Grafiti ortaya koyabileceği yeni bir fikir veya estetik olmadığı müddetçe anlamsız geliyor bana. İşin sokakta olması için az çok bilinçli bir sebebin olması gerektiğini düşünüyorum.

Somon merhaba, bu söyleşiye zaman ayırdığın için öncelikle teşekkürler. Seni daha çok sokaklara yaptığın grafitilerle tanıyoruz.

Bizlere biraz kendinden, sanatından bahseder misin?
Merhabalar. Lowbrow, Pop Art, grafiti ve çizgi roman estetiğinin yanı sıra çeşitli tasarım prensiplerinden de faydalanarak dijital ve geleneksel tekniklerde pek çok iş üretmekteyim.
Gerek sokakta, gerek diğer alanlarda yaptığım işlerde, yaşadığımız çağdaş dünyaya paralel distopik başka bir dünyanın yerlilerini esprili bir üslupla yansıtmaya çalışıyorum. Kimi zaman bu dünyadan bazı hikayeleri, kimi zaman bu dünyanın içerisindeki bazı duyguları resmediyorum.

Daha çok nerelerde, kimlerle çalışıyorsun?
Elimden geldiğince tek bir bölgeye saplanmadan her yerde boyuyorum. Cihangir, Kadıköy, Erenköy gibi semtlerde işlerimle daha sık karşılaşabilirsiniz. Bölge ve duvar konusunda değişiklik olabiliyor, kompozisyon uğruna gözüme kestirdiğim en uygun duvar neredeyse o gece oradayım, aynı şekilde boyadığım kişiler de plana, programa göre değişiklik gösterebiliyor.

‘Rakun’ ile yakın arkadaş mısınız, birlikte yaptığınız işlerden bahsetmek ister misin?
Rakun ile aynı mahalleden ve aynı üniversiteden arkadaşız. Kendisi hem yakın arkadaşım, hem de beni grafitiye teşvik eden kişidir. Düşüncelerimiz ve izlediğimiz yollar benzer olduğundan gerek sokaktaki işlerimizde gerek diğer projelerimizde birbirimizden sık sık fikir alıyoruz ve bu fikir alışverişi ortaya çıkan işe de yansıyor. Güzel sonuçlar elde ediyoruz
Her ne kadar tarzlarımız birbirinden kopuk görünse de estetik kaygılarımız ortak. Beraber yaptığımız çalışmalarda bu açıkça görülebilir.

Grafitilerinde, tipografiden ziyade illüstre olana yönelişin dikkat çekiyor; bu işlerle uğraşan çoğu genç arkadaşın, yaptığı çalışmaları ‘grafiti’ başlığı altında düşünmesi ve üretiyor olmasının, yaratıcılığı, yaratıcılığın doğal edimini kısırlaştırdığı düşüncesindeyim, buna katılır mısın?
Grafiti ortaya koyabileceği yeni bir fikir veya estetik olmadığı müddetçe anlamsız geliyor bana. İşin sokakta olması için az çok bilinçli bir sebebin olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer söyleyecek, gösterecek önemli bir şeyin yoksa eline sprey boya almanın da pek bir anlamı kalmıyor. Kaldı ki grafiti, alt türleri ve geçmişiyle koca bir kültür, sanatçılar da kendi vizyonlarını, duygularını ve düşüncelerini katabilir. Grafiti tarihinde sanatçıların şehirler boyunca süren izleri, günümüze kadar böylesine çeşitli bir manzara yaratmış olmaları neyin grafiti olup neyin olmadığını, iyi ve vasatın ne olduğunu izleyiciye bırakıyor.

Bu aralar neler yapıyorsun, yayınlamak istediğin bir foto-zin’den bahsettin, bu projeyi bizlere biraz açıklar mısın?
Kafamda henüz netleşmemiş, yavaş yavaş şekillenen bir proje bu. Önceki işlerime nazaran daha kişisel ve deneysel olacak. Fikir, sokak sanatının ve basılı mecranın imkanlarını sonuna kadar kullanarak neler yapılabilir, bunu öğrenmek. Henüz paylaşabileceğim pek bir ayrıntı yok. Kaldı ki üretim sürecine tanık olan izleyiciler de projenin bir parçası olacaklar. Şimdilik bu kadarını söyleyeyim.

Söyleşi için çok teşekkürler, eklemek istediğin bir şeyler varsa, buyur.
Ekleyeceğim bir şey yok sanırım, grafitinin dışında kendimi yazılı olarak ifade etme fırsatını verdiğin için ben teşekkür ederim.

Ağustos, 2017.

TEILEN
Önceki İçerikSanat hayat olabilir mi?
Sonraki İçerikHaytanın İlmihali: LEE MARVIN
Erman Akçay
1982 İstanbul doğumlu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu, birçok farklı disiplinde işler üretmiş grafik sanatçısı, okur yazar, eleştirmen ve artizan.