Yazarlığını ŞİİR’le besleyen ROMANCI yok da, GÜNÜMÜZ ŞİİRİ o yüzden mi sadece şiircilere soruluyor. 27 yanıt + 11 yanıt daha. 38 cevap. Cevapçıların hepsi şiirci.

Beynini, sanatını şiirle besleyen, şiir okumadan edemeyen, şiir yazmayan, şairlikte hiçbir zaman gözü olmamış tiyatro yazarı, denemeci, yayıncı, senarist ve daha pek çok yazı emekçisini, kendiyle birlikte sakat bırakan bir POET’ler arenasında mı yaşıyoruz.

Şairim ben, eleştirmen değilim, bu soruları ŞİİR YAZMAYANLAR yanıtlasın, ŞİİR’le, okuyucu olarak ilişki kurmuş olanlar yanıtlasın,” dediği yok kimsenin. Oturuyor, döşeniyor uzun uzun.

Çakma edebiyat tarihçiliği şairlikten daha zevkli, daha kolay olmalı. Sanatçısın, ne şüphe, ayrıca paftasını, ölçeksiz krokilerini çözmek için kompetansının kapısını çalanlar var. Lezzetli!

Israrcı bir genç arkadaş, hazırladığı dergi için bir tarif istiyordu ısrarla. Şiirin tarifi elbette. Çok gençtim ben de, laf dinletemedim.

ŞİİR, BİR KİŞİLİĞİN, KENDİSİNİ YOĞURAN ANADİL ÜSTÜNDEKİ İZDÜŞÜMÜDÜR; GECİKMİŞ BİR BORÇ ÖDEMEDİR BU YÜZDEN; UTANDIRAN, RAHATLATAN.

Buna benzer bir şey yazdım gönderdim.

Çıktı mı çıkmadı mı hiç hatırlamıyorum.

İlham, sanatçıya baskı yapan bir uyarı, bir birikim ucudur. Ne yazacağını, neyi ne kadar yazacağını hazırlayıp bir paket halinde vermez elbette eline; ama tokatlar, kamçılar O’nu. Geldim gene ayağına, orda burda aratmadım, sayemde bir doğum yapacaksın az sonra, önce belki şekilsiz bir şey çıkacak içinden, al hemen kalemini, derhal otur piyanonun başına.

ŞİİR’in keşfedilişindeki, yaratılışındaki şaşırtıcılıklar, tüketilişindekilerin gerisinde kalıyor. Ay ay bütün dergileri, çeviriler dâhil bütün şiir kitaplarını okuduğunu belirten, “tek dizeyi kaçırmam” diyen şiircilerin, şiir beğenilerinde bir değişme, bir yükselme olmayışı mesela.

ŞİİR’i ŞİİR’den devşiren ŞİİRCİLER var; şiir yazabilmek için dur durak bilmeden şiir okuyorlar.

Sonra öykündükleri şairlere çatıyorlar. Saldırı yazıları yazıyorlar uzun uzun; yararlandıkları sanatçıların yok sayılması için gayret gösteriyorlar.

Konu verilip tür serbest bırakıldıysa (ilkokulda belki bazen biraz daha sonra) yemeyip içmeyip MANZUME yazanlar, örtmenim ben ŞİİR YAZDIM’cılar, sonraları bu huylarını bütünüyle geride bıraktılar. Ben’se konu ne olursa olsun mutlaka DÜZYAZI’yla işi götürürdüm. Nitekim öyküyle başladım yazmaya; günce’yle, deneme’yle sürdürdüm. Gençliğim ROMAN okuyarak geçti. Nispeten geç başladım şiir yazmaya. Okumaya da öyle. Sıkı bir şiir takipçisi değildim.

Gene de kan grubu, familya gözetmeden ulaşıyordum çoğu zaman farklı söyleyişlere.

Tüketici olarak, yelpazesi çok dar olmayan yazarlar arasında sayılabilirim belki. Varsıl, kucaklayıcı şiirlere imge salatası diyen sadelikçileri de sevebiliyorum bazen.

Bu noktada, kalite eksperleri, İŞ’i tartabilenler, konesörler geliyor hemen akla ve onların yenilgiye yargılı titizlikleri. Birikimin, bakışın öznelliğinden kurtulmanın olanaksız oluşu. Bunun yarattığı kargaşa, kargaşanın yarattığı tutarsızlıklar.

Dillerinin tat alma cisimcikleri çocukluk evinin aile sofrasına takılı kalmış zevatın, şölenlere rafine tadıcılar olarak çağrılmaları ve kibirle ve hazla koşup gitmeleri de fena halde hayatı andırıyor; hazin bir şaka yani!

20 Şubat 2022

_____

ERKAN KARAKİRAZ’IN YORUMU

Mehmet Mümtaz Tuzcu’dan, muhatabına yazılmış, sert, zehir zemberek, alev almış, cayır cayır yanan bir yazı! Bir temize çekme, hiza alma, ayar verme, manifesto! Beşinci şiirci notu!

Bir nevi dolup taşmanın ertesi, boşalma hâlinin neticesi. Hedef tahtasına yerleştirdiklerini birer birer hesaba çeken, ancak aynı zamanda hesap veren, savunmasını, meramını son derece net ifade eden bir yaylım ateşi. Her karşı çıkış, eski bir defteri kapatıp yeni bir defter açmaktır; Tuzcu, defteri kapatmadan yeni defterden sesleniyor.

Peki kimlere çatıyor Tuzcu?

Şiir üzerine söz söyleme vazifesini yalnızca kendine ve etrafındaki benzerlerine yakıştırıp şiir eleştirisine ve edebiyat tarihçesi yazımına soyunan şairlere, şiiri tanımlayıp tariflerle sınırlayanlara, şiiri yalnızca şiir okuyarak devşirenlere, başka türden eser okuyup yazmaktan uzak duranlara, sadece şiir okumalarına karşın şiir beğenilerinde veya yazdıkları şiirlerde gelişme/değişme göstermeyenlere, tüm bunlardan doğan kargaşanın/tutarsızlığın faillerine, şiir görgüsü/bilgisi eksik olduğu hâlde her ortamda baş tacı edilenlere, kalite ‘eksperlerine’… hepsine ve dahasına çatıyor teker teker.

Eleştiri konusu ettiklerinden söz ederken, kendi seçimlerinden, gençlik hatalarından/acemiliklerinden -‘Çok gençtim ben de, laf dinletemedim’, ‘Sıkı bir şiir takipçisi değildim’… vs.- iğneyi kendine batırmayı da ihmal etmiyor. Tuzcu’nun yazıda bahsetmediği, ancak telefon konuşmalarımızda ‘Kan gruplarımız uyuşuyor’ dediği iki ismi, kara filmlerin incelikli yönetmeni Robert Aldridge’i ve yazar Gustave Flaubert’i ele alalım. Her ikisinin de farklı türlere, disiplinlere ilgi gösterdiklerini düşündüğümüzde Tuzcu’nun kendisinde de gözlemleyebileceğimiz türler ve disiplinlerarası ilgiyi anlamlandırabiliriz. Kendisi de bu yazıda ve daha önceki yazı ve konuşmalarında eleştiri konusu ettiği, şiir tarifi, soruşturmalara yanıt verme, şiir eleştirisi, film eleştirisi, çeviri, eleştirel yorum yapılacağını bildiği bir dergide/sitede yazı/şiir yayımlama gibi kimi alanlarda varlık göstermiştir. Bunlardan gocunmadığını, aksine her birinde titizliğinin yüksek sonuçlarını ortaya koyması sebebiyle zaten gocunacak bir durumunun olmadığını ifade edebiliriz.

Tuzcu’nun yazdığı 5 numaralı ‘şiirci notu’nu, kendi adıma, bir MANİFESTO addediyorum.