Recep İvedik ona biçilen “küçük adam” rolüne uygun davranmaz. Sorun, öncülü olan Kemal Sunal, İlyas Salman tiplemelerinde olduğu gibi boynu bükük, zavallı biri değil tam tersine aşırı tepki gösteren, hiç altta kalmayan bir karakter olmasındadır.

Recep İvedik, bir komedi filmidir, bir sanatçının, Şahan Gökbakar’ın yarattığı karakterdir. Dolayısıyla, aktörün kişiliğiyle, filmdeki Recep İvedik karakteri özdeşleştirilemez.

İtiraf etmeliyim, Recep İvedik’ten çok Recep İvedik’e gösterilen tepki ilgimi çekiyor. Oğlumla Recep İvedik5’i seyrettiğimiz sinema dönüşü karşılaştığım bir tanıdığın, küçümsemeyle “Oğlunu Recep İvedik’e mi götürdün?” diye yüzünü buruşturup anneliğimi yargılaması, üstüne bir de “Onları genelde Akp’liler izler!” diyerek “toplumsal ihanetimi” yüzüme vurması, Recep İvedik filmlerinin, sandığımdan daha ciddiye alınması gerektiğinin ilk işaretiydi.

Şimdiye kadar gişe hasılat rekorları kıran, “halkımızın” milyonlarcası tarafından izlenen filmlerin, gösterimleri sırasında yaşanan izdiham haberlerinin, hatta bilet kuyruklarındaki silahlı tartışma olaylarına dair “son dakika” bildirimlerinin ardından, yaptığım ilk ciddi araştırmanın sosyal medya olduğunu tahmin edersiniz. Facebook ve Twitter arkadaşlarımın yorumlarını, paylaşımlarını gördükten sonra derin ve tekinsiz sularda yüzdüğümü fark etmem çok uzun zaman almadı: Meğer, “mizah hiç bu kadar rezil duruma düşmemiş”; iğrenç bir filmmiş; ahlaksızmış; utanılacak bir ürünmüş; çocuklara kötü rol modelmiş; ancak “varoş sinema zevki” olanlar kendi seviyelerine uygun bu filmi seyrederlermiş; magandalığa, cahilliğe övgüymüş; “bir Türkiye’yi çürütme projesiymiş”(1)… Kısacası ve “kibarcası”, vay be neymiş bu film!

Keşfettiğim bu memleket gerçeği ardından, bir sonraki ciddi araştırmamın Google’lama olduğuna şaşırmazsınız sanırım, ne de olsa, Recep İvedik araştırmacısıyım. Maalesef, onca insanın önemsediği film hakkında dişe dokunur çok az malzeme – makale, araştırma, eleştiri, çalışma, artık ne derseniz – bulabildiğimi, dolayısıyla kendi izlenimlerimi burada neşretmeye talip olduğumu anlamışsınızdır!

Recep İvedik: Çok çirkin, itici bir karakter

Akdeniz-Orta Asya karışımı bir milletin gen havuzundan, Aryan ırk tipi komedi karakteri yaratılmasını beklemek, kanımca, zorlama olurdu. Charlie Chaplin, Woody Allen, ülkemizden İlyas Salman, Kemal Sunal, Şener Şen… vb. Hollywood veya Yeşilçam ölçütlerinde “jön” değiller. Şahan Gökbakar’ın abartmış olduğu söylenebilir ama bu bir komedi, komedilerde abartı, karikatürize etmek esastır. Bitişik kaşlar, göbek, bol sakal, epey bir kilo, bir o kadar kıl, bir de vücudu sımsıkı saran, bir düğmesi patladı patlayacak hep aynı gömlek… Yürüyüşüyle, mimikleriyle, konuşma tarzıyla, aksanı ve sesiyle, filmin başından sonuna merkezinde olan ve izleten, Gırgır dergisi sayfalarından çıkmışçasına başarılı bir anti kahraman…

Recep İvedik: Kaba kuvvete, bel altı küfürlere, argoya bel bağlayan, kolaycı bir mizah

Komedi filmlerinin pek çoğunda, Charlie Chaplin’den tutun Mr Bean’e, ülkemizde İnek Şaban’dan Şener Şen’e, Batılıların “slapstick” dediği sözel olmayan, kaba ya da aptalca olarak niteleyebileceğimiz fiziksel hareketlere, durumlara yer verilir. İnsan doğası, bilinçli veya bilinçsiz karakterlerin düştüğü bu komik durumlardan zevk alır, bunlara güler. Kendi adıma, tüm dünya televizyonlarında gösterilen -“eşek şakası” diye niteleyebileceğimiz – bebeklerin ayaklarının kayıp düşmesi, evcil hayvanların zavallı durumlara sokulması, beklemediği anlarda sahte örümcekler, yılanlar… vb. gösterilen insanların korkuyla sıçraması gibi kamera paylaşımlarından oluşan “gülmeceyi” çok daha acınası buluyorum.

Recep İvedik filmlerinde el-kol hareketlerinin, çocukça tekerlemelerin, küfürlerin, argonun bol kullanılmış olduğuna, bunların kimi zaman tekrara düştüğüne katılıyorum. Benzer öğeler, Hababam Sınıfı’nda, İnek Şaban’larda, Cem Yılmaz filmlerinde de kullanılır. “Argo” kullanımı, işi dil olan mizahçılar tarafından –  hedef kitlelerine, sınıfsal konumlarına bağlı olarak – sıklıkla başvurulan bir yöntem olmakla birlikte dozajı, her zaman tartışmaya açıktır. Örneğin, Recep İvedik2’de yerli yersiz, çok sık kullanılmış bu tür öğeler dolayısıyla mizahın ve filmin zayıflamış olduğu kanaatindeyim, ancak sırf argo kullanımı üzerinden bir filmin değerlendirilmesi yapılabilir mi, emin değilim.

Recep İvedik: Saldırgan, görgüsüz, cahil ama aşırı özgüven sahibi

Sloganı, “Agresifim! Kompleksliyim!” olan bir film karakterinden uysallık bekleyemeyeceğimiz açıktır sanırım. Recep İvedik’in çok sık başvurduğu, uzun diyaloglarla karşısındakine had bildirdiği sahnelerin filmi sıkıcı hale getirdiği, tekrarların karakterin iticiliğini artırdığı kanısındayım. Ancak okuduğum eleştiri ve yorumlardan anladığım kadarıyla mesele bundan daha öte, başka bir noktada düğümlenmekte: kimi eleştirmenler filmin karakteriyle iktidar partisi ve destekçileri arasında paralellikler kurmakta, karakterin saldırganlığının okumuş eğitimli insanları, beyaz yakalıları, kısacası ülkenin demokrasi ve seküler yaşamdan yana “elit” kesimlerini, halkın gözünde “yıpratma” amacı güttüğünü düşünmekte. Burayı biraz daha açmadan önce, işte tam da bu noktada, başka bir eleştirinin, yani Recep İvedik filmlerinin toplumsal eleştiri bağlamında bir mizaha sahip olmadığı yönündeki görüşlerin, doğru olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse mesele, mizah oklarının olmamasında değil, nereye, hangi toplumsal kesimlere yönlendirildiğinde yatıyor.

Fatih Yaşın’a göre, Recep İvedik, toplumda “elit” olarak görülen pek çok mekana gider ama “tüm bu ortamlarda mekanın dokusuna uyumsuzluğu çiğ bir zenofobi eşliğinde gözümüze sokulur. Recep bu uyumsuzluğu mahcup bir boyun eğmeyle geçiştirmez, talep eder, talebi karşılanmazsa mekânın müesses nizamını bozar…”

Bence Fatih Yaşın, algıda seçicilik yapmakta. Örneğin, içlerinde en başarılı bulduğum Recep İvedik3’te, bunalımda olan Recep, komşu teyzelerin önerisi üzerine cin çıkartmak için bir hocaya gider, bu sahnedeki diyaloglardan üfürükçü hocayı ve metotlarını desteklediği çıkarımına varamayız. Yine öneri üzerine gittiği psikiyatristte, doktorun muayene süresi dolduğu için teşhisini söylememesi ve seanslar için fahiş ücretler istemesi üzerine saldırganlaşması da sağlık sektöründeki  “kimi uzmanların” halk sağlığını ticarete dönüştürmüş olduğu gerçeğini değiştirmez. Başka bir deyişle Recep, “satire” denen, toplumsal gerçekleri “hiciv, yergi” kullanarak eleştirmek işlevini yerine getirir, sadece alışık olmadığımız şekillerde yapar. Üniversitede, ders anlatan profesörün Recep İvedik’in yanındaki genç kızı, yani öğrencisini, hiç de profesyonel olmayan bir şekilde azarlamasıyla karakterimizin saldırganlaşması, hicvin haksız olduğu anlamına gelmez.

Görüldüğü gibi, Recep İvedik ona biçilen “küçük adam” (2) rolüne uygun davranmaz. Sorun, öncülü olan Kemal Sunal, İlyas Salman tiplemelerinde olduğu gibi boynu bükük, zavallı biri değil tam tersine olur olmadık yer ve zamanlarda aşırı tepki gösteren, hiç altta kalmayan, kimi zeka ve bilgi içeren repliklerini, argoyla, el kol hareketleriyle, bağırıp çağırarak ortaya koyan bir karakter olmasındadır. Nadiren küfreden, hemen arkasından da başını sallayıp masume gülümsemesiyle unutturan, güler yüzlü İnek Şaban hiç değildir. (3)

Recep İvedik: Bir “çürütme projesi”

1970’lerin Türkiye’sindeki köyden kente göçle tanıdığımız çekingen “küçük adam” şimdi yerini 2010’ların kentlerinde, varoşlarında yerleşik, kentli kültürü tam olarak özümsemiş olmasa da, en azından kendi mahallesinde yabancılığını atmış, özgüveni daha yüksek, küreselleşen ekonomiyle birlikte birer tüketiciye dönüşmüş bireydir. Recep’in nenesi bile playstation oynar, kendisi kopya VCR filmleri satın alır, bunların sinema sektörüne ve sanatçılarına verdiği zararı bilir, satanları eleştirir. Her ne kadar eğitimli olmasa da Vanilla İce generation’larını, Margaret Teacher gibi davranan teyzeleri yerer, otel tuvaletinin üzerindeki İngilizce yazıyı okuyamaz ama İngilizce cümleler patlatır.

Recep İvedik karakterinin değerleri yok mudur? Tam tersine, kimi zaman saldırganlığıyla ve aşırı özgüveniyle bunları da öne çıkarır. Sıkıcı ve elit bir partide Dj kabinine geçer, Batı müziği yerine, çaldığı oyun havalarıyla herkesi kendinden geçirir. Merttir, duygusaldır, dostluğa önem verir, kadınlara karşı cinsiyetçi tavırları minimaldir. İçinde yaşadığı toplumu, sistemi, ülkeyi sorgulamak gibi dertleri yoktur ama mahallesi için, komşuları için, nenesi için, unutulmuş görünen bir takım değerler için mücadele eder. Kısacası, iyi kalpli biridir. Recep İvedik1’de bulduğu bir cüzdanı sahibine ulaştırabilmek için İstanbul’dan kalkıp Antalya’ya gider. Recep İvedik2, nenesinin isteklerini, kendisinden “adam olmak” yönünde beklentilerini cevaplamaya yöneliktir. Recep İvedik3, nenesinin ölümü üzerine içine düştüğü bunalımdan, yalnızlıktan, memleketlisi olan genç bir kızın yardımıyla kurtulma çabasını işler. Recep İvedik4, mahallenin çocuklarının futbol oynadığı arsanın müteahhite kaptırılmaması için Survivor’a yarışmacı olarak katılmasının hikâyesidir. Recep İvedik5’se komşusu bir uzun yol şoförünün vefatı üzerine, onun tamamlayamadığı işi bitirmek ve eşine yardım amacıyla Genç Milli Takımını uluslararası bir yarışmaya götürmesi ve sonrasındaki gelişmelere odaklıdır.

Recep İvedik, görgüsüz ve kaba bir karakterdir ama artık bireydir ve sahip olduğu değerler için mücadele eder, bu mücadelede onu küçümseyenlerden, haksız ve yapay bulduklarından saldırganlığını esirgemez. Bunların içinde her tür kesimden insan vardır.

Recep İvedik:“Faşizan”lığın Temsili

Recep İvedik fimleri, karakter merkezli ve bu karakteri farklı ortamlarda, bir olay örgüsüyle sundukları için karakterin değişimi, dönüşümü söz konusu değildir. Senaryoda daha iyi bir dünya öngörüsü yoktur, ancak kaba kuvvetle bir takım sorunlar çözüme ulaştırılırken bunların savunulduğuna, arkalarında planlı bir düşünce sisteminin olduğuna dair göstergeler de yoktur. Örneğin, Recep İvedik5’de, daha lezzetli olacağını düşündüğü için kuru fasulyenin içine motorin yağı koyduran Recep’in cahilliğinin ve sorumsuz özgüveninin sonuçları, son derece açıktır. Seyircinin bu cahillikten etkilenip gerçek hayatta taklit edeceğini, cesaret bulacağını iddia etmek yersizdir.

Yine, serinin aynı filminde, takım koçunun ağzını tıkayarak susturan, ev hapsinde tutan Recep İvedik’in, otuz kırk yaşlarındaki kamyon şoförleriyle birlikte, yalan dolanla, hileyle, spora ve sporcuya yakışmayan yöntemlerle, Türkiye takımına madalyalar kazandırması ibretliktir. Filmin, Türk Bayrağı ve marşlarıyla sona ermesi, aklı başında herkes için buruktur, ironidir, sevinilecek ve övünülecek hiçbir “milliyetçi, İslami” yanı yoktur. Tam da bu yüzden Recep İvedik5, faşizmin açık eleştirisidir, savunusu değil! Dolayısıyla, bu faşizm parodisinin, Akp tabanına sevimli görüneceği temelsizdir.

Recep İvedik: Niçin popüler?

Recep İvedik filmlerinde en azından “sıcaklık” vardır: bu ülkenin insanları, küfürleri, argosu kullanılır, buranın gerçekleri hicvedilir. Amerikan sit-comlarının üçüncü derece taklidi TV dizilerinden ya da Batı taklidi yapımların suya sabuna dokunmayan örneklerinden değildir. Moderndir, günümüz Türkiye’sine aittir. Gergin günlerden geçen ülkenin parodisini sunarken, beğenelim veya beğenmeyelim, popüler yöntemlerle, insanların gülme ihtiyacına karşılık verir.

Recep İvedik, bir komedi filmidir, bir sanatçının, Şahan Gökbakar’ın yarattığı karakterdir. Dolayısıyla, aktörün kişiliğiyle, filmdeki Recep İvedik karakteri özdeşleştirilemez. Filmi, planlı bir komplo olarak görmek, bir politik partinin ajandasıyla ilişkilendirmek, kanıtların olmadığı yerde, haksızlık olur. Sadece “lümpen” çevrelerde değil, her yerde, her tür toplumsal kesimde birbirine saldırmaya hazır, birbirini hiçbir şekilde dinlemeyen, görgülü olduğunu zannedip kendi gibi olmayana, kendi gibi düşünmeyene hiç de komik olmayan hakaretler savuran, ötekileştiren faşizan karakterler mevcuttur.

Yetenekli genç bir aktörün ve yönetmenin, ileride daha nitelikli, duyarlı işlere imza atmasını dilemek; Recep İvedik karakterinin, günümüz Türkiye’sinin toplumsal-kültürel konjonktüründe karşılık bulmuşsa, nedenlerinin, bu yazının sınırlarına sığamayacak daha uzun bir çalışmada, uzmanlarınca incelenmesi, bence daha yapıcı bir yaklaşımdır.

Referanslar

  1. – Fatih Yaşlı (26 Şubat, 2017), Abdülhamid Han’dan Recep İvedik’e, Birgün, s.3
  2. – Ali Şimşek (9 Ocak, 2008), Erken Bir Yazı: Rövanşcı Recep İvedik 2, www.birgun.net
  3. www.emineucarilbuga.blogspot.com
TEILEN
Önceki İçerikJohn Holloway: Her Birimiz Çatlaklarla Doluyuz!
Sonraki İçerikCervantes’in İstanbul Macerası : Efsane mi Hakikat mi?
Filiz Elasu
Marmara Üniversitesi İngilizce Ekonomi bölümünü bitirdi, Brighton Üniversitesi’nde Felsefe Yüksek Lisansı yaptı. Londra Üniversitesi’ndeki lisansüstü mesleki eğitimin ardından İngiliz devlet okullarında öğretmen olarak çalıştı. 2006’dan beri radyo programcılığının yanısıra çeşitli dergiler için makaleler yazdı, röportajlar yaptı, öyküleri edebiyat dergilerinde yayınlandı. İlk romanı Oyun 2012’de, ikinci romanı Gezi Apartmanı 2014’de yayınlandı, İstanbul’da yaşıyor.