Bir Fotoğraftan Kısa Anılar… – 2

1991 yılının, Nisan ayıydı. İzmir’den, İstanbul’a İstanbul Film Festivali’ne gitmiştim. Giovanni Scognamillo’yla, Beyoğlu’nda tanıştım. Lakabı, ‘Beyoğlu Kontu’ydu ama benim gözümde, bir ‘Şövalye’ydi ve beni sarsan bir sinema belleği vardı. Hatırlıyorum; Bir Levantenin Beyoğlu Anıları kitabını su içer gibi okumuştum. Türk Sinema Tarihi kitabı zaten ders kitabımdı. Dostluğumuz, 2016 yılında vefatına kadar devam etti. O dostluğa, neler sığmadı ki? George Lucas’la çıkarmış olduğu fanzin dergisinin konuşmaları mı? Editörlük yaptığım dönemde; Canavarlar Yaratıklar Manyaklar, Batı Sinemasında Türkiye ve Türkler kitapları mı? Yoksa Aşk ve Korku kitabını [kapak fotoğrafı tabii ki büyük üstad Ara Güler’e ait] ısrarım üzerine asistanlarından biri olan Aylin Ünal’ın kaleme alması mı? Ya da her sabah, belli saatlerde Ayşe Şasa ve Rekin Teksoy’un ev telefonundan onu araması ve o konuşmalarını anlatması mı? Ağah Özgüç, Metin Demirhan ve benim Gio’nun evinde buluşup Türk sinemasına dair rengarenk hatıraların izini sürmek mi?

Hayatımda, O’nun kadar çalışkan çok az insan tanıdım. Misafirleri hiç eksilmezdi. Ne zaman evine uğrasam ya birileri vardı ya da birileri gelirdi. “Bu kadar gelip, gedin insanlar var. Ne zaman yazmaya zaman ayırıyorsunuz?” dediğimde, “Her şey aklımda, sabahtan öğlene kadar sıkı çalışıyorum. O da bana yetiyor” derdi. Korku sinemasının klasiklerinden vazgeçemediği için geceleri mutlaka o filmleri izlerdi.

Beni en derinden sarsan, hazırlamaya çalıştığı ve bir türlü bitiremediği, ‘Hayatımın Bin Filmi’ kitabıydı. ‘Hayatımın Bin Filmi’ projesini konuştuğumuzda, “vay canına” demiştim. Acaba kaçıncı filmi, en son yazmıştı? İşte bunu hep merak edeceğim. Galiba hayatım bu merakla geçecek. Çünkü hiç bir zaman o filmin adını bilmek istemiyorum. İçten içe en çok kıskandığım tek insan, Metin Demirhan’dı. Metin, Gio’nun çok yakın bir dostuydu ve Metin o zamanlar, Darkwood Sakinleri çizgiromanını çıkarıyordu ve Gio, onun en büyük destekçisiydi. Fantastik Türk Sineması ve Erotik Türk Sineması kitabını beraber yazmışlardı. Gio, Rekin Teksoy’u ve Metin Demirhan’ı kaybettiğinde çok sarsılmıştı. Aynı sarsıntıyı, Gio’yu kaybedince, bu defa ben yaşadım. Yaşadığım yıkım değil, bir enkaza dönüşmüştüm. Tam yirmi beş yıllık bir hikayeyi, kaybetmiş olmanın acısı çok sarsıcı oldu. Gio, bu hayatta seksen yedi yıl yaşadı. Hayatını, sanat eserine çeviren çok az insan gördüm. Gio’nun hayatı, bir sanat eseriydi. Biri çıkıp Gio’dan bahsetse, yirmi beş yıla sığdırdığımız cümleleri aklıma saldırır, konuşamam ve içimi ağlamak tutar. Çünkü kimse bana, O’nun gibi, ‘Ertekin’ demedi.