Dostoyevski, kendi çapından dışarı taşmış bir yazar. Bahtin de öyle. İkisinden öğreneceğimiz çok şey var. Aşk, Özgürlük, Yazı, Kötülük, İnsan, Ruh, Devrim ve Sosyalizm… Bahtin ve Dostoyevski, iki dalda birbirlerine bakan alaca kuşlar gibidir. Dostoyevski kahramanlarının kendilerinin bizim üzerimizdeki etkisinin hiç yitmemesi. Bahtin’in, beden ve yazıyla ilgili felsefi açılımlarının yaratıcılığa katkısı. Benim bir içim var bir de dışım, Bahtin diyor ki, bu iç ve dış yazıya nasıl etki eder? Bu ilk çağrışımdır belki de dil felsefesinde, ete kemiğe yazı sindirmek açısından.

Öte yandan, Dostoyevski’yi neden hala okuyoruz? Neden yolumuz hep ona çıkıyor? (Benim çıkıyor, sizin çıkıyor mu bilmemem) Dönüp dolaşıp neden kapısını çalıyoruz? Bu soruları tüm açıklığımla soruyorum, bunların cevabını bulmaya çalışıyorum. Benim okur olarak sizden pek bir farkım yok, uzmanda değilim bu konuda. Okur olarak sadece okumak yetmiyor, okurun okuduğu yazarla ilgili kendisine sorular sorması gerekiyor, ya da o sorduğu sorularla mücadele etmesi. Ama sadece Dostoyevski bazında da bakmamak gerek belki bu meseleye.

Dostoyevski özgürlük konusunda insanın önüne acıyı ve yazgıyı ortaya koyuyor. Bahtin ise bedenin tüm varyasyonlarının bitip tükenmek bilmeyen bir heterojenliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Yani sözcelemi toplumsal bir örgütlenmenin olanağında ele almasıyla özgürlüğü getiriyor. İkisi de, herhalde, özgürlüğe acıyı göze alarak, yaklaşabileceğini söylüyor. Bizde özgürlüğü kendimize mesele edinmişsek o zaman okuyacağımız yazarların başında ilk olarak Dostoyevski, sonra Bahtin geliyor. Özgürlük, Dostoyevski’nin başat problematiklerinden biri. Berdyaev’in çok güzel yakalayışıyla Dostoyevski özgürlüğü insanın acısı ve yazgısıyla beraber canlı tutmaya çalışır. Ve bu özgürlük onda zorlama ile değil, ruhta meydana gelmelidir. Onun kahramanlarının çoğu sınırsız bir özgürlükle ve özgün söylemleriyle ruhlarının hürlüğünü yaşatmaya çalışırlar. Çoğu da işi bazen keyfiyete vardırır. Sınırsız bir özgürlüğün yıkıma vardığını gösterirler. Farklı bir özgürlükler yaşarlar, içsel olarak devrimi hissederler. Berdyaev, Dostoyevski’deki özgürlük kavramı için, insan özgürlüğünün sınırları olduğunu ve keyfi olarak ele alındığında felaket getireceğini söyler. Akıl dışı özgürlük için ve iyilik için yapılan her mubah eylemin sonucu yıkım olur. Bu minvalde bir tür zorba özgürlük yönelimi, kötülükten başka bir şey getirmez. Çünkü sadece özgürce yapılan eylemin iyilik getireceğini zannedersek, özgürlüğü o anda yok etmiş oluruz. Berdyaev şöyle der, “Ona göre, özgürlük yolu, giderek keyfi davranışa dönüşür ve soysuzlaşır; sırasıyla keyfi davranış kötülüğe, kötülük de suç işlemeye götürür insanı”(Berdyaev, 1984: 67: 68). Dostoyevski, en bilindik haliyle bunu Raskolnikov’un işlediği cinayette betimlemiş, göstermiştir. Raskolnikov’un, kişiliği yıkılmıştır. Ama, onun savunduğu özgürlük eşitlik amacıyla da olsa insanların ruhunun köleleştirildiği bir özgürlüktür. Ve fakat, Dostoyevski’nin istediği özgürlük söylemlerin susturulmadığı, hoşnutluğun ve iyi amacın yok sayılmadığı bir özgürlüktür. İşte, çok sesliliğin ortaya çıktığı bu yerde Bahtin devreye girer:

Dostoyevski’nin bütün eserleri anında ve eş anlı olarak duyma ve anlama becerisi çoksesli romanı yaratmasını mümkün kılmıştır, eşine ancak Dante’de rastlayabileceğimiz bir beceridir bu. Dostoyevski’nin döneminin nesnel karmaşıklığı ve çoksesliliği, déclassé entelektüelin ve toplumsal gezginin konumu, hayatın nesnel çok-düzeyliliğine derin biyografik ve içsel katılımı ve son olarak dünyayı etkileşim ve bir arada yaşama kapsamında görme becerisi – tüm bunlar Dostoyevski’nin çok sesli romanının yeşereceği toprağı hazırlamıştır.” (Bahtin, 2004: 80)

Bahtin’in, bu yazdıkları Dostoyevski’nin yapıtının “polifonik” niteliğine işaret ediyor. Aslında çokseslilik farklı uluslar değil, farklı sosyal sınıf katmanlarına ait kişilerin söylemleridir. Belki burada net bir şey söyleyebiliriz: Bahtin’in, Dostoyevski romanlarına dair ortaya koyduğu heteroglassia kavramını yani, çoksesliliğin roman tarihi için yarattığı devrimi ancak, Dostoyevski’nin, yapıtıyla haşır neşir olan insan anlayabilir dersek fazla ileri gitmemiş oluruz umarım. Öte yandan Dostoyevski, yapıtını bir özgürlük alanı olarak gördüğünden ki, bu yüzden o çokça sayfalı romanları yazmıştır, yani romanı ve roman yazmayı bir özgürlük alanı olarak görmüştür, ebatları büyük kurgulamıştır. Nitekim dört büyük romanı da böyle ortaya çıkmıştır, bir bakıma. Yapıtındaki insanın da bütün çıplaklığıyla özgür olmasının ancak sınırlara ya da Bahtin’in deyimi ile “eşik”e varmasını gösterir. Ve bu eşik, ancak büyük çaplı romanlara yaraşır. Bütün her şey bu eşikte olur, pat oradan pat buradan bir yabancı biri gelir veya yoksul bir çocuk çıkar (İppolit, Budala) herkese alabildiğine ahlak, yaşam, ölüm dersi verir. İşte o zaman çokseslilik, Bahtin’in ve Dostoyevski’nin çoksesliliği olur.

Bahtin’in Dostoyevski Poetikasının Sorunları’ndan sonra (2004), Dostoyevski’yi Türkçe okumaya çalışan biz zayıf hafızalı modernler, artık farklı şeylere odaklandık sanırım. “çok seslilik” ya da “çok dillilik” kavramları çerçevesinde, Dostoyevski’nin yapıtının sınırsız özgürlüğünü daha çok hissederek, algısal olarak değişikler yaşamak kaçınılmaz. Örneğin Dostoyevski’nin yapıtının ardındaki insanla diyalog kurmaya, onu anlamaya, ona nüfuz etmeye çalışmak arada bir Bahtin’i yanımızda hissetmemize yol açar. Kuşkusuz basit anlamdaki her okur, bir yazarı farklı şekilde okuduğu için bu ilişkiler biçim değiştirebilir ki, zaten değişiyor. Dolayısıyla, Dostoyevski okumalarında da durum aynıdır. Bahtin, 1925 yılında ilk Dostoyevski metinini yazmaya başlar. Kültür komiseri, Lunçaraski’nin bu yazıya yönelik övgü dolu yazısına rağmen bazı şeyler ters gider ve yer altı örgütüne üye olma sebebiyle Bahtin 1929’da tutuklanır, özgürlüğü kısıtlanır. Medvedev, Voloşinov’la beraber, Bahtin ve çevresi diye bir şey kalmaz. Ama bu oluşumun kendi içinde yenilikçi ve özgürlükçü düşüncelere sarıldığını ifade etmeden geçmeyelim. Özellikle sanat ve sosyoloji alanlarında. Bahtin, hapis ve sürgün yıllarından sonra kemik iltihabı yüzünden kronik bir hastalık geçirir ve bir bacağını kaybeder. Yıllar sonra, 1950’de Moskova’ya döner. Felsefeden, dilbilime, dilbiliminden edebiyat kuramına dek geniş bir çerçeveye yayılan ilgisiyle entelektüel Bahtin’in, Dostoyevski ile yakınlığı duyumsallık ve duyarlılık olarak dilsel yapılanmanın olanağında tümel, özdeşlik, tikel, toplumsal ve bireysel bağdaşıkla ilgilidir. İkisi de sürgüne gönderilir, ikisi de yer altı sosyalist bir örgüte üye olmaktan toplumdan dışlanır. İki yazarın politik olarak ele aldığı özgürlük kavramı idealist olarak değil, yöntem bilimsel olarak önem kazanır. Çünkü eylem kavramının bunda büyük etkisi vardır.

Diğer yandan, özgürlük söz konusu olduğunda, Bahtin’in bireysel ilişki olarak ele aldığı iç diyalojik unsurun oluşması için, bireysel olarak roman türünde kahramanın bir öz bilinci olması yeterlidir. Ve kahramanlar yazardan göbek bağını koparması, özgürleşmesi gerekir. Bir nevi bilincin bütün açıklığıyla kendini salmasıdır bu. Bahtin’in, Dostoyevski’de gördüğü şey de budur. Kahramanın kendi bulunduğu noktadan konuşması gerekir ve kendi sorularını sorması gerekir ki bu da yorum bilimsel ve yöntem bilimseldir. Bahtin şunu söyler: “Dostoyevski’in romanı bunun için sunulmuş zaman ve uzam düzlemidir”. Aynı zamanda kahramanlar yazardan göbek bağını koparmış şekilde kendi sorularını sorarak, kendini dışsallıkla tanımaya çalışarak, bu yorumbilimsel ilişkiye girerler. İşte, özgürlük burada roman kahramanın kendisinin özneliğinin dışa vurulması olarak iç diyalojikleşir. Kendisi ve ötekisi ikili bir diyalektiğe girer böylece. Dışsallık, ap açık hale gelir. “Bir karakterin öz bilinci Dostoyevski’de tamamen diyalojikleşmiştir: Her veçhesiyle dışa dönüktür, yoğun bir şekilde kendisine, bir başkasına, bir üçüncü kişiye hitap eder. Kendine ve ötekine yönelik bu canlı hitabın dışında kendi kendisi yoktur. Bu anlamda Dostoyevski’de kişinin bir hitabın öznesi olduğu söylenebilir. Onun hakkında konuşulamaz; yalnızca ona hitaben konuşulabilir.” (Bahtin, 2004: 336). Bahtin’den yaptığımız bu alıntıya ilgili, Karamazov Kardeşler’deki meşhur bölüm, Büyük Engizisyon Yargıcı (İsa ve Deccal) bu bağlamda okunabilir… İsa’nın savunulması, İvan’ın öz bilinci ile yapılır. İsa, susar. İvan, konuşur. Dostoyevski asla, İvan’ın sesini bozmaz, ona müdahale etmez. Bu diyalojik bir etkinliktir. İnsanların ve düşüncelerinin çok yönlü olması nedeniyle varlık ve yokluk kavramı arasındaki gerilim mümkün mertebe peşimizi bırakmayacaksa o zaman mümkün dünyalara girmeye devam etmeliyiz. O halde Bahtin ve Dostoyevski’nin yapıtları danışıklı dövüş içerisindedirler, bir olmadan bir diğeri de olmaz. Onlar aslında dönemsel olarak uzak olsalarda, bir bütündürler. Biri romanda devrim yapmıştır, diğeri yazıda ve dilde. İkisi aralarında konuşurlar, bizden habersiz. Sadece hissetmek ve duyabilmek önemli, bu konuşmayı. Bahtin’in dile getirdiği, heterologssia yani çok dillilik maalesef kendi sosyal konumu için pek geçerli olmadı, Stalin rejimi kendisini özgür bırakmadı. Buna rağmen, o Dostoyevski’nin kahramanlarının (Raskolnikov, Nastasya Flipovna, Mişkin, İvan, Mitya…) birbirleriyle hiçbir engel tanımadan konuştuklarını gördü. Sovyetler Birliği rejimi ise onu susturdu. Ama o aslında Dostoyevski romanlarında alabildiğine hissediliyor, en azından okuduğumuzda eğer Bahtin’in felsefesine ilgiysek. Üstelik İvan’la, Mitya’yla, Mişkin’le beraber. Yazımızı Zweig’ın bir temennisiyle bitirelim, “Keşke Bahtin Dostoyevski Romanlarında yaşasaydı, düşünceleriyle, söylemleriyle, özgürce…”

Kaynak: Bahtin, M. M. (2004). Dostoyevski Poetikasının Sorunları. (Çev. Cem Soydemir). İstanbul: Metis.

Berdyaev, N. A. (1984). Dostoyevski. ( Çev. Ender Gürol). İstanbul: Adam.

TEILEN
Önceki İçerikNeslican Tay, deprem ve seküler dünyanın dünyasallaşma rüzgârına kapılanlar
Sonraki İçerikSIRADAKİ…
Övünç Demiray
1986 Yılında Sivas’ta doğdu. 2007 Yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümünü kazandı. 2010 Yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü kazanarak 2013 yılında mezun oldu.2014 Yılında, Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat Dalında Yüksek Lisans kazandı. Halen eğitimini sürdürüyor.