştırılmış olaylar ve şahıslar üzerinden şekillenenlerin, hakikatin kıyısından kenarından geçmeyenlerin tarihidir Milli Tarih. Diğer adıyla “Resmi Tarih”

Gündelik hayatın her alanında bizi kendisine çağıran, aksi istikamette yol alanları yok eden ‘Resmi Tarih Otoritesi’, onu tek ve doğru bilgi olarak sunan kültürel ve politik aktörlerin gücü ile güçlenmiştir. Otoriter tarih, muhtelif araçlarla (konsepsiyonel edebiyat, popüler televizyon dizileri vs.) tarihin bilgisini saptırıp, adeta tarihin yeniden inşasına soyunmuştur. Neticede bir simülasyon tarih romantizmi ortaya çıkmaktadır! Tarihin bilgisi tarihten soyutlanıp, önüne “resmi” sıfatı aldığında, doğal olarak çeşitli sosyal yaptırımlar üretir. Sorgulamak, eleştirel tutum ve hesap verebilirlik gibi tarih biliminin en temel prensipleri yok olma tehlikesi ile baş başa kalır. Bir diğer tehlike ise, hâlihazırda bulunan dışlama kültürünün iyice derinleşmesi ve dışlayan-dışlanan çekişmesinde ‘gerçeğin’ tahribata uğraması!

Fakat bu noktada küçük bir parantez açıp dışlama kültürünün üzerinden geçmemiz gerekiyor. Dışlama kültürü bir dizi komplike ilişkiler barındırır: Dışlayan dışladığının ne kadar dışındadır? Dışlayan dışlarken kabul edilmiş mi hisseder? Dışlamaya bilinçli bir iradenin etkisi nedir? Dışlamaya katılan bireylerin ret ve kabul ölçütleri ne kadar tutarlıdır? Yoksa birey toplumsal, kurumsal veya kişisel konumunu sürdürmek yâda sosyal uyumunu garantilemek için mi böyle davranır? Dışlama kültürünü daha iyi özetlemek için Sartre’ın Yahudi Karşıtlığını nasıl çözümlediğine bakmak faydalı olacaktır. Sartre’a göre Yahudi karşıtlığı; Yahudi karşıtının kendisiyle ya da içinde bulunduğu durumla ilgili alçaltıcı bulduğu şeylerin sorumluluğundan kendini kurtarmasına yardımcı olur. Yahudi karşıtı, dünyanın yanlış yâda eksik bir düzen içinde olduğunu keşfetmekten korkar. Çünkü o halde bir şeyler geliştirmek yâda değiştirmek gerekecektir. Bunun sonucu da, insanın acı verici ve sonsuz bir sorumluluğu sırtlayıp, kendi yazgısının efendisi olarak ortaya çıkmasıdır. İşte bu yüzden Yahudi karşıtı, bütün sorumluluğu Yahudi’ye yükler.

İslam dünyasında -genel olarak Doğu toplumlarında- cinselliğin kutsal bir yapısı vardır. İlişki biçimleri “saf” ve “saf olmayan” olmak üzere ikiye ayrılır. Saf olmayan ilişki biter bitmez üstü kapatılır, unutulmaya çalışılır, konuşulmaya değmez. Saf olmayan ilişkide onur, bir şey yapmakla değil, yapılan şeyin görülmesiyle kaybedilir. Saf olmayan eşcinsel ilişkinin en meşru hali, ataerkilliği doğrudan besleyen oğlancılıktır. Oğlancılık; Grek kültürü de dâhil, tüm Doğu coğrafyasında belirgindir. Fakat alt kültürel örgütlenmesi oldukça zayıftır. Eşcinsel ilişki olarak tanınmadığı gibi ataerkilliği de besler, hatta onun aracılığıyla gelişir. R.W.Connell’ın “hegomonik erkeklik” te bahsettiği gibi; erkek hegemonyası, erkeklerin kadınlar üzerindeki hâkimiyet çabasıdır, oysa hegomonik erkeklik ise başta kadınlar, çocuklar, zorla oğlanlaştırılmış erkekler, erkekliğin diğer olağan biçimleri ve hatta erkekler üzerinde uygulanan bir hegemonyadır. Bu sebeple Doğu toplumlarında oğlancılığa kısmi bir özgürlük tanınmıştır; yap ama gizle!

Cinsellik, “sahip olmanın” en keskin aracıdır. Oğlancılık ise “sahip olan erkekler” için güce güç katan bir ilişki tarzıdır. Hegemonik erkeklik, iktidarsız erkeklere de ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacı karşılamak için zorla oğlanlaştırılmış erkekler toplumsal alanın dışına itilmezler, aksine içindedirler. Merkez tarafından çekilen oğlanlar doğal olarak şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalırlar. Osmanlı İmparatorluğu’nda, haremde gerçekleştirilen cinsiyet değişikliği ameliyatları ve saray cenahında “oğlancılık” adı altında eşcinselliğin yaşandığı bilinmektedir.* Padişah’a hizmet amacıyla yetiştirilen iç oğlanlar ve hadım ağalar, Osmanlı’nın çeşitli düzeydeki yöneticilerinin minyatür ve tablolarına konu olmuştur. Eşcinselliğin yazılı izlerini ise “Bahnâme” (Divan edebiyatında cinsellik temalı şiirler), “Hamamnâme” yâda Enderunlu Fazıl Bey tarafından yazılmış olan “Hubabnâme” de bulabiliriz.

Sarayda yâda şatafatlı köşklerde yaşanan eşcinsel ilişki, toplumda gizlice yaşanan ilişkilerden daha meşru olarak kabul edilir. Çünkü onları koruyup kollayan Padişahlar yâda statü sahibi bürokratlar vardır. Fakat bu durum oğlanların dışlanmadığı anlamına gelmez. Toplumsal bir baskıya uğramasalar da durumları bir köleden farksızdır. Gündelik olağan işlerinde bir kölenin tedirginliğini, iradesizliğini, yalnızlığını ve geleceksizliğini yaşarlar. Murathan Mungan, Osmanlı’ya Dair Hikâyat adlı eserinde bir iç oğlanın alınyazısını dile getirir:

O küçük oğlan hayli yaşlanır

Şimdi titrek elleri zor süren mangallara

Yârli cezveleri

Bir konak artığının, hizmetkâr selamlığında

Orduda yaşanan eşcinsel ilişkiler, tıpkı saraydaki gibi bir meşruiyet taşır. Üstelik buradaki ilişki, haremdekinden farklı olup, savaş arkadaşlığı boyutundadır. Ordu mensupları bu tarz ilişkiler için atasözleri, deyişler dahi uydurmuştur:

Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur”**

Hamamlarda yaşanan eşcinsel ilişkileri ise Evliya Çelebi’nin Şam’daki Defterdar Hamamı tasviri üzerinden okuyabiliriz:

… Kime gönlünü vereceğini bilmeyen civanlar ile hiç araya katmadan koç kucağı edip nide sarıp sarmalaşıp dünya gamını unuturlar. Her an yakılan, ilk gelişimizde yeni çeri ağası bu hamamın camekânında eli sopalı iki yeniçeri yerleştirmişti. Dışarıdan olur olmaz insanlar gelip havuz içinde sefa eden âşıklara uygunsuz davranışlarda bulunmasınlar, hamamın kapatılmasına neden olmasınlar diye…”***

Eşcinsellerin kullanımına açık hamamlar sadece Osmanlı coğrafyasında değil tüm Ortadoğu’da yaygındır. Örneğin, Marakeş’de ki El Fre Camii yakınlarındaki bir hamam, eşcinsellerin önemli bir merkeziydi. Bu hamam 1800’lü yıllarda İngiliz bir turistin şüpheli ölümü neticesinde kapatılmıştır. Kayıtlarda ölüm sebebi kalp krizi olarak ifade edilse de tecavüze uğradığı ve soyulduğu belirtilmektedir.****

Yine Bahnâme’lerde, gündelik hayattan eşcinsel deneyimler üzerine çeşitli örnekler vardır: Bener Ahmet hamam tellağıdır ve her gün kazandığı parayı erkek sevgilisi ile yer. İmameci Kırbalı Ahmet eli yüzü düzgün, parlak, sohbeti tatlı biri olduğundan esnaf akşamcılarından yaka silkmiştir. Suride Ahmet, Kanuni döneminde dillere destan olmuş güzelliğiyle bir nevcivandır. Altınbaş Ali, Ayasofya civarında bir kahvede çıraktır. Şu koşma, Hamamizade İhsan Bey tarafından Altınbaş Ali için yazılmıştır:

Yanarak tutuştum bir deli gibi

Oğlanlar tekkesi kandili gibi

Kolların boynuma mendili gibi

Takmasam bir türlü, taksam bir türlü”

Ünlü şair Nedim’in şiirleri de dönemin eşcinsel temalarını barındırır:

Ben olsam bir de mutrip, bir de tarf-i cuy-bar olsa

Hoş imdi bir de farza bir cüvan-i şivekâr olsa”

(Benimle birlikte bir çalgıcı olsa ve bir ırmak kenarında olsak; örneğin yanımızda bir de işveli bir oğlan olsa)

Aşağıdaki şiir ise o dönemin zaptiyelerinden olan bir eşcinsele yazılmıştır:

Bin fettanın bir güzeli

Davutpaşa iskelesi

O kayıkçı kişmirînde

Gözler sürmeli sürmeli

Gümüş topuk ayaklara

Düşüp yüz göz sürmeli

Güzelliğin haşmetini

Kaşin çattıkça görmeli

Âşık olan merdaneler

Böyle bir merdi sevmeli

Buse-gahın iken o şahta ayak

Nasıl kıyarsın da atarsın dayak”

Gördüğümüz gibi, eşcinsel ilişki hem sarayda hem de saray tebaasında sıkça yaşansada bir o kadar lanetlenmiştir. Kozmopolit Osmanlı toplumunda iç içe geçmiş yargılar ve eğilimler bir arada yaşamaktadır. Eşcinsel ilişki, geçmişte Osmanlı’da olduğu gibi, bu gün de tüm doğu toplumlarında tam bir keşmekeş ve çelişki yumağına dönmüştür. Resmi Tarih, yaşanmış olayların üstünü örtemeye, içini boşaltmaya, yanlış tanıtmaya, hakikati çarpıtmaya devam ediyor. Eşcinsel aktörlere yapılan haksızlıkları unutturmaya, hatta daha acısı bu haksızlıkları birer destan anlatılarına çeviriyor. Fakat resmi tarih, resmi olmayanların tarihi ile yüzleşmekten kurtulamayacak. Haremdeki yalnızların sesi her çatlaktan sızıp gün yüzüne çıkacak.

Dipnotlar:

* Hubabnâme- Zekeriya Gün, Şark-İslam klasiklerinde Eşcinsel Kültür

** Murat Bardakçı- Osmanlıda Seks

*** Evliya Çelebi- Seyahatname

**** A.S CHIMITT, J. SOFFERJ-  Müslüman Toplumlarda Erkekler Arası Cinsellik ve Erotizm

Kaynakça:

1) Pınar Selek- Maskeler, Süvariler, Gacılar

2) R.W. Connell-Toplumsal Cinsiyet ve İktidar

3) Murathan Mungan- Osmanlı’ya Dair Hikayat

4) Hamamnâmeler- Agah Sırrı LEVEND, Divan Edebiyat

TEILEN
Önceki İçerikÖlümün Ambivalensi, Yas ve İkircikli Haller  
Sonraki İçerikSABAH SABAH BÜLENT ORTAÇGİL ve DİĞERLERİ
Barış Kılıç
1992 İstanbul doğumlu. Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. 2015 Ahmet Hamdi Tanpınar Deneme Yarışmasında Samuel Beckett’da Erişme Kavramı eseriyle dereceye girdi. Kent sosyolojisi, karşılaştırmalı edebiyat, kültür tarihi gibi alanlarda çalışıyor. Bazı yayın evleri hamalı, amatör müzisyen, profesyonel yalnız. İstanbul’da ikamet ediyor.